|

JULIET
& JULIET

İkiyüzlülük

Kaynağını kesinlikle Türkiye topraklarında bulmayan, zaman zaman
Batı'ya doğru kaykılan hemşehrilerimizin ithal ettiği bir lezbiyen/gey
varolma türünü daha önceleri farkeder gibiydim de, emin olamıyordum.
Eşcinselliğin kimlik olarak algılanması, kabulü, üstüne bir de "dünya
benim için yaratılmış"vari bir kılıkta vücut bulan lezbiyen/gey
özgüveni, Batı'da üretilen eşcinsel kültür ürünlerinin takibi, bilumum
Batı büyükşehirlerindeki gey mekanları hakkında geyik/dedikodu yapabilecek
kapasitede malzeme birikimi, lezbiyen/gey modasının ve lezbiyen/gey
ünlülerin ilişkilerinin yakın takibi, lezbiyen/gey tüketim malzemelerinin
biriktirilmesi ve tekrar edeyim en önemlisi hakikaten asla yıkılmaz
görünen, kudretli, muazzam lezbiyen/gey özgüveni. Eşcinsel harekette
de Batı'dan alınan pek çok şey var, ya da Batı'dan alınmamış olsa
bile aslında başkaları tarafından daha önceden ithal edilmiş, artık
yerlileşmiş biçimler kullanılıyor(dur sanıyorum). Bu da çok olağan
bir durum, sakın boşkafalılık yapıp eleştirdiğimi düşünmeyin. Ama
gerçekten de bana oldukça şaşırtıcı gelen bir durum var: Bazı insanlar
özgüvenlerini Batı'da kazanıyorlar, bazıları burada. Bu da çok ilginç
geliyor bana. Çok takip edebildiğim biri değil, ama içimde Tarkan'a
dair biriken hisler de böyle. Sanki Batı'ya gitti ve demir özgüveniyle
geri geldi. Ve ben artık eminim, Batı'dan ithal bir lezbiyen/gey
varolma biçimi var.

Sonuçta her toprakta başka başka yaşamlar, dünya algılama biçimleri
yeşeriyor, insan da ister istemez onu/şunu/bunu çekici, kendi yaşamına
eklenebilir buluyor. Bu hiç de fena birşey değil. Çok hoş. İyi ki
Batı var, lezbiyen/geyliğini kabul etmek için yanıbaşımızda durarak
insanlara destek oluyor. Ama bunu sonuna kadar alkışlayamayacağım,
çok üzgünüm ki. Neden? Çünkü, Batı'dan buraya metanetle "lezbiyen/gey
özgüven" hattı çeken kardeşlerimiz, bazen yanlarında "we are queer,
we are here, gimme a beer" zihniyetini de getiriyorlar. Yani "yaşasın
benim barlarım var, yaşasın benim tişörtlerim var, yaşasın benim
ünlülerim var, yaşasın benim param var, yaşasın bir ayağım Batı'da,
yaşasın orda çok rahatım, laylayloyyy!!!" zihniyeti. Yani paranız
ve de "dünya benim için yaratılmış" hissiniz yoksa, istediğiniz
kadar Batı'ya gidin, bu zihniyeti öyle kolay kolay edinip valizleriniz,
aklınız, anılarınız dolu geri dönemezsiniz. Eee o zaman da, burdan
da ne çıkıyor, demek ki lezbiyen/gey özgüveni ithal edebilme yeteneğine
sahip kardeşlerimiz aynı zamanda "asla tatmin edilemeyecek özgüven
boşluğu" da ithal ediyorlar, bu topraklardaki kardeşlerine. Yani
Türkiye topraklarında kendi özgüvenini kazanmanın yollarını binbir
zahmet bulmuş, elinden geleni yapanlar, birden hiç de daha önce
varlığından haberdar olmadıkları "Batı'dan ithal lezbiyen/gey özgüveniyle"
karşılaşıyorlar ve kendilerini kabul etme çabaları bu sert, dayanıklı,
eğilmez, bükülmez özgüven karşısında çatırdıyor ve örnek alınması
gereken model ortaya çıkıyor "Hey garson! We are queer. We are here.
Gimme a beer!!! Hey Hey Heyyyy"

Dilim döndüğünce yukarıda uydurduğum durum, bence ilk defa bu kadar
kapsamlı, bu kadar sistematik bir şekilde, televizyonlardan ve gazetelerden,
Türkiye'de kendine özgüven kaynağı arayan lezbiyen/geylere ulaştı.
Bu seferki özgüven hattı Tarkan ve oldukça güçlü ve aynı
anda birsürü kişiye ulaşıyor, hem bir yandan -çook yaygın olduğunu
iddia etmiyorum ama- toplumun gözünde bir tür geyliği meşrulaştırırken,
diğer türleri şu "mahallenin ibnesi" formunda, öykünme ve mutsuzluklarla
birlikte arkada bir köşeye atıyor. "Heyy çocuğum, kabul görmek istersen,
Tarkan gibi sempatimizi kazan!!!"

Şimdi üzülenler vardır, "Ay Tarkan eşcinselliğini kabul etti,
etmedi, vs." Aman canım ne takıyorsunuz ki? Olan oldu zaten. Artık
istediği kadar kızları taksın koluna. Toplumu anlamaya çalışırken,
kendimizin yirmi bin fersah dışına çıkıp, adına Halk deyip anlamaya
çalışıyoruz ve bu Halk da genellikle anlayışsız oluyor ya. İşte
bu konuda da Tarkan eşcinselliğini açıkça ifade etmeyince,
Halk karşısında eşcinsel olduğu söylenmemiş farzediliyor. Eh yani,
aynı Halkın kendisi ve bundan önceki kuşakları -hadi Zeki Müren'i
es geçelim- Bülent Ersoy'un transeksüelliği konusunda da
mı bilgisizdi? Yok canım, hani diyelim bir yere kadar saf olabilir
de, o kadar da saf değildir artık. Yani konu Halkın bilip bilmemesi
değil, bilip de bilmemezlikten geldiği şeye karşı zihninde biçimlenen
genel yaklaşım.

Benim tahminim, Tarkan sayesinde Türkiyeli lezbiyen/gey camianın
en fazla gelebileceği nokta: Eşcinselliğini sunma ve yaşama biçimi
Tarkan'ınki gibi olanlara gösterilecek tahammül ve onlara
karşı eşcinsel değillermiş gibi davranarak idare etme, yani sosyal
kıvırtma, yani hani şu eski klasik: İkiyüzlülük...

Yeşim
Başaran
|