|
Kapının
Dışında Kalmak

Acelem
vardı. Bir an önce çıkıp gitme telaşındaydım. Sevgilimse Amerikan
filmlerinden esinli bir romantizmle dudaklarıma veda öpücüğü kondurma
derdindeydi daha çok. Sokak kapımız mutfak camına baktığından ve
tam da o sıra, mutfak camı ardına kadar açık olduğundan, beni omuz
başlarımdan kavrayıp merdiven boşluğunda sota bir duvara yapıştırdı.
Öpüştük uzun uzun.
Sonra çat! dedi kapı; kapandı.

Küçük bir romantizm uğruna, düşünmeden kendi de eşiği aşmış olan
sevgilimle kapalı kapının önündeydik şimdi. Anahtarsa içeride, kapalı
kapının ardında boş evin huzur verici sessizliğine kulak veriyor
olmalıydı.
Kapının
dışında, uyku mahmuru bir pazar sabahı çilingir bulmaya giden sevgilimin
dönmesini beklerken, kapının dışında kalmamızla eşcinselliğin bilinçdışına
ve eşcinsellerin toplum dışına itilmesi arasında bir bağ olduğunu
keşfettim. Evet, kapıda kalmamızın sebebi eşcinsel olmamız, dahası
eşcinselleri dışlayan, kötü gören bir toplumda yaşıyor olmamızdı.
Sonra suçlunun ortaya çıkışıyla tüm olan biteni yeniden anlamlandıran,
yap-bozun parçalarını teker teker yerleştiren bir Agahta Christie
kahramanı gibi bakmaya çalıştım olaya:

1. Sevgilim niçin hemen eşikte değil de, merdiven boşluğunun
kuytu, sota bir yerinde, karanlıklar içinde öpmek istemişti beni?
2. Sokak kapısına bakan ve tam da o sıra ardına kadar açık
olan pencerenin bunun böyle olmasında etkisi neydi?
3. Eşcinsel değil de heteroseksüel bir çift olsaydık,
aman biri görür, ama laf çıkar korkusu ile öpüşmemizi, minik-romantik
yakınlaşmalarımızı gizlemek zorunda olduğumuzu düşünür müydük?
Eldekiler: Kapalı bir kapı, çilingir çağırmaya giden bir
erkek, kapının önünde oturan bir erkek, öpüşmek isteyen iki erkek,
birbirini seven iki erkek, sokağı ve kapıyı aynı anda görme heveslisi
bir cam ve birer tutam dışlama, ötekileştirme, korkma… Homofobi!
Biri görür, bir şey der; hep her şey bir anda bozulabilir korkusu
ile yaşıyor olmak sıkıcı. Öylesine doldurulmuşuz ki korku ile, o
kadar içimize sinmiş ki sakına saklana, utana sıkıla yaşama gerekliliği…
Evet,
uyku mahmuru bir pazar sabahı, sevgilim amerikan filmlerinden esinli
bir öpücük kondurmak istedi dudaklarıma. Düşünmeden, içgüdüsel olarak,
toplumsal baskı ve kısıtlamaların öğrettiği şekilde, beni karanlık,
kuytu, sota bir yere çekip öyle öpme gereği duydu. Biri görürse,
bir şey derse, her şey bir anda bozulursa diye korktu.
Tüm bunlar sadece eşcinsel olduğumuz için böyleydi.
(Öyle miydi?)
Hayat düşündükçe, korktukça, kapının dışında kaldıkça tüyler ürperticiydi.


Önceki
yazıları için tıklayınız
|