|

Derdini
Söylemeyen...
 
SORU:
Eşcinselliğe
bakışınız ne kadar reyting kaygısı taşıyor? Niye insanlara bu kişilerin
hayatını normalmış gibi göstermeye calışıyorsunuz? Sizce iki farklı
kimliği bünyesinde barındıran insan ne kadar saglıklıdir?
EDİTÖRÜN GÖRÜŞÜ:
Merhabalar,

MiniDev
yayına başladıktan sonra gey-lezbiyen
kültürü sayfalarına ilk gelen e-maillerden
biri sizinki. Eleştirilerinizi kısaca yanıtlamaya çalışacağım.

Öncelikle sadece yüksek bir hit almayı yani "rating"
yapmayı hedefleseydik işimiz çok kolaydı. Ana sayfaya şatafatlı
kıyafetleriyle travestileri koyar, büyük puntolarla da
eşcinseller eğleniyor, parti yapıyor gibi insanların ilgisini çekecek
eğlenceli
resimler yerleştirirdik. Bunlar da
magazin basınının eşcinselliği kullanma şekline uygun
düşerdi. Ama biz magazin sitesi değiliz, gey
lezbiyen kültürünü
politik
ve entellektüel
açıdan açmaya çalışıyoruz. Ancak o sayfalar bir kültürü tanıtırken
bir yandan da o kültüre katkıda bulunup eşcinsel olanlar ve olmayanlar
arasında bir köprü
kurmaya çalışıyor. Aslında şu haliyle de pek rating kaygısı taşımadığını
biraz dikkatli baksanız rahatça görürsünüz.

"İki kimliği
birden barındırmak" lafı ise durduğunuz noktadaki bilgi
eksikliğini ele veriyor. Eşcinsellik, kadınlık ve erkeklik
arasında iki
tarafa da ait olamadan ortada kalma durumu değildir.
Bir gey, yani erkek eşcinsel, biyolojik cinsiyeti olan erkeklikten
memnundur, duygusal ve cinsel
ilgisi erkeklere yöneliktir. Kadın eşcinseller, yani
lezbiyenler için de kadınlıkla ilgili bir sorun yaşamadıklarını
ve ortada bir yerlerde sıkışıp kalmadıklarını söylemek yeterli olacaktır
sanırım.

Kişi biyolojik cinsiyetinden memnun olmadığında, bunu reddedip karşı
cinse geçme isteği duyduğunda ise bu durumun adı transeksüelliktir.
Eşcinsellikle transeksüellik çoğu zaman karıştırılır ve eşcinselliğin
cinsiyet değiştirmeden bir önceki aşama olduğu sanılır. Yani, bir
eşcinsel, sizin düşündüğünüz anlamda içinde
iki farklı kimlik taşımaz. Bir eşcinselin sahip olduğu
tek cinsel
kimlik "eşcinselliktir".
Ancak erkeklerden hoşlanmanın kadınlara, kadınlardan hoşlanmanın
da erkek cinsiyetine "tahsis edilmiş" haklar olduğunu düşünüyorsanız
tartışmanın boyutu da değişir.

Kaldı ki kişinin yaşamı sadece cinsel kimlikten oluşmaz, bizi oluşturan
başka birçok şeyden biridir. Sosyal kimlik, etnik kimlik, politik
kimlik, vs. Bu durumda zaten birden fazla kimliğe sahip olan insanın
iki farklı kimliği içinde barındıramayacağı tezi pek de makul değil.

Ayrıca öteki kimliklerimiz bile birer kokteylden oluşabilir. Atalarının
tamamı tek etnik kökenden gelen kaç kişi var çevrenizde? Öyle bir
coğrafyada yaşıyoruz ki, tüm etnik topluluklar birbirine geçmiş
ve birçok insan atalarından gelen bu farklı kimlikleri "içlerinde
barındırıyor" ve çok da sağlıklılar. Ancak
eşcinsellik böyle karma bir yapı değil.

