Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



Kod Adı 64!
Orhan Alkaya / Birgün (05. 10. 2007)

Başörtüsü Serbest Kalırsa
Muhsin Kızılkaya / Birgün
(05. 10. 2007)
Ve Necdet ve Mustafa ve Darbeler
Mehmet Kamış / Zaman (05. 10. 2007)
Siyasi Yelpazenin Solu Olmayınca
Murat Aksoy / Yeni Şafak
(28. 09. 2007)
Türkiye'de Kışla Kültürü Sona Erdi
Nebil Zeki / Radikal 2 (19. 09. 2007)

Ve Necdet ve Mustafa ve Darbeler

Mehmet Kamış / Zaman: Tutuklandığında 19 yaşındaydı.
1.85 boylarında, sarışın, mavi gözlü, sırım gibi delikanlıydı Necdet.
Çok iyi top oynuyor, voleyboldan anlıyor, kitap okumayı çok seviyor, hayatı bitmek bilmeyen bir enerjiyle yaşıyordu.

Arkadaşlık çok önemliydi onun için. Uğruna ölmeyi bile göze aldığı halkın inanç değerlerine de olabildiğince saygılı davranıyordu.

Ankara’nın İsmetpaşa semtinde iki kişinin ölümüyle sonuçlanan, bir kahvehanenin taranması suçundan tutuklanmış, 1980 yılına kadar cezaevinde kalmıştı. Bir gün cezaevinden firar etme imkanı doğduğunda, “Ben suçsuzum neden kaçayım?” diyerek içeride kalmıştı. Diğer arkadaşları firar etmesine rağmen Necdet, suçsuz olduğunu düşündüğü için kaçmamıştı. Necdet o olayla bir ilgisinin bulunmadığını, suçsuz olduğunu sonuna kadar söyleyecek ve suçu asla kabul etmeyecekti. Nitekim yargılandığı mahkemenin reisi Albay Hamdi Sevinç de idam kararına şerh koyacak ve Necdet’in suçsuz olduğunu belirtecekti. Necdet Adalı, 7 Ekim’i 8 Ekim’e bağlayan gece, 12 Eylül’ün ilk idam edileni olarak asılacaktı. Kahveyi tarayanların başkaları olduğu da sonradan ortaya çıkacaktı tabiî ki.

Kolayca idam edildiğinden de anlaşılacağı gibi Ankara’nın Altındağ ilçesindeki gecekondulardan birinde oturan yoksul bir ailenin çocuğuydu, ancak şans ona öldükten sonra gülecek, uzun zaman herkesin ağzında dolaşan bir şarkı olacaktı. Ahmet Kaya’nın şarkı haline getirdiği “Saçlarına yıldız düşmüş koparma annem ağlama” şiiri onun için yazılmıştı. Necdet Adalı’nın idamından sonra 12 Eylül cuntası, dengelensin diye bir ülkücüyü de idam sehpasına gönderdi. Mustafa Pehlivanoğlu idam edildiğinde daha 22 yaşındaydı.

10 Ağustos 1978 gecesi, Ramazan ayında, teravih vaktinde, Balgat’ta mahalledeki 5 kahvehane, kimliği belirsiz kişilerce tabancalarla taranmıştı. Sol görüşlü üç kahvehanede 3, ülkücülere ait iki kahvehanede ise 2 kişi açılan ateş sonucu hayatlarını kaybetmişlerdi. 12 Eylül’den önce şartlar olgunlaşsın diye hep böyle yapılırdı zaten, birileri aynı tabancayla solcuları öldürür sonra da gider sağcıları öldürürdü. Bu da öyle bir “şartlar olgunlaşsın” çabasına benziyordu.

Olaydan sonra operasyonlara başlayan polis, ülkücülerin yoğun olarak oturduğu Karapınar Mahallesi’ne baskın düzenledi ve bir grup genci gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında 22 yaşındaki Mustafa Pehlivanoğlu da vardı. Mustafa, işkenceyle aldıkları ifadesini daha sonra idamına kadar reddedecekti. Suçsuz olduğunu ısrarla söylemesine rağmen bir ihbarı doğru kabul eden mahkeme, idamına karar verdi. 12 Eylül’den hemen sonra, solcu Necdet Adalı’ya denge olsun diye aynı gün, aynı saatlerde, aynı yerde idam edildi.

Anne ve babası oğullarının idam edildiğini üç gün sonra, onu ziyarete gittiklerinde öğreneceklerdi. Ailesine yazdığı mektupta kendileriyle helalleşmeden gitmekten dolayı üzüntüsünü dile getiriyor ve haksız yere idam kararı verenleri Allah’a şikayet ediyordu. Ve evlenemeden idam sehpasına gittiği nişanlısına selam söylüyordu.

Necdet ve Mustafa, ikisi de yoksul aile çocuklarıydı. Senaryo onlara iki ayrı kampta rol vermişti. Kimsesiz ve gariban oldukları için büyüklerin “Power Game”inde onlara ölüm rolü düşmüştü.
Ama büyükler iktidar olabilsinler diye onlar aynı mezarlıktan yer ayırmışlardı. Her şey senaryo idi; ama onların ölümleri öylesine gerçekti ki...

Hukuk nedir ki, biraz askıya alınsa ne önemi var ki?
Sadece 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat’ta değil bütün zamanlarda askıya alınsa bir kıymeti var mı ki?
Hatta iktidar karşısında hayatların ne önemi var ki?
Yeter ki büyüklerin iktidarı daim olsun.
Kendi iktidarları için sabah akşam hukuku askıya almak isteyenler, siz hiç bir kerecik öldünüz mü?



ig

 

Baş tarafa dönmek için tıklayın

 

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla