|

GLK
Editörü'nden... Güncelleme:
16.01.2001

Nasıl
"clubbing" yaptım

Merhabalar
Underground, techno, grunge, ambiant, trance, trip hop derken
90'ların o rockları, popları yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Madonna
bile elektronik müzik yapmaya başladı. Artık bu "generation next"
müzikten kaçmak imkansız hale geldi. Dahası, reklamlardan televizyon
fragmanlarına kadar her yerde bu müziği duyuyor, alaturka şarkıların
bile alt ritmlerinde bir dans ritmiyle karşılaşıyoruz. Yani kapıdan
kovsak bacadan giriyor bu müzik. "Tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya
çalış" mantığıyla, madem bu müzik hayatıma giriyor, bari seçimlerimi
doğru yapayım diye düşünmeye başladım.

Tabii bu birkaç yıl önce geçirdiğim bir süreç. Ben üzerine
güzel sesli birinin şarkı söylemediği ("vokalli" tabir ediliyor)
müziği dinlemem derken oyuncak gibi bir şey olsa da DJ programlarıyla
"ben de bir şeyler yapsam" diye uğraşır oldum. Sonra Magma, High
End, Switch, Scene gibi mekanlar çoğaldı, tekno partileri düzenlenmeye
başladı (o çimlerinde sabahladığımız ilk Park Orman festivalini
kim unutabilir ki), Avrupa ülkelerinden DJ'ler klüplerimize gelir
oldu.

Bir süredir dışarı çıkmayan biri olarak cumartesi gecesi
"clubbing" denilen olay için kendimi hazırladım. Öncesinde arkadaşlarla
yemek yenip, hafif içkiler içilecek, sonra alkol dozu artacak ve
gece saat 1:00'den sonra da Taksim'e çıkılacak, daha önce hiç duyulmamış
müziklere kaptırılıp gidilecekti. Çok usta bir "clubber" değilim,
hatta öyle olduğumu bile iddia etmemem lazım, bu da olayın dışarıdan
nasıl göründüğü konusunda bir fikir veriyor. Bakın bana göre "clubbing"
için neler lazım:

Öncelikle kıyafet işi çok mühim. Bol bir pantolon gerekli.
Ama öyle 80 sonları şalvar kumaş pantolon değil. Hani şu hiphopçuların
giydiği, popolardan düşenlerden. Hem dans etmek kolay oluyor, hem
de klubün havasına uyuyorsunuz. Sneaker denilen spor ayakkabılarınızı
da giydiniz mi tamamsınız. Tabii sarı camlı gözlükler, saçınıza
sürülmüş renkli jöleler ya da kolunuza boynunuza taktığınız fosforlu
plastikler olursa daha ilgi çekici bir attraksiyon yaratmış olursunuz.

"Kafa" meselesi ise kişiye kalmış. İsteyen önce iyice yükünü
alır, içer, isteyen içki bile koklamadan gider. Zaten gittiğiniz
yerde "votka-red bull" içeceksiniz. Bu karışım klüplerde pek popüler.
Hem alkol, hem enerji veriyor. Eh, tabii öyle bir mekanda da başka
bir şey içilmiyor. Bir de "poppers"ınız (ne olduğunu yazmayacağım,
bilenler bilir, bilmeyenler de bilenlerden öğrensin) varsa her şey
hazırdır. Kendinizi müziğin ritmine bırakıp tekno meditasyona başlayabilirsiniz.

Aslında tekno müzik, ritmiyle şaman müziklerinden farksız.
Bu yönüyle de tekno-meditasyon aslında doğru bir sözcük. Hatta zaman
zaman bazı klüplerde yerde bağdaş kurmuş kollarını iki yana açarak
meditasyon yapanlara rastladım. Yere oturmadan ritm içinde kendini
kaybetmek de oldukça meditatif bir ritüel aslında. İlginçtir ki
şaman müzikleriyle başlayan müzik tarihimize yine öze dönerek aynı
tarzın uç bir çeşitlemesiyle devam ediyoruz.

"Clubbing"
gecem başarıyla sonuçlandı. Sabah eve geldiğimde tatlı bir yorgunluk
vardı. Elektriğim üzerimden gitmiş, değişik bir rahatlama yaşamıştım.
Üzerimde negatif ne varsa müziğin ritminde kaybolup gitmişti. Sanırım
ben haftaya yine bir yerlerde "clubbing" yapıyor olacağım.

Neşeli kalın
Uğur
Alper

Diğer yazıları için tıklayın
|