"Normallik"
konusuna gelince; normalin ne olduğuna kim karar veriyor acaba?
Kişiden kişiye bile farklılık gösteren normlar, toplumdan topluma,
çağdan çağa daha da büyük farklar gösterir. Örneğin eşcinsellik
Antik Yunan'da
ayıp sayılmayan, gündelik yaşamda yerini almış bir cinsel
eylemdi. Osmanlı'da
da oğlan hamamları
rahat rahat işliyor, herhangi bir yasakla karşılaşılmıyordu. 1800'lü
yılların sonunda Batılılaşma
süreciyle birlikte, o zamanın Batı kültüründe yasak olan "oğlancılık"
Osmanlı'da da ayıp sayılmaya başlandı. Normallik hele
hele günümüzde o kadar kişisel bir hale geldi ki, neyin normal ya
da anormal olduğu konusundaki fikirlerinizde yalnız kalabiliyorsunuz.

Toplumun normlarından
bahsedecek olursak, bu toplumun eşcinsellikle ilgili normlarından
başka birçok normu var. Hepsini
savunuyor ve uyguluyor musunuz? Eşcinselliği anormal
sayan bu toplum
savaşı normal sayıyor mesela. İşkenceyi,
hırsızlığı, öldürmeyi, yalancı politikacıları ödüllendiriyor.
Tüm bunlar olurken bizim eşcinselliği "normal" göstermek gibi bir
çabamız yok, çünkü bir insanın başka bir insanı sevmesinin -ister
erkek ister kadın- yadırganacak hiçbir yönü yok. Uğraşacak bu kadar
anormalliğin arasında eşcinselliğin hâlâ bir sorun olduğunu düşünüyorsanız,
bırakın o da kalıversin öyle. Belki bir gün onlar da akıllanır,
eşcinselliği bırakıp geri kalan normallere katılırlar, ya hırsız
olarak ya da yalancı birer politikacı.

Neşeli
kalın.

SORU:
Eşcinsel duygular bastırılmalı mı?

Okurumuzun
sorduğu soru net ve yalın, ancak bu soru çok genel, bu yüzden de çok
geniş bir yanıtı olabilecek bir soru. Ancak en önemli noktalara değinerek
cevaplamaya çalışacağım.

Sadece
eşcinselliği değil, kişinin içinden geldiğini hissettiği herhangi
bir duyguyu bastırması duygusal açıdan zararlıdır. Küçükken çok yapmak
istediği engellenen biri yaşamı boyunca bunun özlemini çekebilir ve
bu tatmin etmeye çalışır. Ya da toplumun "ayıp" olarak gördüğü herhangi
bir duyguya sahip olduğu halde kişinin bunu bastırması, benliğinin
o yönünü doyuramadığı için hep karşısına karın ağrıları olarak çıkacaktır.

Konu
eşcinsellik olduğunda ise insan böyle bir şeyi hissettiğinde ilk aklına
gelenin "bastırmak" olması çok doğal çünkü gözlerimizi bu dünyaya
açar açmaz "normal"in heteroseksüellik olarak gözümüze sokulduğu bir
dünyayla karşılaşıyoruz. Oysa ki eşcinsellik kişinin doğuşundan beraberinde
getirdiği bir şeydir, ancak ortaya çıkması içinde bulunduğu şartlara
bağlıdır. (Bu benim teorim. Doğuştan olduğu ya da sonradan kazanıldığı
yolundaki iki iddiayı buluşturan bir teori.)

Şartlar
yüzünden ortaya çıkmayan eşcinsellik ise kişinin içinde kendini ifade
edemediğini hissetmesi yüzünden büyür büyür ve bir gün katlanılamayacak
hale gelir. O zaman da kendini homofobi olarak gösterir. Yani eşcinsel
nefreti. Ya da bastırılmış duygular insanı öylesine sarar ki bu durumdan
ancak psikoloji konusunda uzman kişilerden yardım alarak kurtulabileceğini
görür.

İnsan
kendini iyi dinlemeli ve duygularını tanımayı öğrenmeli. Kendimizle
ne kadar barışık olursak, başkalarıyla da o kadar barışık oluruz ve
daha sağlam ilişkiler kurarız.

Neşeli
kalın.
Uğur
Alper

İleri
|