|
Erkek
Erkeğe
Zeki
Müren ve ben… Ve bir ben, bir Zeki Müren

Bazı
konularda yazmaya çalışırken kelimeleri bir türlü toparlayamam.
Çünkü çok düşünülmüştür, çok hislenilmiştir, her şeyi ile "çok"tur
bu "bazı konular". Ya eksik, ya fazla gelir kelimeler, en çok da
anlamsız bulurum kurduğum cümleleri.

Zeki Müren hakkında yazmak da bu denli zor benim için. Yazdım, defalarca
sildim, sil baştan yazdım, üstünü çizdim sonra. Nasıl başlayacağımı,
nerede duracağımı düşündüm; bulamadım. Belki bir dizi yazı, belki
bir gün bir araya getirilip büyük bir anlatıyı oluşturacak denli
yazmam gerekti. Ama dediğim gibi, ya eksik, ya fazla ya da anlamsız
geliyordu her seferinde… Öyle bile olsa, en azından ufak bir giriş…
Bir iki küçük çağrışım… Başlamalıydım…

*
Zeki Müren'le tanışmam, oldukça eski bir tarihe dayanıyor. Kaç yaşında
olduğumu tayin edemeyecek kadar küçüğüm. Televizyonun bir metre
kadar önünde yerde oturuyorum. Televizyon yaklaşık bir metre yüksekliğindeki
bir sehpanın üzerinde. Kafamı kaldırıp ekrana bakıyorum. Orada işte!
Çiçekler arasında. Çiçekler içinde. Yakası çiçeklerden oluşan bir
elbise giymiş. Saçları kabartılmış, geriye taralı, kırlaşmış platin
sarı… Dudakları şeftali rengi, gözleri de vurgulanmış belli ki…
O zaman tüm bu ayrıntıları ayırt edememiş olmalıyım tabii. Kaldı
ki etmiş olsam bile, henüz kadına ve erkeğe dair tanımlar ve kurallar
ile yeterince zehirlenmemiş olduğumdan, bir erkeğin ruj sürmesini,
sürme çekmesini ya da çiçeklerle bezeli yakalı elbiseler giyiyor
oluşunu sorun etmemiş olmalıyım.

Nedenini bilmiyorum ama Zeki Müren'i gördüğüm anda hissettiğim ilk
şey korku olmuştu. Onun o kalıplara sığmayışı ya da tanımlar ötesi
oluşu değildi muhtemelen bu korkunun sebebi; bilmiyorum, belki onda,
o anda kendimi görüyor oluşumdu, kendimi bir televizyon ekranından
izliyor oluşumdu. Kendimi "eşcinsel" olarak tanımlamama henüz on
küsur yıl da olsa, içimde olanı, henüz adlandırma gereği duymadığımı,
istesem bile adlandıramayacağımı görmüş oluşumdu onda beni böyle
ürküten belki de… Küçük bir çocukken gördüğüm o insanı unuttum,
belki de unutmayı seçtim yıllarca.

Sonra bir gün…

Ortaokul ve lise hayatım boyunca hareketlerim bir erkekten beklenen
davranış kalıpları dışında olduğu için, yani hareketlerim erkeksi
değil de kadınsı olduğu için, yazı yazarken ya da kaşık tutarken
serçe parmağımı kaldırıyor, yürürken kıçımı sallıyor, heyecanlandığımda
sesimi inceltiyor olduğum için sürekli aşağılanan ve alay edilen
biri oldum. Hakkımda çıkan dedikoduların haddi hesabı yoktu. Yok,
pantolonumun içine muz çorap giyiyormuşum, yok kaşlarımı alıyormuşum…
Evet, bir gün, bu gerçeği öğrendiğimde lise ikiye gidiyordum… Bir
gün, bir mantık dersinde, sınıftaki oğlanlardan biri kalkıp tüm
sınıfın huzurunda hocaya söyleyivermişti aslında kim olduğumu… Ben
Zeki Müren'in manevi kızıydım.
Evet,
Zeki Müren babacığım… Ben, senin manevi kızın, senin manevi kızın
olmanın gururuyla, seni sonsuza kadar seveceğim. Her zaman, hep
sana layık olmaya çalışacağım. Bazen, bazı konularda yazmaya çalışırken
kelimeleri bir türlü toparlayamam. Çünkü çok düşünülmüştür, çok
hislenilmiştir, her şeyi ile "çok"tur bu "bazı konular". Ya eksik,
ya fazla gelir kelimeler, en çok da anlamsız bulurum kurduğum cümleleri.

Serdar
Soydan


|