|

GLK
Editörü'nden... Güncelleme:
19.
03. 2002

Eşcinsel kitaplar

Yıllar önce Lambda İstanbul'un arşivine Türkiye'de
çıkan gey lezbiyen kitapları da koyalım deyip koca bir raf ayırırken
gülüşmüştük. 'Bu rafa kitaplar sığmaz ayrıca bir arşiv odasını sırf
kitaplar için ayırmalıyız' diye dalga geçmiştik. Çok değil bir beş
yıl öncesinden bahsediyorum. O günlere dek bu konuda çıkmış kitap
sayısı iki elin parmaklarını bile bulmuyordu. Çıkan kitaplar pek
işe yarar, doğru bilgiler içeren ve doyurucu örnekler olmamasına
rağmen bunları el üstünde tutuyor, en azından bunlar var diyebiliyorduk.
Amerika'ya falan gidip kitapçıları gezdiğimizde ise içimizi bir
sıkıntı kaplıyordu (aslında hâlâ öyle ama) çünkü bütün kitabevlerinin
bizim şakasını yaptığımızdan daha büyük bir gey-lezbiyen kitapları
bölümü vardı. İyisini, kötüsünü, doğrusunu yanlışını, hepsini orada
bulabiliyordunuz. Oysa Türkiye'de gay-lezbiyen kategorisini bırakın,
herhangi bir kategorinin alt başlığı olarak bir yerlere sıkışacak
kadar kitabımız bile yoktu.

Aradan geçen üç beş yılda o kadar çok şey değişti ki. Gey
sözcüğünün yaygınlaşması, insan haklarından biri olarak gey
haklarının zaman zaman olumlu bir şekilde gündeme gelmesi ve
özellikle yeni nesilin kafasında farklı bir eşcinsel imajının
değişmesi son birkaç yıl içinde olmuştur. Aslında farkında
olmadığımız o kadar çok gelişme var ki. Bundan bir on beş yirmi
yıl sonra dönüp bakıldığında, "evet 90'ların sonu, 2000'lerin başında
bayağı gelişme olmuş" denecek. Gazetelerde yazılan çizilenlere ve
piyasaya çıkan kitaplara bakarsak bunu bugün de hissedebiliriz.

O günlerde belli başlı iki kitap vardı. Biri Aslan Yüzgün'ün
"Eşcinsellik" adlı kitabı, öteki de Pınar Çekirge'nin akademik
bir tez olarak yazdığı "Yalnızlık Adasının Erkekleri". İkisi de
birer araştırmaydı ve sözde bilimsel bir yaklaşım içeriyordu. O
güne dek eşcinsellik Türkiye'de ciddi anlamda ancak bir araştırma
nesnesi olabilmişti. Çünkü eşcinselliğe bir "vaka" gözüyle bakılıyordu.
Neredeyse tıbbi yaklaşımlar içeriyordu bu kitaplar. Bilgi
verme iddiasında olan bu çalışmalar içerik olarak gerçekleri
yansıtmıyordu. Sınırlı sayıda eşcinselle yapılan röportajlara, belli
kesimlerden edinilen bilgilere dayanıyordu her ikisi de. Eşcinsel
topluluğunun çeşitliliğini yansıtmıyordu. Zaten araştırmacıların
ulaşabileceği eşcinsellerin sosyal konumları ve yaşam tarzları da
o zaman için sınırlıydı ve ortak bir tipolojiye sahiptiler.
Bunun sonucu olarak da ortaya çıkan homojen bilgiler gerçek
anlamda bir yarar sağlayamadı.

Arada başka kitaplar da çıktı. Çeviriler yapıldı, kaynakça işlevi
görebilecek eserler yayınlandı. Ve bugünlerde eşcinsel dünyasındaki
kişisel deneyimlerin anlatıldığı kitaplar ilgi çekmeye başladı.
İlgi çekmelerinin nedeni de böyle kitapların "yayınlanmaya" başlaması.
En günceli ise Stella Acıman'ın kitabı "Bella". Stella
Acıman kendi yaşamından bir parça aktarıyor kitabında. Dil olarak
çok başarılı olmasa da anlattıkları insanların uzak ve yabancı oldukları
bir dünyaya bir adım yaklaşmalarını sağlıyor. Dahası kitapta ve
Acıman'la yapılan röportajlarda lezbiyenlikten çok doğal
bir biçimde söz edilmesi sevindiriyor ve de şaşırtıyor. Umarız kısa
süre içinde böyle bir şeye şaşırmayacak duruma geliriz. Yıldırım
Mayruk ve yıllardır beraber olduğu sevgilisinin Radikal'in
Cumartesi Eki'ne kapak olması ve "hayat arkadaşı"
diye bahislerinin geçmesi de bu şaşırtıcı/sevindirici yaklaşımlardan
biri..

Okumayı yeni bitirdiğim başka bir kitap, kitap bölümünde de tanıttığım
"Sıradan Bir Eşcinselin Hikayesi".
İsmi pek yaratıcı olmasa da en az Harry Potter'lar kadar
sürükleyici. Bu kitap belki bir edebiyat eseri değil ama o kadar
sıcak ve içten ki, arada aksayan bazı yönleri de görmezden gelebiliyorsunuz
ve olaylara odaklanıyorsunuz. Kitabı yazan Devrim Yılmaz
genç bir gey. Ancak çocukluğundan itibaren yaşadıkları, geçirdikleri
(ki hepsini yazmadığını, ikinci kitabını da yazacağını söylüyor)
birkaç ömüre zor sığar şeyler. Geçenlerde Reha Muhtar'ın
programına çıktı Devrim Yılmaz. Yüzüne bir maske takmıştı.
Maske takmasının gerekçesi ise eşcinselliğini açıklamaktan korkması
değil de, kitabında geçen kişilerin kendine zarar vermesinden korkması.
Çünkü sosyete hocalarıyla, tarikat liderleriyle ilişkiler yaşamış.
Ancak Reha Muhtar'ın programında seyircilerin alkışları arasında
eşcinsellikten vazgeçip "düzgün" bir aile yaşamı sürmek, bir kadınla
evlenmek istediğini söyleyince ipler koptu tabi. Daha sonra kendisiyle
ve yayıncısıyla konuştuğumuzda medyanın oyununa geldikleri ve istemedikleri
şeyler olduğunu söylediler. Önümüzdeki günlerde tekrar televizyonda
görecekmişiz kendilerini. Haydi hayırlısı.

Eşcinsellerin anılarını içeren kitaplar olay yaratıyor ancak "Eşcinselliğin
Doğal Tarihi", "Tarihten Gizlenenler" gibi daha teoriye
dayalı ve eşcinselliği enetelektüel açılardan ele alan kitaplar
pek ses getirmiyor. İnsanlar yazın dünyasında da eşcinselliği bir
sansasyonellik malzemesi oalrak görüyor. Ama en azından gey-lezbiyen
kitaplarındaki literatürümüz genişliyor. Evet, iyiye gidiyoruz...

Neşeli kalın.

Uğur Alper

Diğer yazıları için tıklayın
|