|

GLK
Editörü'nden... Güncelleme:
16.
04. 2002

Her
Son Bir Başlangıçtır

İki haftadır lens takıyorum. Yani takmaya çalışıyorum.
Sabahları yarım saate yakın süren bir lens takma merasimi
işe geç kalmama neden olacağından bu iki haftanın ancak üç beş gününde
takabildim. Ama canhıraş feryatlarla sonunda alışabildim ve artık
sadece on beş dakika sürüyor. Lenslerin ardından dünyaya
da farklı bakmaya başladım gibi geliyor. Çevre, insanlar,
kitaplar, filmler farklı geliyor. Değişik, sisli bir dünyaya
bakıyorum gibi. Geçenlerde
bir akşam "ben lenslerimi haftada bir çıkarıyorum" diyen bir arkadaşıma
özendim ve gece yatarken çıkarmadım. Ertesi sabah o güne kadar gördüğüm
en farklı dünyayla karşılaştım. "Zeynep, senin evin bahçe
katı olduğu için mi sabah sabah sisli?" Daha sonra anladım ki benim
lensim gece yatarken çıkarılmayacaklardan değilmiş.

Minik plastik yuvarlakların ardından gördüğüm dünya gerçekten
de değişik. Birkaç gün önce yeni bir eve taşındım.
Cihangir'e... Hep istediğim "muhit"e yani. Muhit
lafını da çok severim. "Muhitimize geldik lütfen peşimi bırakın"
esprisini yıllarca yapmışımdır. Gerçekten de yeni bir ev, yeni bir
çevre insanın yaşam açısını değiştiriyor. "Yaşama
bakış açısı" lafını kısaltıverdim. Hayatta durduğun yerin
farkında olmak insanın alacağı kararlarda ikileme ve hatta üçleme
düşmesini engelliyor. İyi de yapıyor. Öncelikleri sıralamak
ve bu listeden emin olmak... Bir kere başardıktan sonra yaşamların
yanlış gitmesine imkan yok.
Şu
yağmurlu günde yaşamın anlamına dair felsefe yapmaya hiç
gerek yok. Yaşamın anlamı yağmurdur, verimliliktir, büyümek gelişmektir.
Voltaire Candide'in sonunda bulmuş o anlamı zaten, her
şeyi bırakın da bahçenizi ekin biçin. Herkesin bir bahçesi olmalı,
herkes üretecek bir şeylere sahip olmalı. Yaşama katkıda
bulunmak yaşamı büyütür ve güzelleştirir. Evet, mutluluk felsefemiz
son hızla devam ediyor. Kurduğum kırık dökük cümleleri toparlamam
lazım. "Kendime yeni bir ben lazım".

Bu hafta sonu Ankara'da artık kaçıncısı olduğunu hatırlamadığım
Baharankara toplantıları yapılacak. Türkiye'nin dört bir
yanından eşcinseller ve eşcinsel gruplar bir araya gelip tartışacaklar,
fikir üretecekler. Baharankara programına bakıldığında ilk
kez bu kadar "ciddi" bir toplantı görüyoruz. Resmi programda
"eğlenceli" hiçbir şey yok. Ama bizim çocuklar yine kendi eğlencelerini
yaratacaklardır. Akşamlar oldukça boş görünüyor programda. Ankara'nın
gece hayatı pek yoğun olmasa da eğlenceli bir şeyler bulunacaktır
elbet. Hiç olmadı evlerde toplanıp anılarını anlatırlar birbirlerine.

Baharankaraları ilk baştan beri hiç kaçırmadım ve benim için
çok önemli oldu bu toplantılar. İlk kez gidemeyecek olmanın burukluğunu
yaşıyorum. Eşcinsel hareket içinde çok önemli olduğunu düşündüğüm
bu bir araya gelme ritüeli sadece politik açıdan değil, eşcinselleri
duygusal açıdan da çok geliştirdi. Birlik ve beraberlik duygusunun
en yoğun hissedildiği ortamlar oldu bu toplantılar. Çok sevdiğim
insanlarla tanıştım. Hayatımda tanışma ihtimalimin sıfır olduğu
insanlarla. Işık Dağı'nı keşfettim. Baharankara'nın
en önemli etkinliği Işık Dağı pikniği olmuştur her zaman.
Müthiş bir enerjiye sahip olan o yüce doğa parçası benim için Baharankara'yla
özdeşleşmiştir.

İçim buruk bir hafta sonu geçireceğim. Sevdiğim insanlar,
uğruna ortak mücadele verdiğimiz şeyleri tartışacak ve kendimi çok
dışarıda çok uzakta hissedeceğim. Şu an şunu yapıyorlar,
şu anda da şunu konuşuyorlar diye geçireceğim içimden.

Neyse, nice Baharankaralara, nice Güztanbullara!

Uğur ALPER


Diğer yazıları için tıklayın
|