|

GLK
Editörü'nden... Güncelleme:
09.
04. 2002

Koç
Üniversitesi: Özgür Eğitim Kurumu mu, Ticarethane mi?

Merhabalar efendim. Bu ülkede zaman zaman iyi şeylerin
olduğunu görüp tam sevinirken sonra o "iyi şey"in başına da neler
geldiğini görmek üzüyor. İki hafta önce Koç Üniversitesi'nde eşcinsel
gruplar bir etkinliğe katıldılar. Her şey çok olumlu görünüyordu...
Ama sonra? Bu haftaki editör köşemi, Lambda İstanbul'dan
Öner arkadaşıma bırakıyorum. Olayları birebir yaşayan kişilerden
biri olarak son derece iyi bir şekilde aktarmış. Bu olayları duydukça
daha yapacak çok işimiz var diyesim geliyor...

Neşeli kalmaya çalışın.
Uğur
Alper
Koç
Üniversitesi'nde Community Outreach adlı bir öğrenci topluluğu
var. Manifestolarında topluluk şöyle tanıtılıyor: 
'Bu topluluk, 2001 güz eğitim-öğretim yılında Sosyoloji Bölümü
öğretim görevlisi Ayfer Bartu ve Öğrenci Gelişim ve Destek Koordinatörü
Didem Mersin Alıcı'nın desteğiyle, Öğrenci Dekanlığı'na bağlı olarak
bağımsız bir platform statüsüyle "Community Outreach" adıyla kurulmuştur.
2001 yılının Birleşmiş Milletler tarafından "Gönüllüler Yılı" ilan
edilmesinden esinlenerek Koç Üniversitesi'ndeki öğrencilerin bir
parçası oldukları sosyal çevreye aktif ve gönüllü katılımlarını
sağlamak ve bunu onların kişisel gelişimlerinin bir
parçası haline getirmek amacındadır Bu topluluk varolan sivil toplum
örgütleri, kar amacı gütmeyen kuruluşlar ve diğer üniversiteler
ile bu yönde ortak çalışma platformunun oluşturulması ve öğrencilerin
öğrenim süresi içinde ve sonrasında bu kuruluşlarla ortak faaliyetlerde
bulunmalarının sağlanması için proje geliştirip yürütür.'

Aynı broşürün "Amaçlar" bölümünde ise, yukarıda sayılanlar dışında
şunlar var:

- Böylece öğrencilerin toplumsal sorumluluk duyarlılık ve bilincini
zenginleştirmek,
- Bir şeylerin yapılması için, bir firkin veya ilk hareketin başkalarından
gelmesini beklemek yerine, üniversite gençliğinin enerjisini aktif
duruma getirmek …
- Öğrencilerin yaşadıkları çevre ile ilgili ilişkilerinde inisiyatif
kullanabilen bireyler haline gelmeleri...

Henüz
çok yeni bir platform olmasına rağmen, şimdiye kadar Deprem Projesi,
Çatalhöyük Projesi gibi etkinliklere imza atmışlar. 26-28 Mart tarihlerinde
ise, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Anne ve
Çocuk Eğitim Vakfı'ndan tutun, 1. İstanbul Bağımsız Film
Festivali'ni düzenleyen Kollektif, Amargi Kadın
Akademisi Girişimi'ne kadar geniş bir yelpazedeki
STK'ların ve Ömer Madra, Psikolog Ayşe Kayhan, Selçuk
Erdem gibi bireylerin konuk olduğu Alternatif Kariyer Günleri'nin
birincisini düzenlediler. Etkinlikler çok başarılıydı. Bir de üniversite
yönetiminin engellemeleri olmasa…

Koç Üniversitesi'ndeki Community Outreach adlı öğrenci platformu,
26-28 Mart tarihlerinde düzenledikleri Alternatif Kariyer Günleri'ne
Türkiye'deki eşcinsel oluşumları da davet etti. Birçok diğer sivil
toplum kuruluşuyla birlikte biz de davetli olarak gittik ve standımızı
kurduk. Standda Kaos GL ve Pençe adlı eşcinsel araştırmaları
dergileri, Lambda İstanbul'un "Ne yanlış ne de yalnızsınız"
broşürleri ve Anadolu Ayıları'nın gruplarını tanıtıcı broşürleri
vardı. Ayrıca her STK'ya sunum için birer saatlik dilim ayrılmıştı.
Türkiyeli eşcinsel oluşumların sunumu 28 Mart günü saat 13:30'daydı.
Önceki iki gün gibi o gün de sabahtan gidip standımızı kurduk. Gökkuşağı
bayrağımızı masamıza serdik, broşür ve dergilerimizi dizdik. Yan
standımızda Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği vardı. Sunum
zamanı geldiğinde, standın boş kalmaması için ÇYDD'deki arkadaşlara
göz kulak olmalarını rica edip sunumun olduğu salona indik. Anadolu
Ayıları, Lambda İstanbul ve Legato (Üniversiteler Gey
ve Lezbiyen Topluluğu) gruplarından birer temsilci, Türkiye'deki
eşcinsel hareketten ve kendi gruplarından kısaca bahsettikten sonar
soru-yanıt bölümüne geçildi. Sunum çok başarılı geçti, pek çok soru
soruldu ve konuşuldu. Sunumun sonunda (saat 15'te) Öğrenci Konseyi'nden
bir öğrenci bize gelerek broşürleri kaldırmamızı istedi. Bundan
birkaç dakika sonra da gene bir öğrenci bu kez standı kapamamızı,
her şeyi toplamamızı istedi. Biz o anda (muhtemelen içselleştirilmiş
suçluluk duygularımız ve kanıksamışlığımızla) pek tepki göstermedik
ve söyleneni yaptık. Bu arada bir arkadaşımız, Öğrenci Dekanlığı'ndan
birinin, Community Outreach grubundan öğrencilere kızarak
konuştuğunu görmüş.

Daha sonra biz kampüsten çıkarken, cep telefonumuz çaldı. Arayan,
bizi davet eden öğrenci arkadaştı. "Şu anda Dekan'ın odasındayım"
dedi. Belli ki soruya çekiliyordu. Bize söylenen, YÖK'ten denetçilerin
o gün kampüste olduğu ve "YÖK'le üniversite arasında sorun çıkmaması
için" bizim standın toplanması gerektiğiydi. Ancak neden özellikle
ve yalnızca bizim standın toplanması gerektiği belli değildi. Community
Outreach üyeleri de en az bizim kadar, etkinliklerinin sekteye
uğratılmasının nedenini merak ediyorlardı. Bizi davet eden öğrenci,
Alternatif Kariyer Günleri etkinliğini yöneten öğrenciyle
birlikte Öğrenci Gelişim ve Destek Koordinatörü Didem Mersin
Alıcı'ya gidip bunu sorduklarında, Didem Hanım, Yüksek Öğrenim
Kurumu denetçilerinin kampüste gezdiklerini, YÖK'ün de dosyaların
rengine bile takan bir kurum olduğunu söylemiş. Kısaca, Koç Üniversitesi
yönetimi, YÖK'ü bahane ederek, bağımsız bir öğrenci platformunun
binbir emekle düzenlediği etkinliklere homofobinin gölgesini düşürmekte
tereddüt etmedi.

İzleyen hafta içinde, Rektörlük'e bir elektronik posta gönderilmiş.
Bu mektubu gönderen kişi, bu davranışı Koç Üniversitesi'ne yakıştıramadığını,
bu tarz bir dışlamanın yanlışlığını belirtmiş, aynı dışlamayı Üniversite
kadrosundaki olası eşcinsel bireylere de uygulayıp uygulamayacaklarını
sornuş ve bir açıklama istemiş. Buna çok sinirlenen, mektubun içeriğini
haftalık toplantılarında tartışan Rektörlük, sonuç olarak, etkinliklere
eşcinsel oluşumları çağırma işini üstlenen Community Outreach
gönüllüsü öğrenciyi çağırarak, bu olaydan kendisinin sorumlu olduğunu,
e-postaya da yine kendisinin yanıt yazması gerektiğini söyleyip,
yanıtı Rektörlük'e getirmesini istemişler. Standı kapattıran zihniyet,
neden kapattığı sorulduğunda, standın açılmasına önayak olan öğrenciye
yanıt verdiriyor. Komedi gibi ama bu olay, 2002 yılında Türkiye'nin
"güzide" üniversitelerinden birinde gerçekleşiyor. Hazine'nin ormanlarını
gaspedip üzerine ticarethane pardon, üniversite konduran, öğrencilerinden,
verdiği "hizmet" karşılığı her öğrenciden yılda on bin dolar alan
kurum, bu da yetmiyormuş gibi, önce öğrencileri, yaşadıkları çevre
ile ilgili ilişkilerinde inisiyatif kullanabilen bireyler haline
gelmeleri için teşvik ediyor, sonra da tam da bunu yaptıklarında
YÖK'ün herhalde çok daha kuvvetli olan inisiyatifini bahane ederek
(ki YÖK'ün burada aktif bir rolü bile yok) "inisiyatif bende" diyor.
Anlaşılan, öğrencinin inisiyatifi, etliye sütlüye bulaşmamayla sınırlı,
yani üniversite yönetiminin inisiyatifinin başladığı yerde bitiyor.
Dört yıl boyunca onar bin dolardan kırk bin dollar ödeyip, karşılığında
prestijli işyerlerinde bol maaşlı işleri garantilemek isteyenler
için belki Koç Üniversitesi çok güzel olanaklar sunuyor. Ancak yaşamı
bir bütün olarak sorgulayan, özgür düşünceli bir birey olmayı hedefleyen,
bunun için özgür bir ortamda, nitelikli eğitim almayı isteyen öğrenciler;
belki Koç Üniversitesi size göre değil.

Öner

Diğer yazıları için tıklayın
|