|

JULIET
& JULIET

heteroseksüellik
bir cinsel tercihtir (Devamı)

Sıradan bir reklamın hangi duygularınızı sömürdüğünü düşünün. Örneğin
sigorta şirketlerinin reklamları gelecek korkusu ve güven isteğini,
güvensizlik hissini, kredi ve taksit kart çeşitlemeleri reklamları
insanların kendilerine anlam yaratma çabaları içerisinde tüketim
maddelerinin birikimine saplanmış olma duygularını ve harcayabilme
kapasiteleri arttıkça hissettikleri "ben varım" duygusunu, hijyen
reklamları kadınların anne/karı olarak duydukları sorumluluk duygularını,
kozmetik reklamları kadınların kendilerine açılmış gibi görünen
kamusal alanın kuralları gereği paketlenme zorunluluklarını sömürür,
vs. Kadın ve erkek eşcinseller, toplumun içindeki konumları ve yaşam
şekilleri çerçevesinde bu sömürü tuzaklarına zaten düşüyorlar, kaçmak
için özel bir çabaları olmadığı sürece.

Pazar araştırmacılarının eşcinsellerde aradıkları o "farklılık"
neden akıllı, vizyon sahibi, geleceği gören, cesur, atik ve erken
davranacak işadamlarının ilgisini çeksin? Çünkü eşcinsellerin tüketici
olarak heteroseksüellerden farkını başkalarından önce kullanan işadamı,
pazardaki payında belirleyici bir artış yaşayacak ve eşcinselleri
kendi markasına bağlayacak. Toplumun hemen hiçbir ortak yaşam alanında
eşcinsellik yoktur. Bu da eşcinsellerin kendilerini bir de bu nedenle
yalnız, güven(ce)siz, kabul edilmemiş hissetmelerine yol açar. Ne
aile, ne okul, işyeri, ne mahalle, toplumla buluştukları hiçbir
yer kolay kolay eşcinsel bireylerin varlıklarını kendi üstlerinde
yansıtmasına izin vermez.

Bu izin vermeme kabaca iki şekilde olur. Birincisi eşcinsel bireye
kendini dahil hissedeceği ve kabul edebileceği doğru düzgün bir
eşcinsellik tanımı sunulmaz. İkincisi bir eşcinsel birey inatçılığı
ve kendine inancı sayesinde kendisi için bir tanım oluşturmuşsa
eğer, ona bu tanımı toplumla paylaşma cesareti, olanağı verilmez.
Dolayısıyla eşcinsel bireyler toplumda birbirlerinden yalıtılmış
bir şekilde yaşarlar, şanslıları kendilerine bir iki küçük arkadaş
çevresi kurar, daha da şanslıları toplumun içinde eşcinsellere açılmış
bir iki minik yolu bulur, gerekiyorsa göç ederler. Eşcinsel tüketicilerin,
heteroseksüel tüketiciyle kıyasladığımızda sömürülecek ek duygusu
budur. Yani heteroseksizmin toplumunun onu bir eşcinsel olarak kabul
etmemesinin yarattığı bireysel bütünlük eksikliği. Ama ne var ki
heteroseksizm kabul etmese de eşcinsel eşcinseldir! Ve akıllı şirketler
"Aileniz kabul etmese de Akıllı Şirket sizi kabul ediyor" gibi reklam
spotlarıyla, yaşamını seve seve bu marka çevresinde düzenleyecek,
kendisine gönülden bağlı eşcinsel tüketiciler tavlayarak, pazarın
eşcinsel kısmını kendine kaydırabilir. 
Bu noktada bir de özellikle gey erkeklerin parası olduğuna dair
mitten bahsetmeden geçmek de olmayacak sanırım. Rakamlar geylerin
çok paralı olup, bu paraları günlük ihtiyaç dışındaki harcama alanlarına
yöneltebildiklerini gösterse de, bu aynı miktarda parası olup da
bu şekilde para harcayabilen heteroseksüeller içindeki geylerin
oranıdır aslında. Toplumdaki gey erkeklerin oranı değil. Halihazırda
bu miktar ödeme gücüne sahip insanlar arasındaki gey oranı yani.
Bu mit, toplumun daha kalabalık kesimini oluşturan ödeme gücü düşük
insanların arasında eşcinsellerin olmadığı yanılsamasını yaratıyor
ki, bu kafadan atma bir şey. Pazar araştırmaları hangi kesimi kendine
tüketici olarak muhatap alıyorsa bu onun içindeki gey oranı. Bu
istatistiklerde lezbiyenlerden pek bahsedilmemesinin nedeni de,
doğrudan dünyada zenginliğin çoğunlukla erkeklerce paylaşılıyor
olmasıyla ilintili.

Peki, insanların eşcinsel olmaları neden örneğin yine doğrudan bireysel
tüketiciye yönelik olan gıda sektörünün değil de, turizm sektörünün
özel kategorik tüketicileri olmalarını sağlıyor? Seyahatler insanları
toplumsal bağlarından, zorunluluklarından bir süreliğine koparırlar.
Turizm sektörü insanlara belli bir "süre"liğine bir "yeri" pazarlar.
Bu "süre" zarfında gidilen "yerde"ki turizm üreticilerine ve tüketiciyi
onlara ulaştıran aracılara para kazandıran şey, doğrudan turizm
tüketicisinin varlığı, bedeni, hisleri, konfor ihtiyacı, bakılma
ihtiyacı, kendini her şeyden bağımsız algılama hazzını yaşama ihtiyacıdır.
Örneğin şampuan fabrikasında çalışan bir işçi hiçbir zaman bir şampuan
tüketicisine özenle ve kibar davranıp ona yaşamda bir varlık olarak
yer kapladığını, bu varlığın anlamlı ve önemli olduğunu hissettirmek
zorunda değil. Şampuanlar, reklamlarda yarattıkları güzellik, gençlik,
hijyen ve koku konforu tanımlarıyla kendilerini sunarlar, bu da
yeterli olur. Ama turizmde satın alınan şey bireyin doğrudan yaşamda
varolduğunu hissetme ihtiyacı ile ilintili. Reklamında da, kullanımında
da sürekli bir biçimde tüketiciye anlam taşınması zorunluluğu var
ve turizm sektörü bunu doğrudan çalışanları aracılığıyla yapar.
Yani toplumun içinden kanlı canlı insanların, tüketici ile fiziksel
temasa geçerek onlara sunduğu süreğen ve total bir hizmet söz konusu
turizm sektöründe.

