Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Kadın Kadına                        Güncelleme: 28.11.2000

Bir Lezbiyenin Güncesi 6
Karılar (Lezbiyen karılar) psikologlarından ne öğrenebilirler?

Pazartesi saat sabahın körü. (Dokuz.)

Neden, neden, neden terapistime bir pazartesi sabahı 8.10'da randevu vedim? O bunu neden kabul etti? Berbat bir hafta başlamadan önce sabahın köründe henüz gözüm açılmamışken terapide zırlamayı ve bir ruh olarak işe gitmeyi bir mazohistten, bir ruh hastasından ve bir çılgından başka kim seçer? Tabii ki bunların hepsiyim ama aynı zamanda Türkiye'de yaşayan, sevgilisinden yeni ayrılmış ve şaşı bir bar şarkıcısına kafayı takmış bir lezbiyenim ve bütün bunlar gözönüne alındığında 7 günün 24 saatini değil de sadece pazartesi sabahının körünü terapistimle geçirmeyi seçmem oldukça normal karşılanmalı.

Bu kadına bir yıldır gidiyorum ve kendisine maaşımın üçte birini ödüyorum. Bir faydası olsaydı en azından izbe barların şaşı şarkıcılarına delidivane aşık olmayacak kadar akıllanmış olmam gerekirdi; ama ne gezer! Gerçek şu ki terapi bağımlılık yapıyor ve terapistler de bu bağımlılık sayesinde evlerinin beyaz eşyalarını ve diğer ihtiyaçlarını alabiliyorlar. Özellikle hayatımdaki bütün otorite sahibi kadınlara olduğum gibi ilk başlarda terapistime de aşık olduğum düşünülürse! En azından bu aşkımdan vazgeçirmeyi başardı bu kadın, az şey mi bu! (O başka bir güncenin mutlak konusu).

Evet, kağıt medil koleksiyonumla koltukta yerimi aldım. Suzan hanım artık beni o kadar iyi tanıyor ki bir bakışta sevgilimden ayrıldığımı ve yeni birine (ve de hiç olmayacak birine) kafayı taktığımı anladı. İlk sorusu: "Bunu neden yapıyorsun?" oldu.

"Çünkü ben takıntılı, mazohist, otoriteyle problemi olan, fetişleri içinde...." diye kişisel ruh tahlilime başlamıştım ki "doktor sen değilsin, benim ve bir yıldır kendine teşhis koyup duran ben değilim sensin" dedi. Ben boşuna aşık olmamışım bu kadına zamanında, çok zeki, leb demeden leblebiyi anlıyor ve her seferinde beni köşeye sıkıştırıyor! "Neden önce her normal insan gibi zayıflıkların olduğundan ve özellikle şu anda duygusal olarak çok düşük bir durumda bulunduğun için her türlü sana zarar verecek duygusal bağlantıya açık durumda bulunduğundan bahsetmiyoruz?" Ah doktor vah doktor, bunları biz de biliyoruz da nasıl kurtulunacak? Düşündüğümü sezmiş gibi "insan kurtulamaz" dedi, "sadece başetmeyi öğrenebilir. Anlat bakalım bu seferki hangi imkansız şahsiyet? Ajda Pekkan, Tansu Çiller ya da Türkan Şoray değil inşallah!" (Kadın zeki iyi hoş ta bazen çok lokal takılıyor. İmkansız aşklar diye saydıklarına bak! Ben zamanında onunla Madonna, Catherine Deneuve ve Sharon Stone için seanslarca çene patlatmış kadınım.) "Ortaköy'de bir barda şarkıcı, çok güzel sesi var, çok orospu görünümlü ve şaşı" dedim.

İnanamadım ama Suzan hanımın gözleri parladı. "Tahmin ettiğim kadar kötü değilmiş, devam et" dedi. İşte o bara Aylin'le buluşmaya gidişimizi, Aylin'in benden kurtulmak için olayını nasıl planladığını, bardaki sek votkaları, Meltem'in yanıma gelişini ve tanışışımızı, bardaki ilk insanı bütün ayrıntılarıyla anlattım. Tabii onun bir gün ünlü bir Türkçe sözlü hafif şarkıcı olduğuna dair fantezilerimi de. Oralarda biraz bunaldı ama genel olarak şaşırtıcı derecede pozitif bir yaklaşım sergiledi. Bu son platonik takıntımın bu güne kadar ona anlattıklarım içinde en ulaşılabilir kişi olduğunu, dolayısıyla terapide büyük bir ilerleme kaydettiğimi söyledi.

Bak, bak, bak, bağlama çekmeyi de asla ihmal etmezler. Şimdi ben terapi olumlu sonuç veriyor diye gitgide kapıcının karısına ve en yakınımdaki arkadaşıma kafayı takıp olayı mümkün olduğunca lokal hale getirerek bu kadına daha on yıl gelirim.


"Bir düşün" dedi; "bu insan seninle konuşmuş ve her an ulaşabileceğin, ona duygularını açıklayabileceğin kadar yakın bir yerde. Şimdi aşman gereken engel, platonizmden vazgeçip ona neler hissettiğini söylemek."

Allahım, çıldıtmak istiyor beni, çıldırtıp Bakırköy'e kapatmak tek amacı. Sanki benim platonik aşklarıma ne kadar büyük bir saygı duyduğumu ve onlardan acayip tırstığım için bırak duygularımı açıklamayı, gördüğümde konuşamadığımı bile bilmiyor! "Sana hafta sonu için ev ödevi" dedi. "Git o bara, onunla konuş, ona bir içki ısmarla ve duygularını açıkla. Pazartesi bekliyorum."

Ding dong! Elli dakika dolmuştu. Bense şiş, kıpkırmızı bir surat ve kafamda hayatımda bana verilen en zor ev ödeviyle birlikte lanet olası işyerinin yolunu tutmak zorundayım...

Zeynep Aksoy


Diğer yazılar için tıklayın




GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla