Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






JULIET & JULIET                         

heteroseksüellik bir cinsel tercihtir

eşcinselliğinizi tercih ettiğiniz yılları hatırlıyor musunuz? veya yoksa hâlâ onu keşfetmeye mi çalışıyorsunuz. komik olmayın lütfen…. hâlâ keşfedemediniz mi?

küçücüktüm, ufacıktım.. üniversite şehrime gelmiştim. hayattan tek beklentim aile baskısından özgür olmaktı, daha da fazla bir şey bilmiyordum zaten. televizyondan, içimden gelenleri yapamamaktan, kazanmak istediğim bir tek bölüm bile bulamamış olmaktan, geçmişimden, bilemediğim geleceğimden, hayattan korkmaktan, insanlarla nasıl ilişki kuracağımı bilememekten, maalesef bir bölümü kazanmış olmaktan, o bölümü kazanmamış olmasam zaten yapabilecek başka bir şey bilmiyor olmaktan nefret ediyordum. büyükşehir bana çok garip gelmişti. insanlar dine rağmen içki içiyordu, erkeklerin saçları uzundu, benim tek sorunum ailemken, insanlar benim anlayamadığım daha büyük sorunları dert ediyor ve bunlar için mücadele etme yöntemlerini tartışıyorlardı. daha neler vardı neler.

en çok konuşulan konu cinsellikti. tabular… tabular… tabular… bunları yıkmak gerekiyordu. önce "tabu"nun ne olduğunu anlamak için çaba sarf ettim. ne olduğunu bilmediğim bir şeyi yıkamazdım öyle değil mi? bunun için gerçekten çok çaba sarf ettim, herkesi aynı anda memnun etmek mümkün olmuyordu. herkesi memnun etmekle uğraşmak yerine, kendi gerçeklik hissimi oluşturup yaşatmak zorunda olduğumu anladım. kitapları çocukluğumdan beri çok severdim. taşrada bulabileceğim ne kadar kişisel kitaplık varsa, hepsindeki kitapları birden fazla kereler okumuştum. ama büyükşehirde tanıştığım insanlar, benim kitapları tekrarlama zamanlarımı başka kitapları okuyarak geçirmişlerdi. ben hep geride hissettim kendimi. hâlâ tabuları anlamaya çalışıyordum. neydi bu tabular, onları yıkmak gerekiyordu. sonra yavaş yavaş keşfetmeye başladım. bekaret tabulardan biriydi, ondan kurtulmam gerekiyordu. bunu ne için istediğimi bile bilemeden bekaretimden kurtuldum. sonra yavaş yavaş aile baskısı ile hayattaki diğer büyük sorunların ne kadar iç içe olduğunu keşfettim. sevindim. kendi gerçekliğimi oluşturmaya başlamıştım işte. her izlediğim filmden, her okuduğum kitaptan sonra babamla hayali kavgalar yaptım, işte benim kendi dilimle anlatmaya çalıştıklarımı (ve beceremediklerimi) büyük yönetmenler, oyuncular, büyük yazarlar da savunuyorlardı. ne kadar da haklıydım.

tabuları anlamaya ve yıkmaya başlamıştım, ama çok hızlı gidiyordum. bir gün bir kadına aşık oldum. kendimi ait hissettiğim "tabu yıkma" dünyasında eşcinselliğin de yeri vardı (sözümona), hemen kabullendim "eşcinselliği de tercih etmiş" olmayı. tüm bunları bir tuvaletlik zamanda geçirmiştim aklımdan, tuvaletten çıktığımda başka biriydim. hah… sonra yıllar süren sürecim başladı. kadınlara aşık olmak tuvalette düşündüğüm kadar kolay değildi. çünkü, kadınlar erkeklerin aşklarının tehdidi altındaydı, kendimi "aşk tehdidi"nin erkek ucunda gibi hissettim, bir kadına nasıl kur yapılırdı, ona nasıl aşık olunurdu, kim desteklerdi ki beni. ben de bu "kişinin kendi gerçekliği" hissimi çok abartmıştım canım. insan bu kadar da herkesin karşısında olarak yaşayamazdı ki. ben sonuçta şurda 1.60 boyunda 50 kilo küçücük bir kızdım, ben neyle nasıl baş edebilirdim ki, kim benden korkardı da, ben onlarla baş edebilirdim ki. en çok aşık olduğum kadınlardan korktum. tabularımı, kadınlara aşık olmaya vardıracak denli yıkamayacağıma karar verdim. aşık olduğum kadınlara hep aşkım geçtikten sonra açılabildim. hah...

kadınlardan vazgeçtim, ailemle ve okumaya çalıştığım bölümle ve şu eski hikaye hayat gailesi ile uğraşmak yeterince zordu zaten. bir de buna katlanamazdım. zaten daha en ön sırada insanlarla ilişki kurmaktan korkmamayı başarmak vardı. uff... en zoru. taşrada bütün o akraba ve komşu karmaşası içinde tek çözüm onlardan uzak kalmak iken ve ben bu çözümle huzurlu iken, şimdi karşıma ilişki kurmayı isteyeceğim insanlar çıkmıştı ve ben bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. tanıştığım herkes beni konuşacak hiçbir şeyi olmayan bir salak olarak görüyordu, veya ben öyle sanıyordum, çünkü hiç konuşamıyordum ki, sahi insanlarla ne konuşulur?!… öteki yayınlarının psikoloji kitaplarını okumaya başladım, nevrotik insanları anlatıyorlardı, nevrotiklerin en önemli özelliklerinden biri nevrotik olmalarını kabul etmemeleriydi. tuhaf, bu özelliği dışında "nevrotik insan" tanımına ne kadar da uyuyordum. kafam karıştı, "nevrotik insanlar" dünyasına ait miydim, değil miydim? belki de ben tuhaf bir nevrotiktim. eğitim sisteminin garipliği, ya da her nedenden dolayı ise, sosyal bilimlerden, sosyal bilimlerin kelime tanımlarından bile uzak biri olarak, psikolojiyi keşfetmekten memnun olmuştum yine de, bölümümü değiştirmek istedim, psikoloji okumak, ama cesaret edemedim.

yine de psikoloji kitapları okumak işe yaramıştı. mutsuz, huzursuz, beceremeyen bir insan olarak yalnız olmadığımı öğrenmiştim ve bu işe yaramıştı. kendi içime düşmektense başka insanların kişisel tarihlerini ve bununla bağlantılı psikolojik gelişimlerini izlemeye başladım. işe yarıyordu. insanlar, insanlar, insanlar… bir çoğuyla tanıştım ve neler konuşmadım ki. kendime güvenmeye başladığımı hissediyordum. en azından insanlarla iletişim, konusunda. J ve onlarla ilişki kurdukça psikolojiden uzaklaştım, bana kısır gelmeye başladı. her şey kişiselmiş gibi davranıyordu psikoloji, oysa ben kişisel olanın politik olduğunu görmeye başlamıştım. taşra - büyükşehir uyumsuzluğu yüzünden ne çok insanın benimle aynı durumda olduğunu gördüm ve sosyolojiyi sevmeye başladım. her şey ne komikti aslında. yaşadığımız küçücük çağ zaman diliminin gerekleri ve korkunçlukları içinde ne gereksiz korkular büyütüyorduk içimizde. evet, nihayet, kesinlikle yıkılması gereken tabuları anlamıştım. zaten ayrıntı yayınları okumaya başlamıştım. artık tabu kalelerim gücüme dayanamıyordu. veeee…. kadınlara olan aşkımla yüzleşmek zorunda olduğumu kabullendim. aşık oluyordum işte, hayaller kuruyordum. evimden çıkıyor, kapıyı kilitliyor, toplu taşıma araçlarına biniyor ve etraftakileri izliyor, toplu taşıma araçlarından iniyor ve etraftakileri izliyordum. uzun saçlı erkeklerin cinsiyetçi olmadığı sanımdan çoktan vazgeçmiştim, olabiliyorlardı. kadınları izliyordum, onların uzun ve de kısa saçlılarını. ve nedense özellikle kısa saçlıların yüzlerinde, gözlerinde o kadar çok şey okuyordum ki, evime dönüyor, bir de kitaplarımı okuyor ve sonra hayallere dalıyordum. evet ben eşcinseldim işte. bunu tercih etmemiştim, ama öyleydim. kadınlarla ilgileniyordum. saçlarımı kestirdim ben de, yüzlerini izlemeye bayıldığım kadınlara benzemek istedim. tabularımı yıkmak için bekaret vermek gerektiği sanıma çok gülmüştüm. daha ne tabular vardı ve ben bekaretle uğraşmıştım. haha… bekaretsizliğin daha evvel düşünemeyeceğim kadar derin sınırları vardı aslında ve bunları görmeye yeni başlamıştım.

ne hayaller kurdum, ne tabular yıktım aklımda. ama bunu birileriyle paylaşmak… bunun nasıl yapılacağını bilemediğimi fark ettim. evet, dedim kendi kendime, bir gün bir kadın sevgilim olduğunda onun benim sevgilim olduğunu kimseden gizlemem. evet, evet, ben aslında bunu kimseden gizlemiyordum. sadece anlatacak tek şey hayallerimdi ve bunu nasıl anlatacağımı bilmiyordum. kadın sevgilim olduğunda zaten anlatacak bir şey kalmazdı çevredekilere. işte, ben bir kadınım ve sevgilim de kadın. sizin için ne fark edebilir ki. bu kadar basit bir şey bu. neden anlamayasınız ki.

Yazının devamını okumak için tıklayınız


Yeşim Başaran

Önceki  




GL KÜLTÜRÜ

GLK EDİTÖRÜ'NDEN

DERDİNİ SÖYLEMEYEN

EŞCİNSEL DEHALAR

TARİHİN PEMBE
SAYFALARI


ROMEO & ROMEO

JULIET & JULIET

KADIN KADINA

ERKEK ERKEĞE

CİNSİYYET
(GL haber)

MİTLER

GLK MÜZİK

GLK KİTAP

GLK SİNEMA

SAĞLIK

SÖZLÜK

CİNSEL BİLGİLER

MEKANLAR

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla