|
Kadın
Kadına
Güncelleme:
24.10.2001

Bir
Lezbiyenin Güncesi 22
Size İnsanlardan Çok Daha Fazla Şey Verebilecek
Cansız Objeler ve İnsan Dışı Canlılar

Yine yazamıyordum uzun bir süredir, canım istemiyordu. Hep
aynı şey, hep aynı şey ne gerek var durumları. Ama son aylarda
insanlara olan nefretim o kadar arttı ki bir şeyler karalayayım
da içimi boşaltayım bari dedim.

İnsanlardan hiç hoşlanmıyorum. Kesinlikle anti-hümanistim.
Yalancılar, sahtekârlar, güvenilmezler, çoğunlukla çok zeki değiller,
yarı yolda bırakıyorlar, hiçbir boktan anlamıyorlar, sıkıcılar.
Bunlar insanlık aleminin yüzde doksan dokuzu için geçerli değilse
ben de lambayım. Ya da kelebek.

Bir insanı tanıyor, seviyor, arkadaş oluyorsunuz, ondan bir şeyler
bekliyorsunuz, sonra öyle bir bok yiyor ki, üstelik farkında olmadan,
ona harcadığınız bütün o değerli zamana acıyorsunuz. Maçlara
giden, maçlardan çıkan, Pazar günü çay bahçelerinde tavla oynayan
güruha bakın, hepsi korkunç görünmüyorlar mı? Bence korkunç
ötesiler ve bende uzak olasılar.

15 yıl piyano çaldım, sonra durup dururken bıraktım. İnsanlara
daha çok zaman harcamayı tercih ettim. Sevgililer, arkadaş
gruplarıyla oraya buraya gitmeler derken, bir baktım 4 yıl geçmiş
tuşlara elimi sürmemişim. Aslında küsmüştüm piyanoya, çünkü
onun bana nankörlük ettiğini düşünmüştüm. Ama 5 ay önce yeniden
ders almaya başladım, bu kez sabırlı davranıp ona hak ettiği
zamanı verdim. Yani, günde 2-3 saat ciddi çalıştım. Ve şimdi,
sonuçlar karşısında gözlerime inanamıyorum. Cansız bir müzik aleti
olan piyano, ona harcadığım zaman ve çabanın karşılığını
öyle güzel veriyor ki, bugüne kadar aynı derecede zaman harcadığım
hiçbir insandan bu performansı göremedim.
Tamam,
hadi itiraf, piyanoya yeniden aşık olduğum kadının en sevdiği
Chopin valsini ona çalabilmek umutlarıyla başlamıştım. O
tarih oldu, piyano benle kaldı ve her geçen gün beraber bir şeyler
paylaşıyor, bir şeyler kazanıyor, bir yerlere doğru ilerlediğimizi
hissediyoruz. Piyano artık en iyi dostum ve sevgilim.

Kalem için de aynı şey geçerli. Ya da klavye, yazmak için
kullandığınız şey her neyse. Onunla yeteri kadar zaman geçirip ona
hak ettiği önemi verdiğim zaman, güzel şeyler yazmamı ve
kendimden mutlu olmamı sağlıyor. Bana hiçbir insanın veremeyeceği
bir şeyi, kendi yaratıcılığımın meyvesini görme imkanını
veriyor ve hep sadık kalıyor.

Kedilerim...
Ne kadar çok seversem onları, o kadar çok sevgi görüyorum, çıkarsız,
karşılıksız, sözcüklere ve saçma sapan konuşmalara dayanmadan kurulmuş
pür bir sevgi. Yani, bir şeyle kelime kullanmadan,
konuşmadan bir bağ kurabiliyorsanız daha ne istersiniz ki? İnsanlarla
binlerce kelime harcayarak kurulmuş pamuk ipliği bağlardan
daha değerli bence.

Hele
sevgili konusuna hiç girmek istemiyorum. Kimseyi çekemem.
Cinselliğin
de kendi kendine yaşananı daha enteresan. İstediğin fanteziyi
kurarsın, kimseye hoş görünme çabası harcamak, kimseye taviz vermek,
kimseyi yatağa atmak için kıçını yalamak ve pohpohlamak zorunda
değilsin. Orgazm da aynı orgazm yani. Üstelik ertesi sabah
yatağında yalnız uyanıyorsun ve "allahım şimdi bununla kahvaltı
filan mı etmem gerekiyor, nasıl postalıycam, aradı aramadı, aramalı
aramamalı" tripleri yaşamak zorunda kalmıyorsun. Hem de sevgilin
(yani kendi bedenin) her istediğinde seni tatmin etmek için yanında,
hazır ve nazır.
Moliere'in Misantrope'unu okudunuz mu? Ona katılıyorum. İnsanlar
şimdilik benim için (En azından birileri çıkıp ta tersini kanıtlayana
kadar) sevilmeye ve üzerlerinde zaman harcanmaya değer değil.
Zaten Mars'tan dünyaya taşınırken biliyordum bu başıma gelecekleri.
Bu yazıyı okuyup da alınacak olan dostlar, siz beni bilirsiniz.
Sizi de çekememe modumdayım, tamam mı? Beni piyanom kadar
mutlu edin öyleyse.

Of be, insanların okuması için yazılmış en insan nefreti dolu metinlerden
birine daha imza atmış bulunuyorum galiba. Zehir zemberek olayı.
Ne yapalım beni böyle düşündürtecek şeyleri yaşatmasaydılar
o zaman bana. Annem de doğurmasydı ne yapalım.. Ya da kedi,
veya bir nota (Mesela mi) olarak doğsaydım. O zaman
bunlar başıma gelmezdi. Zaten sadece şeklen insanım sanırım.
Yoksa, o çoğunluğundan tiksindiğim güruhun bir parçası olduğumu
bilmek beni çok üzer.

Geri kalan yüzde bir, siz de böyle düşünüyorsunuz biliyorum,
bunda utanılacak, ahlâksız bir durum yok. Yüzde 99 da o kadar
salak olmasaydı, ne yapalım. Allah allah, ağaca mı çıkalım!

Tamam, bitti.
Tüm zamanların en iyi öykü yazarı: Raymond Carver (Amerikalı,
Türkçeye çevrildi mi bilmiyorum)
Tüm zamanların en iyi müzisyenleri: Bob Dylan, Nick Cave
Tüm zamanların en iyi bestecileri: Schumann ve Chopin
Tüm zamanların en gıcık, nefret dolu ve çekilmez kadını: Bendeniz
(Hem ben, hem de Bendeniz denen o şarkıcı)

Zeynep
Aksoy
Diğer yazılar için tıklayın
|