Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



Kod Adı 64!
Orhan Alkaya / Birgün (05. 10. 2007)

Başörtüsü Serbest Kalırsa
Muhsin Kızılkaya / Birgün
(05. 10. 2007)
Ve Necdet ve Mustafa ve Darbeler
Mehmet Kamış / Zaman (05. 10. 2007)
Siyasi Yelpazenin Solu Olmayınca
Murat Aksoy / Yeni Şafak
(28. 09. 2007)
Türkiye'de Kışla Kültürü Sona Erdi
Nebil Zeki / Radikal 2 (19. 09. 2007)

Tuzak…

Baba filminde çok kritik bir sahne vardır.

Marlon Brando, "ailesini" eroin işine sokması için kendisine ısrar eden rakip çeteden bir gangsterle konuşurken büyük oğlu lafa karışarak bu işe girmekte istekli olduğunu hissettirir.

Brando, daha sonra oğluna "aile içindeki anlaşmazlıkları bir daha başkalarının yanında konuşma" der.

Ama baba-oğul arasında bir görüş ayrılığı olduğunu sezen "rakipleri" Brando'yu öldürmeyi, yerine oğlunun geçmesini sağlamayı "eroin" ticaretini geliştirebilmek için gerekli görürler.

Brando'ya suikast düzenlerler ve "aileler" arasında büyük savaş başlar.

Bir hata herkese pahalıya patlar, çok insan ölür.

Bizim genelkurmay başkanı, hükümeti sıkıştırmak için basın toplantısı düzenleyip "sınırötesi operasyon" yapmak istediğini bütün dünyaya açıkladığında bizi bugüne getiren süreç de başladı.

Bütün düşmanlar bizim "devletin" içinde bir çatlak olduğunu, "sınırötesi" operasyona sürüklenmenin Türkiye'yi bir çıkmaza götüreceğini gördü.

Hükümet, Türkiye'nin dünyayla ilişkilerinde, Avrupa üyeliğinde büyük sorunlar yaratacak, içerde ise Kürt vatandaşları çok tedirgin edecek bir operasyondan uzak durmaya uğraşıyordu.

Daha önce 23 kez girdiğimiz Kuzey Irak'ta sorunu çözemiyorduk.

Çünkü sorun "dışarıda" değil içerdeydi.

Ama askeriyenin açıklamaları, muhalefetin de bu açıklamayı desteklemesiyle "öfkeli bir milliyetçilik" dalgası yayılmaya başlamıştı.

Ve bu dalga, sağlam duramayan siyasi iktidarı da etkiliyordu.

İktidar yalpalıyordu.

Bu tablo da herkesin gözü önündeydi.

Bütün hesaplar Türkiye'yi "sınırötesine" çekmek üzerine kurulmaya başlandı.

Avrupa Birliği üyesi olan bir Türkiye'de varlık nedenini kaybedecek olan PKK, Türklerle birlikte Kürtlerin de büyük acılar çekeceği gerçeğini hiç umursamadan Avrupa yolunu dolayısıyla demokrasinin önünü kesmek için hamlelerini yapmaya başladı.

Dışarıda ve içerde Türkiye'nin Avrupa üyeliğinden hoşlanmayan birçok gücün desteğini de sanırım sağladı.

Bir sınırötesi operasyonun Kuzey Irak'taki Kürtlerle güneydoğu'daki Kürtleri hiç olmazsa ruhen ve zihnen kaynaştıracağını, müstakbel bir "büyük Kürdistan"ın liderliğini ele geçireceğini düşünen Kürt liderler de PKK'nın önünü açarken Türkiye'yi de öfkelendirecek açıklamalar yapmaya koyuldu.

Arkasından asker çocukların öldürülmesi başladı.

Bu, bizi acıya ve öfkeye boğdu.

Kendi sınırlarımız içinde bu kadar çok asker kaybetmemize neden olan komuta zafiyetini hiç konuşmadık.

İki yüz kişilik PKK gruplarının, uyduların, termal kameraların denetlediği bir bölgede, hiçbir istihbarat örgütümüz tarafından fark edilemeden nasıl bu kadar rahat hareket ettiklerini, çocuklarımızın nasıl bu kadar rahat öldürülüp kaçırılabildiğini, bir eğitim eksikliği, yönetim hatası olup olmadığını sorgulayamadık.

Şimdi tuzağa düşmüş bulunuyoruz.

Artık koşullarını kendimizin belirleyemediği bir çatışmada tepkilerimizi aklımızdan ziyade öfkemizle vereceğiz.

Öyle gözüküyor ki bizi sürükledikleri yere doğru sürükleneceğiz.

Bunun elbette içerdeki yansımaları da çok ağır olacak.

Ama sanıyorum bu durum herkesin kaybetmesiyle bitecek.

Bizi tuzağa düşürenler de doğru hesap yapmıyorlar bence.

Bu kanlı denklemin içinde kimlerin olduğunu bilmiyoruz, Amerika, Rusya, başka ülkeler, herkes olabilir.

Ama bu tuzağı kuran herkes, tuzağa düşen bizimle birlikte acı çekecek.

Kimse kazançlı çıkmaz bundan.

Biz kendi Kürt sorunumuzu çözemedik.

Kendi ülkemizi iyi yönetemedik.

İçerde anlamsız çatışmalara girdik.

Ve belayı büyüttük.

İçerde ve dışarıda bu "beladan" yararlanacağını sanan kim varsa, sonuçların umdukları gibi olmayacağını görecekler.

Yetmiş milyonluk bir ülkeyi bu kadar canını acıtıp öfkelendirerek bir tuzağa çekerseniz, zincirleme reaksiyonlar ve "kontrol edilemez" bir hareket yaratırsınız.

Eğer "içerde" bu tuzağın kendi iktidarlarına yardım edeceğini umanlar varsa, onlar büyük bir ihtimalle yaşanacaklardan sonra ellerindeki iktidarı da kaybedecekler.

"Dışarıdakiler" ise bütün dengelerin ve hesapların altüst olacağını görecekler.

Türkiye'nin Kuzey Irak'a girmesiyle birlikte dünyanın da bir "Türkiye sorunu" olacak.

Yetmiş milyonluk büyük bir sorun.

Bundan sonra olayların nereye kadar gideceğini kimse bilemez.

Bilebildiğimiz tek şey, hepimiz acı çekeceğiz ve çok çocuk ölecek.

Ve çocukların ölümü kimseye mutluluk getirmeyecek.

Ahmet Altan

Baş tarafa dönmek için tıklayın

 

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla