|

GLK
Editörü'nden... Güncelleme:
23.01.2002

Sentimentalite 2

Boğazım tıkanana, hıçkırıklarım göz kapaklarımın en
olmadık yerlerine takılana kadar aşk ağladım bu gece. Değersiz şarkıları
tek tek rakı kadehinde içerken yanında da meze diye kafiyesiz aşk
şiirlerini tüketirken çok mutluydum. Ardından gelen sağanak yağmur
boşanması, deli saçması rahatlama söktü aldı göz yaşlarımı. İçimde
biriken dokunma yabancılığı, göz süzme özrü terk etti beni. Göz
kaçırma ustası ben, o gece kısmadım sırça saklısı yuvarlaklarımı.
Tam karşımda öldürücü bir papaz gülümsemesi. Bendeyse maça kızının
kaçamak ve utangaç sırıtışı.

Yerden topladığım tasvir meraklısı çenem ancak iklim üzerine bir
cümle kurabiliyor. Söz kölesi kulaklarım ise bir çift dudağın ayaklarına
kapanıyor. Duyduklarım kontrolü elimden kaçmış bedenimi mutlu ediyor.
Parmaklarımı ona doğru uzatıp erişmeye, yetişmeye çalışıyorum. Hava
boşluğu kadar yakın, uzay boşluğu kadar uzak. Dokunduğum el değil
sıcak bir yanak, okşadığımsa saçları oldu. Anlık uçarılığımın cezası
siyahlar içinde gözlerinden alev saçan kanatlı bir attı. Hak ettiğim
cezayı bana vermek için üzerime geliyordu. Her şeye rağmen kurtarılmış
saniyeler çok güzel ve ilahiydi.

***

Seni gördüğüm her kör gecenin sonunda parmak uçlarıma kadar gelip
oradan daha ileriye gidemeyen bir iç çalkantısı zehirliyor kalbimin
sol kulakçığını. Medusa'nın yılan saçlarına bakıp taş olan
bir Yunan köylüsü gibi hissediyorum hep. Zavallı bir Prufrock
olarak kabus zulümlere uğrayan ben. Saçma sapan isimleri yuvarlayamadığım
dilimde, düşüncelerimi gezdiriyorum bir küp buz gibi. Nereye kaydıracağımı
bilmiyorum ama ağzımdan da çıkaramıyorum. Dudaklarımı hissizleştirdiği
halde verdiği mazoşist serinlik yüzünden ayrılamıyorum. Kilitlediğim
gözlerim senin dışında her şeyi soyutluyor. Dünya iki görüntü katmanından
oluşuyor. Sen ve senin arka planın. Her şey yavaşlıyor ve bulanıklaşıyor.
Flulaşan görüntüde uçuşan sigara dumanı, belli belirsiz kırmızı
kor noktalar ve yavaş çekim ağız, el, kol hareketleri. Ucuz bir
kamerayla çekilmiş siyah beyaz görüntüler. Ön planda ise sırtını
bana dönmüş, kolsuz beyaz tişörtü adeta bir deterjan reklamı efektiyle
parlayan ve bu zamandan kopuk bir figür var. 35 mm. canlılığındaki
bu adam zaman zaman kalabalığı kontrol etme bahanesiyle gözlerimi
arıyor. Çok uğraşmadan buluyor aradıklarını ve orada olduklarını
görmenin rahatlığıyla önüne dönüyor tekrar. Korkulu bedenlerin uzaklığı
gerilimi yakınlaştırıyor. Söylenilmeyen, susuldukça artan bir yakınlık.

Yabancılaşmanın en post modern hali. Konuşmadıkça tanışan, göz kaçırdıkça
anlaşan iki insan. Biri hayal biri gerçek, biri dünyalı biri değil...

Mekanın buz tutmuş kolonları çatırdamaya başlıyor birden ve çatı
müziğe uyarak bir sağa bir sola yalpalıyor. Yüksek volümlü bozuk
ritm bas sesi ise hepimizi toplu halde zıplatıyor. Birden akranlığa
gömülüyor her şey ve nefes sesleri anlaşılmaz bir şekilde her yanı
sarıyor. Mekanın dört bir tarafından yaşam sinyalleri alınıyor ancak
benden ancak hıçkırıklar yükselebiliyor. Karanlık beni korkutuyordu.
Aydınlık ise hiçbir zaman dostum olmadı.

Kameralar "stop" komutuyla durdu ve figüranlar saniyeler içinde
mekanı terk etti. Kalan sadece başrol oyuncusu ve yönetmendi. Hayatsa
artık akmıyor, birkaç şerit filmde müebbet hapis cezasını çekiyordu.

Sabah olmuştu ama kurbağalar hâlâ aynıydı.

Uğur
Alper

Diğer yazıları için tıklayın
|