|
Kadın
Kadına Güncelleme:
21.08.2001

Bir
Lezbiyenin Güncesi 20
Sazlıklardan havalanan bir ördek gibi sesin

Bir insan aylardır her hafta yaptığı şeyi yapmaktan vazgeçmişse,
aylardır aklına yazacak bir tek kelime bile gelmiyorsa, bir
insan aylardır yazamadığı için IQ'sunda önlenemez bir düşüş olduğuna
inanıp iyice bunalıyorsa, kesinlikle ve kesinlikle manasız,
gereksiz, özyıkıcı bir aşk yaşıyor demektir. Ve o insan Ağustos
ayının rüzgârlı (kendi bulunduğu yere göre elbet) bir pazar öğleden
sonrasında 'heheyt be heheyt!' nidalarıyla laptop'unu açıp
tuşların yaratacağı kelimelerin bilinmeyen büyüsüne yeniden
kapılmaya karar verdiğinde onu hasta eden o havasız aşk ininden
sonsuza kadar çıkmış demektir! Aylardır girişi aşılamaz örümcek
ağlarıyla örülü korkunç bir inde yaşıyordum, orada bilgisayar yoktu.
Zaten artık bir ilk insanım. Hayatımı temel içgüdülerim
yönlendiriyor: Yemek, içmek, seks, (bu aralar sadece hayallerde)
ve uyku.

Ben meğer bunlar için yaşarmışım! Medeniyetin nimetleri beni
mutlu etmiyor. Homo sapiens, I celebrate your lifestyle forever!

Hani şu ağzıma sıçan, beni depresyonların en derin mağaralarında
süründüren, aylarca oyalayan Meltem vardı ya, hani mahvolmuştum
sayesinde, şu cüce şişman seksi şarkıcı! Sonunda o
benim müdavimi olduğum çalıştığı bardan ayrıldı. Hem de sayemde.
Çünkü o sevgilisi olacak kıro maganda herifi bardan kovdum.
Herkesin gözü önünde. Ne yapalım o da bana bu hakkı vermişti! Sonuç
olarak rezil oldu, benden kurtulmak için oradan ayrıldı ve yaşayabileceği
güzellikleri teperek kırosuyla kıro hayatına geri döndü.

Böylece aşk nefrete dönüştü, dönüşür dönüşmez de bitti.
Aşk bitti. (Burada Bülent Ortaçgil'in o şarkısı yazıya eşlik
eder) Özgürüm sayın seyirciler! Siz siz olun heteroseksüel
ayaklarıyla etrafınızda kedi gibi dolanan kadınlara yüz vermeyin.
Onlar sizin dürüstlüğünüzü ve acılarınızı hak etmiyor. Hetero
hetero otursunlar. Eşcinsellik cesaret ister. Onların
neyine!

Neyse, yazdıkça sinirlerim bozuluyor o yüzden bu konuyu geçiyorum.
Yeni bir yazar keşfettim. O tabii ki yeni değil de ben cehaletimden
mi, salaklığımdan mı ne, yeni keşfettim. Marguarite Yourcenar.
Bugünkü Radikal'de Mine Kırıkkanat da bahsediyor ama ben keşfedeli
bir ay filan oldu. Dünyanın en muhteşem lezbiyen yazarı o.

Âşık
oluyor, sevgilisi onu terkediyor (herhalde Meltem gibi biriydi,
salak!) ve kadın oturup Ateşler diye bir kitap yazıyor ki
yüz kere okusanız da doyamazsınız. Türkçede bir sürü kitabı
yayınlandı: Hadrianus'un Anıları, Ateşler, Alexis, Doğu Öyküleri...
Ona düz yazının şairi diyebiliriz. Okumadıysanız mutlaka mutlaka
okuyun...

Gelelim
yeni takıntıma. Heteroseksüel erkeklere tahammül etme sınırlarımı
ölçmek durumunda kaldım son birkaç haftadır. Hiç tercihim olmadığı
halde, bir takım mecburi durumlardan bir takım hetero heriflerle
zaman geçirdim. Açıklıyorum: 30 saniye. Hepsinin IQ'sunun
60 civarında seyrettiğini anlamak için bu bile fazla ya neyse.
Tanrım sana şükürler olsun ki bu yarattığın cinsin ne kadar sıkıcı,
aptal ve tekdüze olduğunu hemen anlayıp bir kısmını eşcinsel yaparak
durumu kurtarmışsın. Ya, kadınlar bunlara nasıl katlanıyor?
Deli mi bu kadınlar? Sıkılmaktan, fenalık geçirmekten neden bu kadar
zevk alıyorlar? Neden kalkıp bir de onlarla evleniyor
ve çocuk doğuruyorlar? Hayatında 30 saniyede insanın
içini baymayan bir hetero erkek tanıdığı olan varsa ya yalan
söylüyordur ya da o erkek ayan beyan gizli eşcinseldir. İşte
bu kadar.

Şimdi bu dal dal gezinen yazıyla başlığın ne alâkası var demeyin.
Aylardır yazmıyoruz, pas tuttuk. Başlıkla yazının hiçbir
alâkası yok. O öyle, genel. Bir bağlantı kurabilen de kursun
karışmam.

Ben bir adadayım. Bu yaz sık sık buraya gelip gidiyorum.
Burayı çok seviyorum. Bağlar içindeyim. Yakın bir gelecekte burada
sevgilimle olmayı hayal ediyorum. Ama şimdilik beni mahveden
o manyak aşktan kurtulduğuma o kadar seviniyorum ki kendimle
olmanın, boşalmış kafamı güzel şeylerle doldurmanın ve kendi kendime
kendimi eylemenin keyfini çıkarmak istiyorum.

Yaşasın! Hoppala hoppa yaşasın zıp zıp.

And the Emperor Striked Back. Geri döndüm. Buradayım. Beni okumaya
kaldığınız yerden devam edin.

Aylarımın
şarkısı: İşte kuzu budu geldi..
Günün yemeği: Rejimi bozana kadar haşlanmış tavuk, rejimin
bozulduğu geceyarısı sularında suyuna pişirilmiş bol tereyağlı
pilav.
Günün özlü sözü: Başkası olma kendin ol, tercihen kuzu budu ol.

Ay,
ay, bitiremiyorum, bitiremiyorum, bitti, tamam, tamam, frenin yerini
unutmuşum, bitti....



Zeynep
Aksoy
Diğer yazılar için tıklayın
|