Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






Kadın Kadına                         

Bir Lezbiyenin Güncesi 24

Beyinsizlik oyunları

Eşcinsellerin, özellikle de lezbiyenlerin (istisnaların kaideleri kafalarına göre bozup genellikle de bozmadıklarını göz önünde bulundurarak) heterolara göre daha zeki ve daha yaratıcı olduğunu düşünmüşümdür hep. Bu tezimi destekleyecek sürüyle örnek de var üstelik... Dünyaya bir bakınız, sanat başta olmak üzere birçok alanda bir yerlere gelmiş, başarılı olmuş insanların büyük çoğunluğu açık eşcinsel, biseksüel, ya da en azından bir "closet-case"tir. Örneğin geçtiğimiz yıllarda ekonomi nobelini alan dünyaca ünlü bir ekonomi profesörü (adını hatırlayamıyorum) ödülü aldıktan sonra ortadan kaybolup bir süre sonra travesti olarak çıktı ortaya ve kendi tutucu çevresinin bütün dışlamalarına karşın en sonunda kendini bulduğunu ifade etti. Yani başarılı eşcinseller sadece Jean Paul Gaultier ya da Calvin Klein gibi modacılarla ya da Jodie Foster gibi Oscarlı oyuncularla sınırlı değil. (Bu arada bu köşeyi okuyup da Foster'ın lezbiyen olduğunu bilmeyen varsa parmak kaldırsın ve derhal koşup geydar'ına ince ayar yaptırsın.)

8 Oscar adaylı "Akıl Oyunları" filminde hayatı anlatılan nobelli paranoyak şizofren matematik dehası John Nash de biseksüeldi. (Her ne kadar filmde buna uzaktan yakından dokunmamayı seçmişlerse de!) Yani eşcinsellikle IQ ve başarılı olma azmi arasında doğru bir orantı görüyorum ben, belki de azınlık psikolojisiyle ilgili bir şeydir, dünyanın diğer en başarılı ve ünlü insanlarının Yahudilerden çıktığını da biliyoruz sonuçta. Kadınlar da lezbiyen olmayı kabul etmekle bile heteroseksist düzenin ne kadar tersine bir yol alındığını gösterir ki bu bile başlı başına belli bir zekânın üstünde olmayı gerektirir. Normal zekâda bir kadın niye durup dururken hayatı kendine bu kadar zorlaştırsın ki değil mi? Evet, artık kendi kendimize sarılarak sevinç naraları atabiliriz, eşcinseliz ve daha zekiyiz, heyoo!

Ama öyle değil işte. Başka kanıtlar da eşcinsellerin, özellikle lezbiyenlerin dünyanın en enayi, en şapşal, en salak insanları olduğunu gözler önüne seriyor, özellikle de duygusal zekâ söz konusu olduğunda. Bu salak lezbiyenlerin önde gideni olarak kendimi ve yakın birkaç arkadaşımı örnek gösterebilirim. Bizim gibiler değmeyecek, manasız bir takım kadınların peşinde pervane olup öyle bir döneriz ki bu milenyumda nobel ödülü alacak kadar başka herhangi bir şeye konsantre olmamız mümkün değildir. Ancak manasız kadınların peşinde manasızca hayatı boşa harcamak dalında nobele aday gösterilebiliriz. Sonuçta itilir, kakılır, horlanır, platonik aşkımızla yapayalnız kalırız ve nobelleri geylerle travestiler kapar. Bu biraz da kadınlık durumuyla ilgili elbette. Erkekler ve geyler genellikle belden aşağılarıyla hareket ederken biz şapşallar yüreğimizle filan hareket etmeye çalışır, bu saçma girişimin sonunda da her daim babayı alır ama asla uslanmayız.

