|

GLK
Editörü'nden... Güncelleme:
02.
04. 2002

Evim
Benim Güzel Evim

Havalar yine bir yağmur bir çamur gidiyor. Aslında
yağmuru çok severim ama insanın ardından yağmuru izleyebileceği
bir evi olmayınca kıştır, sudur, soğuktur hiç de iç açıcı
şeyler gibi gelmiyor kulağa. Ocak sonundan beri evsizim. Sokakta
kalmadım tabii. Akraba, dost-arkadaş derken neredeyse paylaşılamıyorum.
Hoş bir duygu istenmek. Ama insanın kendi evi gibisi yok. Şöyle
bir oda bir salon bir yer arıyorum. Yavaş yavaş başladım emlakçi
dolaşmaya. (Komik ama "emlakçi" diye yazılıyor. İnanmayan
Yazım Kılavuzu'na baksın). Haydi hayırlısı diyorum içimden.

Dün ilk keşif gezisine çıktım. Cihangir'de bir yer
arayınca gösterilen üç evden en az biri deniz manzaralı oluyor
ve bir deniz manzaralı evler bir alt katla aynı özelliklere sahip
ama deniz görmeyen evlerden nerededeyse iki kat pahalı oluyor.
Cihangir birçok gey ve lezbiyenin oturmak için tercih ettiği
bir semt. İstanbul'daki
"açık" eşcinsel nüfusunun herhalde en az üçte biri bu büyüklü
küçüklü sokaklarda yaşıyordur. Çoğu reklamcılık, sanat yönetmenliği,
televizyon gibi işlerde çalışıyor diye düşünüyorum. Zamanında travestilerin
oturduğu bu evler şimdi inanılmaz büyük kiralara bu tip insanlara
veriliyor. Hatta bir eve kiracı aranırken "apartmandaki kiracılar
sanatçıdır" bile deniyor zaman zaman.

Bir de "yabancılı" apartmanlar var. Bir emlakçi için bu çok
önemli bir kriter, ev için büyük bir artı. "Kiracıların hepsi
yabancı" diyor emlakçi. İngilizi, Fransızı, Amerikalısı hep
burada oturuyor. Bu üçüncü dünya ülkesinde bir evde Birinci
Dünya'ya mensup ülkelerin vatandaşları oturuyorsa o ev gerçekten
iyi bir evdir mesajı zaten açık bir şekilde algılanıyor ama emlalçi
anlamamanız ihtimaline karşı bunu açıklıyor ki, siz de evi daha
bir sevin: Elin medeniyet görmüş gavuru bile burada oturuyor
beyefendi. Burası iyi bir evdir.

"Şöyle apartmanın tüm kiracıları gey olan bir yer yok mu" diyesim
geliyor ama emlakçinin geyin ne demek olduğunu bilme ihtimalinin
azlığı beni vazgeçiriyor. Ama fantezi olarak kulağa çok hoş
geliyor. Sekiz katlı bir apartman. Komşular birbirlerine yemek yapıp,
"Komşu açsana kapıyı", "portakallı ördek pişirdim, soğumadan
yiyelim" diyor. Her gece bir katta parti veriliyor. Yaz akşamları
apartmanın terası diskoya çevriliyor. Ve bu apartmanda, apartman
yönetim toplantıları herhalde kahve kokularına ihtiyaç duymadan
(Bkz. Bir kahve reklamı) tatlı tatlı yapılacaktır.

Tabii bir de kötü ihtimaller var, birinin erkek arkadaşı
alt kat komşusuyla yatar, 5 numara ötekilerin onaylamadığı tehlikeli
olabilecek tipleri evine getirir falan. Tabii kıyametler
kopar. Geylerin kavgası da hiç çekilmez hani. Lezbiyenlerinki kadar
şiddetli ve kırıcı olmasa da yer gök birbirine girer. (Bugünlerde,
magazin programlarına bile konu olan gey barımız Neo'nun en meşhur
olayı lezbiyen kavgalarıymış. Her Çarşamba-Cuma-Cumartesi kadınlar
birbirine giriyormuş ve sırf bunları izlemek için bile bir sürü
müşteri gelir olmuş. Bunca yıldır gey barlara giderim ve çıkan olay
sayısı bir ya da ikidir, geyler hiç öyle birbirine girmez. Herhalde
insan ne kadar baskı altında olursa o kadar saldırgan oluyor.)

Aslında geylerin oluşturduğu bir komün yaşamı çıkabilecek
aksilikleri düşününce pek parlak bir fikir gibi gelmiyor. Lezbiyenlerin
saldırganlıklarını baskıyla açıklayan naçizane teorim, geylerin
üzerinde de var olan ve inkar edilemeyecek baskı düşünüldüğünde
bizler için de geçerli olabilir. Söz konusu toplum içi rahatsızlık
bireysel bazda insan ilişkilerimize yansıyor. İnsan herhalde önce
kendiyle katıksız bir barışma yaşamalı ki sonra kendi alanının
dışına elini uzatabilsin.

Yalnız oturmak istememin nedenini böyle bir yaşam felsefesi üzerine
oturtmuyorum elbette. Benim endenim çok daha pratik: Sabahları salonumu
dağınık bırakarak even çıkmak istiyorum ve bunun için de kimseyle
kavga etmek istemiyorum! Bana ev arama konusunda iyi şanslar dileyin.
Neşeli kalın...

Uğur Alper

Diğer yazıları için tıklayın
|