Bu da eşcinsel bireylerin, toplumsal hayatta heteroseksüellerden
daha az karşılaştıkları bir "hoşluk". Ya da eşcinsellikleri yokmuş
gibi yaptıkları sürece eksik, bozuk, çürük, yabancı bir taklit etme
halinde edinmiş gibi hissedebilecekleri bir "hoşluk". Hizmet satın
aldıkları kişiler eşcinselleri dışlamıyorlar, aksine çok özenli
davranıyorlar. Yani eşcinsellerin, eşcinselliklerini de bavullarına
koyup yanlarında götürebildikleri tatiller, heteroseksist toplumdan
bir süre kaçmış olmalarını sağlıyor. Bir eşcinsel seyahat paketinin
reklam spotu: "Tayvan'a Gay Kaçış" Yani seyahat sektörü farkında:
geyleri gey olarak kaçırmanın yollarını bulursanız, her zaman sizle
kaçarlar. Eşcinsel seyahatlerin başka bir yanı da, tanımadığınız
pek çok eşcinselle beraber tatile çıkma şansı. Sadece eşcinsellere
yönelik tatil köyleri ve gidilecek yerlerde eşcinsel tatil köylerinde
yoksa o zaman gemilerin tatil köyü olarak kullanıldığı bir dolu
eşcinselle birlikte geçirilen "rüya" tatiller. "Rüya" çünkü toplumdan
aynı nedenlerle dışlanan insanların bir arada geçirdikleri, kendi
güçlerini ve özelliklerini hissederek yaşadıkları "deneyüstü" bir
atmosfer. Pek çok yeni eşcinselle tanışma olanağı, yeni bir romantik
ilişkiye ya da heyecanlı seks dolu gecelere doğru bir yol alış.
Eşcinsellere pazarlanan bir ürün paketi. Yani sorununuzu toplumun
içinde çözemiyorsunuz, o zaman seyahat şirketleri size paranızla
bu sorunlardan kaçma olanağı tanıyorlar.

ABD'de yaşayan eşcinsellere dair sizin düşündüğünüzden daha karanlık
bir tablo çizdiğimin farkındayım. ABD'deki eşcinsel gettoları, eşcinselleri
kabul eden şirketler, kamusal alandaki eşcinsel görünürlüğü dolayısıyla
oradaki eşcinsellerin bir cennette yaşadıklarını, ve bu hurilerle
nurilerin Türkiye'ye tatile geldiklerinde de kötü muameleye uğramalarının
devletin büyük bir ayıbı olduğunu ve bundan bizim de utanmamız gerektiğini
düşünüyor olabilirsiniz. Ancak örneğin FBI'ın geçenlerde sunduğu
bir rapora göre, ABD'de 2000 yılında nefret cinayetleri arasında
kurbanın cinsel yönelimi dolayısıyla işlenenler, ırk ve din temelli
nefret cinayetlerinden sonra üçüncü büyük kategoriyi oluşturuyormuş.
(7) ABD'de eşcinsel hareketin yanı sıra eşcinsel karşıtı bir hareket
de var. Toplumda ne kadar açığa çıkarsan, üzerinde aslında halihazırda
gizlice uygulanan şiddetin daha açığına maruz kalırsın. Ve dünyanın
hiçbir yerinin eşcinseller için şu an cennet olması mümkün değil.
Cennete ancak mücadeleyle gidebiliriz. Ya da mücadelenin kendisinin
cennet olduğunu düşünmek daha doğru bir yaklaşım olur belki de,
çünkü cennet diye bir yer yok.

Cenneti istiyorsak şimdi burada istemeliyiz ve bunun için de cennetin
ve cehennemin ne olduğunu çok iyi tanımlamalıyız. ABD eşcinseller
için cennet olsaydı, özellikle eşcinsellere pazarlanan seyahat paketleri
olmazdı. Çünkü "eşcinsel"i heteroseksizm tanımlar ve eşcinsel olduğunun
farkında olduğun bir hayat yaşıyorsan ve bu farkında lığın üstünden
sömürülüyor ve baskı görüyorsan, orası cennet değildir. ABD'deki
eşcinseller gemilere doluşup buralara gelerek, elele dolaşarak alışveriş
yapıp esnafı güldürdükleri turistik alanların dışına çıkma ihtiyacı
duymadıkları sürece, merak edip internetten veya başka bir kanaldan
bulup, örneğin bu toplumda eşcinseller olarak varolma mücadelesi
veren Kaos Kültür Merkezini ziyaret etmek gibi kaygılar duymadıkları
sürece, buralara kadar gelmiş olmaları mücadeleye değil, onlara
"gey gey kaçma fırsatı veren" firmaların işine yarar. Yani cennete
götürüldüklerini zannederek kaçırılırlarken, aslında daha da girift
bir cehennemin içine sürüklenmekteler. Paraları sayesinde kendilerini
özgür zannettikleri bir cehennemin içine.
Başa dönmek
için tıklayınız

Yeşim
Başaran
|