|
Kadın
Kadına Güncelleme:
28.11.2000

Bir
Lezbiyenin Güncesi 6
Karılar (Lezbiyen karılar) psikologlarından
ne öğrenebilirler?

Pazartesi
saat sabahın körü. (Dokuz.)

Neden,
neden, neden terapistime bir pazartesi sabahı 8.10'da randevu
vedim? O bunu neden kabul etti? Berbat bir hafta başlamadan önce
sabahın köründe henüz gözüm açılmamışken terapide zırlamayı ve bir
ruh olarak işe gitmeyi bir mazohistten, bir ruh hastasından ve bir
çılgından başka kim seçer? Tabii ki bunların hepsiyim ama aynı zamanda
Türkiye'de yaşayan, sevgilisinden yeni ayrılmış ve şaşı bir bar
şarkıcısına kafayı takmış bir lezbiyenim ve bütün bunlar gözönüne
alındığında 7 günün 24 saatini değil de sadece pazartesi sabahının
körünü terapistimle geçirmeyi seçmem oldukça normal karşılanmalı.

Bu kadına bir yıldır gidiyorum ve kendisine maaşımın üçte
birini ödüyorum. Bir faydası olsaydı en azından izbe barların şaşı
şarkıcılarına delidivane aşık olmayacak kadar akıllanmış olmam gerekirdi;
ama ne gezer! Gerçek şu ki terapi bağımlılık yapıyor ve terapistler
de bu bağımlılık sayesinde evlerinin beyaz eşyalarını ve diğer ihtiyaçlarını
alabiliyorlar. Özellikle hayatımdaki bütün otorite sahibi kadınlara
olduğum gibi ilk başlarda terapistime de aşık olduğum düşünülürse!
En azından bu aşkımdan vazgeçirmeyi başardı bu kadın, az şey mi
bu! (O başka bir güncenin mutlak konusu).

Evet, kağıt medil koleksiyonumla
koltukta yerimi aldım. Suzan hanım artık beni o kadar iyi tanıyor
ki bir bakışta sevgilimden ayrıldığımı ve yeni birine (ve de hiç
olmayacak birine) kafayı taktığımı anladı. İlk sorusu: "Bunu neden
yapıyorsun?" oldu.

"Çünkü ben takıntılı, mazohist, otoriteyle problemi olan,
fetişleri içinde...." diye kişisel ruh tahlilime başlamıştım ki
"doktor sen değilsin, benim ve bir yıldır kendine teşhis koyup duran
ben değilim sensin" dedi. Ben boşuna aşık olmamışım bu kadına zamanında,
çok zeki, leb demeden leblebiyi anlıyor ve her seferinde beni köşeye
sıkıştırıyor! "Neden önce her normal insan gibi zayıflıkların olduğundan
ve özellikle şu anda duygusal olarak çok düşük bir durumda bulunduğun
için her türlü sana zarar verecek duygusal bağlantıya açık durumda
bulunduğundan bahsetmiyoruz?" Ah doktor vah doktor, bunları biz
de biliyoruz da nasıl kurtulunacak? Düşündüğümü sezmiş gibi "insan
kurtulamaz" dedi, "sadece başetmeyi öğrenebilir. Anlat bakalım bu
seferki hangi imkansız şahsiyet? Ajda Pekkan, Tansu Çiller ya da
Türkan Şoray değil inşallah!" (Kadın zeki iyi hoş ta bazen çok lokal
takılıyor. İmkansız aşklar diye saydıklarına bak! Ben zamanında
onunla Madonna, Catherine Deneuve ve Sharon Stone için seanslarca
çene patlatmış kadınım.) "Ortaköy'de bir barda şarkıcı, çok güzel
sesi var, çok orospu görünümlü ve şaşı" dedim.

İnanamadım ama Suzan
hanımın gözleri parladı. "Tahmin ettiğim kadar kötü değilmiş, devam
et" dedi. İşte o bara Aylin'le buluşmaya gidişimizi, Aylin'in benden
kurtulmak için olayını nasıl planladığını, bardaki sek votkaları,
Meltem'in yanıma gelişini ve tanışışımızı, bardaki ilk insanı bütün
ayrıntılarıyla anlattım. Tabii onun bir gün ünlü bir Türkçe sözlü
hafif şarkıcı olduğuna dair fantezilerimi de. Oralarda biraz bunaldı
ama genel olarak şaşırtıcı derecede pozitif bir yaklaşım sergiledi.
Bu son platonik takıntımın bu güne kadar ona anlattıklarım içinde
en ulaşılabilir kişi olduğunu, dolayısıyla terapide büyük bir ilerleme
kaydettiğimi söyledi.

Bak, bak, bak, bağlama çekmeyi de asla ihmal etmezler. Şimdi
ben terapi olumlu sonuç veriyor diye gitgide kapıcının karısına
ve en yakınımdaki arkadaşıma kafayı takıp olayı mümkün olduğunca
lokal hale getirerek bu kadına daha on yıl gelirim.

"Bir düşün" dedi; "bu insan seninle konuşmuş ve her an ulaşabileceğin,
ona duygularını açıklayabileceğin kadar yakın bir yerde. Şimdi aşman
gereken engel, platonizmden vazgeçip ona neler hissettiğini söylemek."

Allahım, çıldıtmak istiyor beni, çıldırtıp Bakırköy'e kapatmak
tek amacı. Sanki benim platonik aşklarıma ne kadar büyük bir saygı
duyduğumu ve onlardan acayip tırstığım için bırak duygularımı açıklamayı,
gördüğümde konuşamadığımı bile bilmiyor! "Sana hafta sonu için ev
ödevi" dedi. "Git o bara, onunla konuş, ona bir içki ısmarla ve
duygularını açıkla. Pazartesi bekliyorum."

Ding dong! Elli dakika dolmuştu. Bense şiş, kıpkırmızı bir
surat ve kafamda hayatımda bana verilen en zor ev ödeviyle birlikte
lanet olası işyerinin yolunu tutmak zorundayım...
Zeynep
Aksoy
Diğer yazılar için tıklayın
|