|

GLK
Editörü'nden... Güncelleme:
29.01.2002

Yine yeni

Evin halini bir görseniz, her şey darmadağın,
salonun bir tarafı "kalk gidelim" diyor, öteki tarafı, "dur
yeni geldik" modunda. Taşınıyorum da... Yani umarım.

Taşınma çalışmaları son hız devam ediyor, bütün yıldızlar
aynı hizaya gelirse, Zeus'un izniyle taşınacağım. Taşınırken
insanın yaşamı film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyor.
Ne de olsa bir dönüm noktası daima, yeni bir yaşama doğru
ilk adım. Benimki film şeridi gibi geçmedi ama basılmış film
şeklinde ufak bir tören yapmadı değil hayatım..

***

Etrafı toparlarken, Feng Shui yapıp topladıklarımın yarısını
çöpe atarken eski resimler geçti elime. Eski diyorsam bakmayın,
sadece üç beş yıl öncesine ait resimler. Partiler,
arkadaşlar, piknikler, okul bahçeleri falan. Ben sürekli
aynaya bakıyorum ve her gün aynı şeyi görüyorum. Hiçbir değişiklik
yok ama sanki bu resimlerdeki ben değilim. Ya biraz
daha şişmanım, veya daha zayıf. Farklı bakıyorum, duruşum
farklı, gülümsemem farklı. Allah allah diyorum, neden öyle
gözüküyorum ki!

İşte değişim denen şey bu. Bu yaşlanma denen öteki
şey için uydurduğum bir kılıf olabilir aslında. Belki
de olgunlaşma denilen daha da başka bir şey için. Ama adı
ne olursa olsun, zaman ilerledikçe, hem içimiz hem dışımız
değişiyor. Dışımıza resimler, içimize de giden
gelen arkadaşlar şahit. Neden bazı insanlarla bir süre
sonra anlaşamıyoruz? Neden yeni insanlar hayatımıza giriyor?
Çünkü biz sürekli değişiyoruz, yeni yönlere giriyoruz
ve bu girdiğimiz yönler de hayatımızdan bazı insanları çıkarmayı
bazı yeni insanları da içeri almayı gerektiriyor..

Bu değişim kendi içimizde mikro bir boyutta devam ederken
aslında makro bir gelişim de yaşanıyor. (Yok, Akaşa
kitaplarından okumadım son günlerde ama mikro-makro olayı her zaman
doğrudur). Çevre, toplum, ülke, devlet, kurumlar...
Hepsi değişiyor. Değişikliklerin çoğu olumlu yönde çok şükür.
Aklıma hemen en somut örnek olarak, polisin eşcinsellere karşı
tavrı geliyor. Birkaç yıl öncesine kadar hiçbir gey, mağdur
durumda olmasına rağmen, polise korkudan başvuramazken bugün polis
artan gey cinayetleri yüzünden, saldırıya uğrayan geylere
mutlaka bize gelin mesajı veriyor ve vakalarda mağdura yardımcı
olmaya çalışıyor...

Dergi ve gazetelerde çıkan haberler de gittikçe olumlu
hale geliyor. Nefret ve homofobi dolu haberler gün geçtikçe
azalıyor. Birkaç yıl önce kim hayal edebilirdi Aktüel gibi
bir dergide eşcinsellerin şiddetle mücadele için yaptıkları
çalışmaların konu olacağını? Aslında eşcinsellerin bir araya
gelip şiddetle mücadele edeceğini kaç kişi hayal edebilirdi?

Yavaş yavaş oluşan ve oturan bir gey camia
var İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde. Hiçbir zaman doğru bir
ölçüt olamaz ama İstanbul'daki gey barların aşağı yukarı on beşe
ulaşması da bir gelişme, olumlu bir değişiklik. Ortaya
çıkan gey ve lezbiyenler artıyor ki bu kadar mekan açılıyor.
Lezbiyen deyince, lezbiyen görünürlüğünde de büyük
bir artış var. Eskiden sadece efsane biçiminde anlatılan,
kendi aralarında grup oluşturduğu için hiç ortalıkta görünmeyen
lezbiyenler vardı. Tanıdığımız kadın eşcinsel sayısı üç beşi geçmezdi.
Ama artık dünyanın gey başkenti sayılabilecek koca Amsterdam'da
bile bir tane gey lezbiyen barı varken, bizim lezbiyenlerimiz, bazı
gey barları resmen "ele geçirip işgal ediyorlar". Aman etsinler,
çok iyi ediyorlar. Yıllar önce yapsalardı bunu keşke, ortaya
çıksalardı ama her şey birbirine bağlı bir zincir gibi... Başka
değişimler yaşandı ki, görünürlük konusunda büyük adımlar
atıldı.

Kendimizi yenilememiz lazım, değişmemiz lazım. İçimizdeki
gelişim yavaş da olsa tüm topluma yansıyacaktır. İçimizde
bir değişim ateşi sürekli yanmalı.

Kendimizden
sıkılmamak için her gün yeni biri olabiliriz.

Neşeli kalın...

Uğur
Alper

Diğer yazıları için tıklayın
|