|

GLK
Editörü'nden... Güncelleme:31.10.2000

OSCAR
WILDE OLMANIN ÖNEMİ

"Çağının
sanat ve kültürüne sembolik olarak yaklaşan bir adamdım.
Tanrılar bana hemen hemen her şeyi bahşetmişti. Zeka, tanınmış bir
isim, toplum içinde saygın bir yer, pırıltı ve entelektüel cesaret.
Sanatı bir felsefe haline getirdim, felsefeyi de sanat. İnsanların
zihinlerine yeni kapılar açıp, renkleri değiştirdim. Yaptığım her
şey, söylediğim her söz insanları meraklandırdı. Sanat benim için
yüce bir gerçekti. Yaşam ise sadece kurgu. Yaşadığım yüzyılın hayal
gücünü öyle uyandırdım ki yörüngemde bir efsane yarattım. Tüm dünyayı
bir cümlede, tüm evreni ise bir paragrafta özetledim..."

Bir
Oscar Wilde geçti bu dünyadan. O, dünyayı değiştiren, insanların
akıl sınırlarını birkaç fersah daha genişleten savaşçılardan biriydi.
Yeteneği ona güç kazandırmış, gücü
de onu saygın bir yere getirmişti. İngiltere'de entelektüel çevrelerin,
yüksek sosyetenin gözbebeği olmuştu. Bir yandan bu saygınlığın tadını
çıkarırken bir yandan da ölümsüz eserler yaratıyordu. Ancak gücünün
"hoşgörü" kıtlığını aşamayacağını bilemezdi tabii. Gücünü
başka yollarla kazanmış Quensberry Markisi'nin çabaları sonucu
Oscar Wilde, eşcinselliğinden dolayı hüküm giydi. Eşcinsellik
öyle bir suçtu ki ister zengin, ister asil, isterseniz çok saygı
duyulan bir sanatçı olun, kurtuluşunuz yoktu. Çevrenizin sizi yanılttığı
bir rahatlıkla "alenen" eşcinsel olarak yaşamaya kalkarsanız toplum
size gerekli yanıtı verir ve sustururdu.

Oscar
Wilde'ın yaşadıkları aslında bugünün Türkiye'sine rahatlıkla
adapte edilebilir. Biz de eşcinsellik konusunda üç maymunu oynamıyor
muyuz? Görmedim, söylemedim, duymadım. Yok gibi davrandıkça insanın
başına eşcinsellik sorun çıkarmaz. Ne zaman sesinizi yükseltseniz,
biraz görünürlük kazanmaya çalışsanız, rahatsızlıklar atar, karşı
sesler yükselmeye başlar. Herkesin bildiği eşcinsellerimiz kabul
etmediği sürece halkın sevgilisidir. Karşılıklı bir tiyatro sürer
gider. Onun hep evleneceği günü bekler gibi yaparız ancak zaten
öyle bir şey olmayacağını da biliriz. Mikrofon uzatır ve ne zaman
evleneceğini sorarız, sonra hep beraber kikirderiz.

Farklı
olmak ve bu farklılığıyla değişim yaratmak, insan beyninin algılamasını
zorlamak Oscar Wilde'ın tarzıydı. Eşcinselliğinin bir sembolü
olarak sürekli göğsünde taşıdığı ayçiçeğinin bugünkü pembe üçgenlerden,
gökkuşağı bayrağından farkı yok aslında. Tarihin ilk "onurlu" eşcinsellerinden
biriydi Wilde. O zaman eşcinsel gruplar, yapılan yürüyüşler
olsaydı, Oscar Wilde en başı çekerdi. O mücadelesini kendi
platformunda veriyordu ve başarılı da oluyordu. İnsanlar karşılarında
hem eşcinsel olup hem de başarılı, zeki ve üstün olabilen bir adam
gördükçe kafalarında başka şeyler şekilleniyordu.

Galiba
bugün de ihtiyacımız olan Oscar Wilde'lar. Bir kaç Oscar
çıkıp onurla ve gururla eşcinsel olduğunu haykırdığında ve bu kişilerin
yaptıkları başarılı işlere kimse söyleyecek laf bulamadığında her
şey daha güzel olacak. Aslında şimdiden Oscar Wilde'larımız
var ancak kendilerini ortaya çıkarmak bir Don Kişot'luk gibi
geliyor onlara. Ama ben umutluyum, on yıl içinde Türkiye'de saygı
duyduğumuz birçok insan eşcinsel olduğunu ve bundan da onur duyduğunu
açıklamış olacak. İşte o zaman her şey çok farklı olacak.


Neşeli
kalın.
Uğur
Alper

Diğer yazıları için tıklayın
|