|

GLK
Editörü'nden... Güncelleme:
04.09.2001

Dinsel
ve Cinsel Azınlıklar

Geçtiğimiz hafta sonu Radikal İki'de de yayınlanan
"Gey Hakları İnsan Hakları" başlıklı yazımın ardından gelen
e-postaların bir tanesi çok anlamlıydı. Ermeni bir okurdan
geliyordu ve yazıda eşcinsellerin maruz kaldığı davranış ve tavırlardan
Ermeni ve Museviler gibi dinsel ve etnik
azınlıkların da etkilendiğini hatta neredeyse aynı duyguları
yaşadığımızdan bahsediyordu. Ben de bunun üzerine bir şeyler
yazmaya karar verdim.

MiniDev'in sayısız renkli bölümlerinden bir tanesi de "Farklı
Renkler, Farklı Kültürler". Bu bölümün alt başlıkları, Rum Kültürü,
Ermeni Kültürü, Yahudi Kültürü ve Süryani Kültürü. Şahsen, benim
en sık ziyaret ettiğim bölümlerden biri oldu. Eşcinsel camia ve
yukarıda bahsi geçen azınlıkların camiaları bana gerçekten
de benzer geliyor. Öncelikle bir içine kapanıklık, yani camia
içinde neredeyse ayrı bir topluluk oluşturma eğilimi var.
Eşcinsel kültür deyince de İngilizce "community" dediğimiz
ve çok önem verilen bir kavram karşımıza çıkıyor.

Oturmuş bir eşcinsel kültür, beraberinde kendilerine has mekânları,
kulüpleri ve bir çevreyi getiriyor. Ardından onur
günü gibi sadece eşcinsellerin kutladığı bazı özel günler geliyor.
Bu tür etkinliklerle bir eşcinsel kendini bu camiaya daha bir "ait"
hissediyor. Ve dünyanın neresine giderse gitsin, eşcinsel bilincine
sahip bir cinsel azınlık üyesi, kendisiyle aynı sosyal yaşamı paylaşan
insanlarla karşılaşabiliyor. Aynı yardımlaşma ve karşılıklı destek
-her ne kadar yakından tanımasam da- bildiğim kadarıyla beraber
yaşadığımız öteki azınlıklarda da var. Özellikle Museviler
arasında sıkı bir "network" olduğunu biliyorum.

Sanırım bu, "azınlık" olmanın bilincini kavramakla ilgili.
Çünkü aynı camia içinde olduğunuz insanlar, sizi bir araya getiren
özelliğinizden dolayı çektiğiniz zorlukların aynısını çekmiş
oluyorlar ve birileri daima birilerinden bir adım önde oluyor ve
öndeki arkadakine seve seve destek oluyor.

Yardımlaşma ve dayanışmanın ötesinde, azınlıkları bir
arada tutan, aslında "çoğunluk". Yani çoğunluğun, azınlığı rahatsız
eden tavır ve eğilimleri bu bağı güçlendiriyor. Çoğunluğun
tavrı denilen şey ise hem dinsel ve etnik azınlıklar, hem
de cinsel azınlıklar için aynı. Yazımda eşcinsellerin uzaylı
gibi görüldüklerinden, insanlara uzak, bilinmez geldiklerinden ve
hiçbir eşcinselle karşılıklı oturup konuşmadıklarından söz etmiştim.
Aynı şey örneğin Museviler için de geçerli. Birçoğumuzun
Museviler hakkında tek bildiği anlatılan cimrilik fıkralarıdır.
Nazi Almanyası'nda ise Museviler gazetelerde çocukların kanlarını
içen canavarlar olarak çizilirlerdi ve haklarında Hıristiyan çocukları
şeytani ayinlerle kurban ettikleri yolunda dedikodular çıkarılırdı.
Uydurulan bu mitler, Hitler'in Musevi aileleri
kamplarda toplayıp acımasızca yakmasını kolaylaştırmıştı.

Bugün bize böyle hikâyeler anlatılmasa da Musevi, Rum
ya da Ermeni deyince aynen kafamızdaki eşcinsel imajına benzer
şekilde bir takım çizgiler beliriyor düşüncelerimizde. İster
istemez tedirgin oluyoruz. Çünkü yüzyıllardır beraber
yaşadığımız bu insanlara ve kültürlerine yabancıyız.
Oysa iletişim kuabildiğiniz bir kişi bile olsa her şey anında
değişecektir.

Aklım başıma gelmeye başladığı ilk zamanlardan, yani üç dört yaşından
itibaren "Kürt" demek benim için ayakkabı boyacılığı ve eskicilik
yapan, sokakta gördüğün zaman kaçılması gereken bizden yaşça büyük
çocuklardı. "Pis" olurlardı ama aslında çok gizemli ve
uzaktılar. Bilmediğimiz bir dili konuşurlar, onlara karşı duyduğumuz
yabancılığı aslında kendi güvenliklerini sağlamak için kullanırlardı.
Bu deneyimlerden sonra benim normal bir "Kürt" fikrine alışmam
mümkün olmadı. Ta ki daha sonradan "Kürt" olduğunu öğrendiğim
bir arkadaşım olana ve onu sevene kadar. O noktadan
itibaren her şey çok farklıydı.

Aynı şeyi travesti ve transseksüeller için hissediyordum.
Travestilerin "uzaylı" durumları geylere göre çok daha vahimdir.
Çünkü istese de kendini saklayamaz. Museviler ve Ermeniler
gibi azınlıklar da geyler kadar saklayamasa da -ki ihtiyaç bile
duymamalılar-, travesti ve transseksüeller bence en mağdur azınlık.
Travestilerin bu ışık yılları uzaklığındaki yabancılığı beni
etkilerdi. Hatta eşcinsellerin imajını bozdukları için üstüne
üstlük bir de sinir olurdum. Ama bir gün bir travestiyle
aynı odada oturup onu dinleme, tanıma, ona dokunma
fırsatı buldum. O yakınlaşma anından itibaren kurduğunuz iletişim
onun varlığı konusunda sizi uyarıyor ve belli çizgileri
olan bir imaj değil de onun bir insan olduğunu, bir ruhu
olduğunu kavrıyorsunuz. Belki de bilinçaltınıza yerleşen
onun "tehlikeli" olduğu fikrini çürütmüş oluyorsunuz.

Ben
tüm azınlık kültürlerine ve özellikle Musevi ve Ermeni
kültürlerine meraklıyım. Hayatımın aşağı yukarı on yılını İstanbul'da
geçirmiş olsam da eski İstanbul'un o geri getirilmesi imkansız havasının
en önemli parçalarından biri olduğunu düşünüyorum azınlıkların.
Kendilerine ait yemek tarifleri, özel müzikleri, günleri, gelenekleriyle
penceresi aralanması gereken bir dünya var orada. Bakın minidev'in
"Farklı Renkler, Farklı Kültürler" sayfaları bir başlangıç
olabilir.

Neşeli
kalın

Uğur ALPER

Diğer yazıları için tıklayın
|