|
Kadın
Kadına Güncelleme:
27.03.2001

Bir
Lezbiyenin Güncesi 16
Dancing Queen

Bu yazı çok kişisel; buna mecburum. Beş aydır o kadar kafamdan
atamıyorum ki onu, ona bir mektup yazmak zorundayım. Bunu ona belki
veririm belki de vermem, bu önemli değil. Ama yazmalıyım ve birileri
okumalı. Bu mektup Meltem'e.

Dancing Queen,
Öykünün başladığı ve bittiği yer burası; benim beynimin kıvrımları.
Seni ilk gördüğüm gün kaydettim oraya ve bir daha çıkaramadım. Yüzündeki
sivilceler, orantısız bedenin, gözlerinin tuhaflığı (şaşılığı) çok
önemsizdi, sen benim aklıma bir büyü gibi düştün. Platonik aşklar
sanatçılar içinmiş derler, onların yaratıcı gücünü artırmak için
varmış. Ben sana aşık olduğumdan beri zayıflamaktan başka bir şey
yapmadım. Çok kez düşündüm beni hak etmediğini, ama her gülerek
yanıma geldiğinde yine ordaydım. "Bırak beni, aklından çıkar, ben
her şeyi bitirdim" diye oyalarken sen beni, ben senin benden ayrı
evine gittiğin zamanlarda neler yaptığını düşündüm. En çok da nasıl
uyuduğunu... Uyumaya hazırlanırkenki rutinini, giydiğin pijamanın
ya da geceliğin rengini, yatakta kıvrılarak mı düz mü yattığını;
nasıl soluduğunu uyurken. Bir insanın nasıl uyuduğunu bilmeden o
insanı bilemezsin. Uykunun savunmasızlığında rüyalar içinde diğer
tarafına dönerken yüzünün aldığı şekli. Bebekliğini düşündüm sonra,
bebekliğinden bugününe kalan ifadelerin hangileri olabileceğini.
Sabah ilk uyanışın, mahmurluğunun gözlerini kısması. Seni en çok
uykudan ilk uyanırken görmek istedim. Sen beni hep çok sevdin, sadece
sevdin. Diğer kadınları ve erkekleri anlattın bana hayatına giren,
ailenin, çocukluğunu, bütün geçmişini anlattın. Anlatmak istiyordun,
dinledim. Teoman'ın "İki Yabancı" şarkısından ilk bahsettiğimde
"yavrus ben o şarkıyı dinledim ve yıkıldım" diye mesaj çektin. İki
yabancıydık çünkü biz ve bu senin için hep çok önemli oldu nedense.
Uykunu bilseydim halbuki, yabancı olmazdık artık. Sen bana uykunu
vermek istemedin. Bu mektup böyle uzar gider, seninle olan ilişkimiz
gibi aynen. Seni terk etmemi, unutmamı istemiyorsun ama hiçbir karşılık
vermeyeceksin. Veremeyeceksin. "Ben seni çok kırarım, ben seni çok
üzerim..." hayır, sadece acıtıyorsun.

İşte böyle, bunu yazıp içimden atmam lazımdı. Bugün, bu uğursuz
Pazar gününde, boğazda bir yerde beraber balık yerken o anın birazdan
biteceğini düşünerek tadını çıkaramadım.

Siz bu yazıları okuduğunuzda, eğlenceli değillerse eğer, mutlaka
Pazar günü yazılmışlardır çünkü lezbiyenlerin depresyon günüdür
Pazar. Belki de herkesin depresyon günüdür, her neyse.

Birini o kadar çok sevmek
ki, onun seni asla mutlu edemeyeceğini bilerek, hatta onunla
geçirdiğin her anda yarı mutsuz olarak yine de onunla olmak istemek.
Böyle bir hastalık işte aşk. Bir kadın tarafından bir kadına duyulunca
bin kat artarak marazlaşıyor. Nedense beraber olduklarından çok
ulaşamayacaklarına aşık oluyor lezbiyenler.

Belki
ulaşınca bütün büyü bitecek. Onun vücudunu bilince herhangi
bir kadın olacak o da. Ama, şimdilik, hâlâ o gizem kadın olarak
beynimin kıvrımlarında. Kendini hayatın çemberinden geçmiş tek insan
zanneden ve beni masum bir çocuk gibi gören bütün o "olgun" kadınlar;
bir gün bir kadına platonik olarak aşık olmanızı tavsiye ederim;
o zaman anlayacaksınız ancak hanyayı konyayı. Nasıl çocuk olacak,
ne renkli tokalar takacaksınız kafanıza; ne anlamsız mesajlar yollayacak
nasıl çocukça kıskançlıklar yapacaksınız.

O
zaman gerçek saflığı görmek mümkün. Çünkü kimse karşılıksız
aşkı yaşamadan büyüyemez.

Zeynep
Aksoy
Diğer yazılar için tıklayın
|