Enayi
arkadaşım 1,5 yıldır bir kadınla beraber ve kadına körkütük aşık. Kadınsa beraber oldukları günden beri sadece bizimkine yalan söylemekle meşgul. Onu eski sevgilisiyle, yeni bulduğu bir takım adamlarla aldatıp durdu, aldatmadığı zaman da aldatıyormuş gibi yapıyor. Bir kere hep erkek buluyor, bizimki de bunun nispeten iyi bir şey olduğunu düşünüyor. Onun pipisi yok ya! Pipiler de biliyorsunuz, her kadının ihtiyacı, zavallı heterocuk (!), ne yapsın? Sonuçta o kadar rest çekip geri döndü, o kadar kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp nedamet getirdi ki, sırf lezbiyen bir ilişki yaşamaktan ve nihaî olarak lezbiyen damgasını yemekten korktuğu için pipilerle haşırneşir olmaya çalışan sevgilisi artık onu zerre kadar takmıyor. Çantada keklik durumu yani, bildiğini okuyor, böylece asla lezbiyen olmadığını (!) da kendine kanıtlamış oldu. Ben arkadaşımı bütün yeryüzündeki lezbiyenlerin yüzkarası ilan ettim ve böyle bir kadına bu kadar paye verdiği için ona acayip sinir oluyorum, boğmak istiyorum onu.

Bu kadar kızıyorum çünkü bana kendimi hatırlatıyor. Ben de az mı kapıldım patolojik yalancı yiyicilere, az mı peşinden dolandım tırnağım olamayacak kadınların peşinde? Tek tesellim o Meltem'le yaşadığım son saçmalıktan sonra çok açık ve net bir şekilde durumumun patetikliğini görmüş olmam. Türkiye'de lezbiyenler genellikle çok fazla seçenekleri olmadığını düşündükleri için her kadına asılır, ilk bulduklarını da ellerinden kaçırmamak için köpek olurlar, ben bu duruma çok üzülüyorum. Lezbiyenliği bir kimlik olarak benimsemiş ve özgürce yaşayan kadınların böyle zayıflıklara uzun süre sevgilisiz kalmak uğruna asla düşmemeleri gerektiğini düşünüyorum. Herkesin başına gelir, bir gün bir bakarız, yıllarımızı anlamsızca hiç değmeyecek birinin kuyruğunda boşuna tüketmişiz. Ama lezbiyenlerde bunun bir "pattern"a dönüşmesi ürkütücü olan. Ne yani ya! Biz nobel alabilecekken saçmasapan kadınların fantezilerini süslemeye mi harcıycaz hayatımızı? O bakımdan geylere çok imreniyorum. Sırtlarına hastalıklı bagajlar yüklemeden canlarının istediğiyle canlarının istediği gibi yatıp kalkıyorlar. Cinsellikle aşkı, cinsellikle duygusal bağımlılığı birbirinden ayırıyorlar. Ben ayrıldığı sevgilisinin arkasından bir haftadan fazla ağlayan ve hemen yeni birini bulup yeniden mutlu olmayan çok az gey gördüm. Ama eski sevgililerini yıllarca unutamayan (Buna ben ve anılarını okuduysanız en "gey" davranışlı lezbiyenlerden biri olan Güner Kuban da dahiliz) çok lezbiyen gördüm.

Yani ben daha fazla gereksiz acılar çekmek istemiyorum, hiçbir lezbiyenin de çekmesini istemiyorum. Madem akıllı geçiniyoruz, nobele ağırlık verelim arkadaşlar.


Haftanın müziği: Beethoven- Sonata Pathetique.
Haftanın filmi: A Beautiful Mind (Deha-deli ve arasındaki çizgi ve bunun eşcinsellere uygulanabilirliği açısından okuyunuz filmi)
Haftanın yemeği: Pahalı olduğu ve rejimde olduğum için yiyemediğim ama rüyalarıma girip duran minik pirinçli çiğ balıklar, yani Sushi.

Zeynep Aksoy


Diğer yazılar için tıklayın

 



GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla