



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |
|
|
|
Yaşadığımız
siyasi atmosferden hoşnutluk duyamayan çok sayıda insan, kurum ve
akım var. Kendilerini çözüm olarak gösterip "ama cumhuriyetin
kuruluş felsefesine sımsıkı bağlıyız" diyerek baştan çözümsüzlüğü
benimsediğini kanıtlayan siyasi oluşumları yani tabulara dokunmadan
sorun gidermeye çalışanları dışarda tutarsak, coğrafyamızın meselelerine
derinlemesine bakabilenlerin sayısı gerçekten az. Bu nedenle Temel
Demirer gibi aydınlarımızın girişimlerini, araştırmalarını geleceği
aydınlatacak eylemler olarak değerlendirmenin yerinde olacağını
düşünüyor ve okurlarımızla paylaşıyoruz,

Temel Demirer
|
"Reel Atatürkçülük":
Ne Yapar, Neye Yarar?
|
"Karşı
görüş değerlendirmesi,
gerçekten çok önemli bir
safsata ayıklama aletidir." (1)
|
Sınıflı
sömürücü egemenliğin en "hassas" olduğu alanlardan biri de, egemenliğini
yeniden tekrar ürettiği tahakküm zeminlerinden resmi ideolojidir...

Yalanın, kandırmanın, mistifikasyonun, manipülasyonun egemenliğine denk
düşen resmi ideoloji son tahlilde, topluma dayatılmış el sürülemez,
"olmazsa olmaz" önyargılar mezarlığıdır...

Bu alanda "eleştirel sözler" etmek, önyargılara "hayır" demek; "yaşatılan
hayaletler"in gazabına maruz kalmayı, "vatan haini" ilan edilmeyi, hatta
ahbarik Hrant gibi kurşunlanmayı göz almak demektir...

Hayır abartmıyorum! Bir an bu topraklarda Kemalizme "hayır" diyenleri,
"eleştirenleri", "itirazları" düşünün...

Evet, evet Ömer Hayyam'ın, "Hz. Ömer bir gecede altı
yüz köle azat etti... derler! Ama Hz. Ömer'in altı yüz köleyi
nasıl edindiğini sormazlar?" betimlemesinin "resmi ideoloji" ters
yüz edildiğinde neye benzediğini gösterdiğini anımsatarak ilerleyelim...
Kolay mı?

Fikret Başkaya'nın da belirttiği üzere, "Şeylerin gerçeğiyle,
şeylere dair tevatür arasındaki uyumsuzluk, bilimsel entelektüel etkinliğin
varlık nedenidir. Başka türlü söylersek, tevatür gerçeğin kendisi değildir,
en azından gerçeğin tamamı değildir veya eksik gerçektir." (s.7.)
"Gerçek her zaman tektir. Sorun, toplumun sınıflara bölünmüşlüğü
ve onun sonucu olan çıkarların çatışmasıyla ilgilidir." (s.8.)

****
"Resmi ideoloji"yle bir kez daha cebelleşen Fikret Başkaya'nın
yeni yapıtı 'Reel Atatürkçülük', Türkiye'nin 1930'ların Almanya'sını
andıran koşullarında, "aydın olmak"ın ne anlama geldiğini hepimize,
herkese hatırlatıyor...

Ortalığı yüzlerce egemen milliyetçilik versiyonunun istila ettiği çılgınlık
ikliminde Kemalizmin, reel Atatürkçüğün ne menem bir şey olduğunu herkesin
bilgisine sunuyor... Sadece sunmakla kalmayıp, putları yıkıyor...

Bizlere "iç tutarlılığı olan bir Kemalizm olmadığı"nı; "Kemalist
teorinin istiminin arkadan geldiği"ni, yani "kotarıldığı"nı
ve
"bu yüzden Atatürkçülükten çok Atatürkçülerden söz etmenin daha uygun"
olduğunu gösteriyor...

"Resmi ideoloji" tellallarının (ve deccallarının) canını sıkan
Başkaya'nın bu değerlendirmelerinin en çarpıcılarından biri de
şudur:
"Reel Atatürkçülük nedir: Kim güçlüyse ve arabanın direksiyonunda
kim varsa Atatürkçü odur ve onun yorumu en gerçek Atatürkçülüktür. Reel
Atatürkçülük Amerikancılıktır, Amerikan üsleridir, NATO'culuktur, Kore'ye,
Somali'ye, Afganistan'a asker göndermektir. Bağnaz milliyetçiliktir,
devleti kutsayıp fetişleştirmektir, IMF'ciliktir, ülkenin geleceğini
çokuluslu denilen şirketlerin -emperyalizmin- insafına terk etmektir,
cuntacılıktır, militarizmdir, yurtdışındaki imamların maaşını Suudi
Rabıta örgütüne ödetmektir, aydınlanmanın, demokratikleşmenin, sosyalizmin
önünü kesmek üzere devlet desteği ve olanaklarıyla dinci gericiliği
besleyip, sonra da irtica ile mücadele adı altında 'postmodern darbe'
yapmaktır, sosyalizm düşmanlığıdır, özgürlük ve demokrasi fobisidir,
iç ve dış düşmansız yaşayamamaktır, farklı düşüncenin hain, muhalifin
düşman sayılmasıdır, toplumun spekülatörler ve rantiyeler tarafından
rehin alınmasıdır, ülkenin varını yoğunu özelleştirme adı altında yağmalamaktır,
Kürt varlığının inkârıdır, muvazaa partileriyle halkı oyalayıp demokrasi
oyunu oynamaktır, Susurluk'tur, Şemdinli'dir..."

Gerçekten de böyle değil midir? Eğ o hâlde?!

****
Kemalizm! Atatürkçülük! Vs... Yeri geldi, nakledelim:
Milli Mücadele'nin asker üyelerinden Fahrettin Altay'ın aktardığı
bir hikâyeye bakılırsa, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin (İTC) güçlü
adamı Enver, Çanakkale Savaşları sırasında, "Siz Mustafa Kemal'i
benim gibi tanımazsınız. Vakıa çok değerli, fakat o nisbette de haristir.
Emin olun, şimdi liva yaparız. Kolordu kumandanlığı ister. Onu yaparız,
ordu kumandanlığı ister. Ordu kumandanı yaparız, başkumandanlık ister.
Ona da peki desek, yine kâfi görmez. Daha büyüğünü ister. Çünkü hırsına
hudut yoktur. Bu sebeple, onu azar azar vererek gayet maharetle idare
etmek, hoş tutmak lazımdır" demiştir.

Bu konuşma Mustafa Kemal'e aktarıldığında "Ben Enver'in bu
kadar zeki ve ileri görüşlü olduğunu bilmezdim," diyerek, hakkındaki
yargıları adeta onayladığı bilinir...

Ve bir şey daha: Kendisine "İzmir'i aldıktan sonra artık biraz dinlenirsiniz
Paşam. Çok yoruldunuz" diyen Halide Edip'e "Dinlenmek mi?
Yunanlılardan sonra birbirimizle kavga edeceğiz, birbirimizi yiyeceğiz"
diyen Mustafa Kemal'in öngörüsü doğru çıkmıştır.

Ancak, dava arkadaşlarının en büyük mücadelesi, onun liderliğini önlemek
değil, diktatörlük eğilimlerini frenlemek yolunda oldu.

"Onbaşı" diye hitap ettiği Halide Edip'e "Ben hiçbir eleştiri,
hiçbir fikir istemiyorum. Yalnız emirlerimin yerine getirilmesi[ni istiyorum]"
demesi ile Nutuk'ta, "Tarih, itiraz kabul etmez bir şekilde
ispat etmiştir ki, büyük meselelerde muvaffakiyet için kabiliyet ve
kudreti sarsılmaz bir Reis'in vücudu lazımdır," demesi eylemlerinin
ardındaki mantığı açıklar!

Evet, her şey, tıpkı Başkaya'nın ifade ettiği gibi:
"Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanmış olanlara devlet ve egemenler
[kurtarıcılar ve kurucular] tarafından değil de, emekçi çoğunluk tarafından
bakıldığında ortaya çıkacak 'resim' ya da şeyleri gerçek 'hikâyesi'
farklı olurdu. Zira Türkiye'de geçerli tarih versiyonu, toplumun kaderini
elinde bulunduranların, 'kurucuların', 'kurtarıcıların', 'memleketin
sahiplerinin' uydurdukları tarihtir, tam bir ideolojik fabrikasyondur"
(s.9.)

"1923 darbesi 1908 darbesinin bir tekrarı, onun düşük yoğunluklu
bir versiyonuydu... "İttihatçıların yegâne amacı olan devleti yaşatıp,
güçlendirme perspektifi, kendilerine 1923 sonrasında Kemalist diyenlerin
de -ki besbelli İttihatçıydılar- yegâne perspektifiydi." (s.9-10.)

"29 Ekim 1923 'Eski Rejim'den radikal bir kopuş anlamına gelseydi,
bugün hâlâ Ermeni Faciasıyla ilgili inkârda ısrar edilmezdi... "Ermeni
faciasında rol alan zevat, 1923 sonrasında da yüksek sorumluluk mevkilerini
işgal etmişti." (s.11.)

Burada durup, Mustafa Kemal'in ağzından anımsatalım: "Ermenilerin
bu feyizli ülkede hiçbir hakkı yoktur. Memleket sizindir, Türklerindir.
Bu memleket tarihte Türktü, o hâlde Türktür ve ebediyen Türk olarak
yaşayacaktır. (...) Ermeniler vesairenin burada hiçbir hakkı yoktur.
Bu bereketli yerler, koyu ve öz Türk memleketidir!" (2)

Devam edelim:
"Cumhuriyet rejimi elitist, merkeziyetçi, pozitivist bir ideolojinin
taşıyıcısıydı... 1923 sonrasında reaya ileri sürüldüğü gibi yurttaş
olamadı. Geçerli devlet anlayışı insanları 'devletin kulu' olarak görmeye
devam etti. Aşırı modernist bir retoriğe sahip olan Kemalist dikta rejiminin
varlık nedeni, 'sivil toplumu' bastırmaya, boğmaya, bu amaçla da her
türlü muhalefet odağını ezmeye bağlıydı... Öyle modern bir rejim ki,
orada farklı düşünen hain, muhalif düşman sayılıyor..." (s.12.)

Başkaya'nın bu tespitini "Kemalizm otoriter bir demokrasidir
ki kökleri halktadır. Türk milleti bir piramide benzer, taban halk,
tepesi yine halktan gelen baştır ki, bizde buna şef denir. Şef otoritesini
yine halktan alır. Demokrasi de bundan başka bir şey değildir," diyen
Mustafa Kemal'in has adamlarından Esat Mahmut Bozkurt
da tersinden doğruluyor!

Gelelim şu "tarihsel/ biricik/ özgün"(!?) "Kurtuluş Savaşı" hikâyesine...

Öncelikle -Howard Zinn'in ifade ettiği- şunun görülmesi gerek:
"Tarihçinin tahrifatı teknik olmaktan öte ideolojiktir: çatışan çıkarlar
dünyasında vurgulamayı seçtiği her olgu, [tarihçi istese de istemese
de] ekonomik, siyasal, ırkçı, ulusçu ya da cinsiyetçi bir çıkar çevresinin
amacını destekler"! Başkaya'nın saptamalarıyla devam edelim: "1918-1923
döneminde anti-emperyalist bir kurtuluş savaşı verildiği sanılıyor..."
(s.84.)

Bu doğru değil!

___________________________
(1) Carl Sagan, 1998.

(2) Mustafa Kemal, "Adana
Esnaflarıyla Konuşma-1923", Söylev ve Demeçleri, 1906-1938, Cilt:2,
Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, s.126.

Diğer
yazılar için tıklayınız
|

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|