|

GLK
Editörü'nden... Güncelleme:
03.07.2001

Geçmiş
Pride'larınız mübarek olsun

Geçtiğimiz hafta sonu benim için harika geçti. Bir kaç
yıl öncesine kadar Pride zamanı, "Eşcinsel Onur Günü"nde
bir basın açıklaması bile yapılmaz, herhangi bir hareketlenme görülmezken,
bu hafta sonu İstanbul muhteşem bir Pride kutlamasına şahit
oldu. İçimdeki tek burukluk hâlâ sokaklara dökülememiş olmaktı.
Bizimki de biraz Türk usulü Pride'dı. Ama hiç olmamasından
daha iyidir diye düşündüm. KAOS'un Ankara'da 1 Mayıs'ta yürümesi
bir başlangıçtı. Umarım sonraki yıllarda daha "açık" kutlamalar
olacak.

Gelelim bu hafta sonu neler yaptığımıza. Benim kutlamalar için Ankara'dan
gelen arkadaşlarım oldu. Cuma'dan itibaren biz Pride ekinliklerine
başladık. Taksim'de yürüdük meselâ! Ama kimse fark etmedi, sanırım
katılım yetersizdi (Üç kişiydik). Biz de sessiz sessiz "Eşcinsel
hakları insan haklarıdır", "Eşcinseliz, güçlüyüz, kazanacağız!",
"Yaşasın onur!" gibi sloganlar attık birbirimize. Bir süre sonra
kimse duymayınca çok eğlenceli olmadığını fark ettik ve eylemimizi
sona erdirdik. Bu arada Taksim'in çeşitli yerlerinde Pride etkinliklerinin
afişine ve programına rastladık, pek bir sevindik.

Cumartesi günü program çok yoğundu. Gündüz etkinlikleri Şişli
Tiyatrokare'de idi. Saat ikide Küçük İskender söyleşisiyle
gün başlamıştı. Sahne dev gökkuşağı bayraklarıyla donatılmıştı.
Küçük İskender'in iki saat süren söyleşisi oldukça keyifliydi.
Gey yaşam üzerine hoş bir sohbet gerçekleşti. Ardından geçen hafta
bizim sinema bölümümüzde de tanıttığımız "Celluloid Closet"
(Sakıncalı Film Dolabı) adlı film gösterildi. Filmin gösterimindeki
ufacık bir teknik sorun da başarıyla atlatıldı. Filmin sağlıklı
izlenmesi önemliydi çünkü Fatih Özgüven ve Yıldırım Türker'in
katılacağı söyleşinin çıkış noktası bu film olacaktı.

Fatih Özgüven ve Yıldırım Türker'in katıldığı söyleşi
oldukça bilgilendirici ve ilginçti. "Camp" tanımı, sinemada
"camp"in kullanılışı, eşcinsel karakterlerin yansımasından
başlayıp eşcinsel harekete, "closet" yani dolapta kalma ve
açılmaya kadar birçok şey konuşuldu. Söyleşi o kadar keyifliydi
ki planlanan saatleri çoktan aşmıştı. Ama artık eve gidip akşamki
parti için süslenip püslenmek gerekiyordu. Ben bu tür
partilere önce bir arkadaş evinde ya da kendi evimde hazırlanıp,
kalabalık bir grupla, başladıktan sonra gitmekten hoşlanıyorum.
Bizim evde arkadaşlarımla toparlandık ve ön-eğlence başladı.

Ne zaman kalabalık toplansa gidilmesi gereken yere en az bir saat
geç gidilir çünkü evden bir türlü çıkılamaz. Biz de ancak
12'de parti mekânında olabildik. Bu arada parti mekânı yine geçen
hafta mekânlar
bölümünde tanıttığımız Orange'dı. Vardığımızda parti çoktan
Orange'ın dışına taşmıştı. Geyler, lezbiyenler Orange'ın
dış mekanında piknik yapar gibi yayılmıştı. İçerisi ise hıncahınç
doluydu. 500'e yakın bilet satıldığını öğrendim ve çok sevindim.
İnsanlar o kadar güzel ve mutluydu ki. Hatta bir lezbiyen
arkadaşım annesiyle gelmişti. Ortada dolaşan drag queenler, go-go
boylar ve sahnede dansçılar. Bir an kendimi bir New York
kulübünde sandım. Uzun zamandır görmediğim insanlara rastladım ama
müzik yüzünden ancak gözlerimizle anlaşabildik.

Gecenin en güzel kısmı ise Aylin Aslım'ın performansıydı.
Sahneye çıktığında tüm gey ve lezbiyenler sahnenin önüne doluştu.
Geyler Aylin Aslım'ı seviyor, lezbiyenler ise bayılıyor!
Aylin artık Türkiye'nin tartışmasız yeni gey ikonu. Ajda
Pekkan da zaten yaşlanmış ve "Çocuklarınıza köpek alın, köpek
beslerlerse homoseksüel olmazlar" demeye başladı. Aylin Lambda'nın
partisinde hiçbir ücret almadan sahneye çıktı ve bu performanstan
çok keyif aldığını söyledi. Bu arada partiye sadece Aylin'i
izlemek için gelenler bile vardı.

Aylin'den önce müzik yapan DJ U.F.U.K. de para almadan
geceye katılanlardandı. Lambda, katkıda bulunan herkese teşekkür
etti ve geyler sabah dörde kadar Orange'ı salladı. Benim
bedenim o saatlerde yorgundu ve gitmek için sabırsızlanıyordu.

Yüzümde
bir mutluluk ifadesiyle uyudum. Sabah kalktığımda biraz başım
ağrıyordu ama hâlâ mutluydum. Ne diyelim, inşallah her yıl
gittikçe büyüyen kutlamalar yaparız.

Neşeli kalın

Uğur
ALPER

Diğer yazıları için tıklayın
|