Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



Sanki ‘Paralel’ bir Hükümet Konuşuyor
Koray Düzgören / Yeni Şafak
(28.09.2007)
Siyasi Yelpazenin Solu Olmayınca
Murat Aksoy / Yeni Şafak
(28. 09. 2007)
Türkiye'de Kışla Kültürü Sona Erdi
Nebil Zeki / Radikal 2 (19. 09. 2007)
Yansız Devlet
Sami Selçuk / Star (19. 09. 2007)
Reel Politika Ve Reel İslam
Melih Pekdemir / Birgün (19. 09. 2007)

Siyasi Yelpazenin Solu Olmayınca

Murat Aksoy / Yeni Şafak: AK Parti’nin yeniden tek başına hükümet olması fazlasıyla rahatsızlık yarattığı belli. Anayasa tartışması, seçimlerden umduğunu bulamayanları açık olarak ortaya çıkardı. Cezayer ya da İran olmayan Türkiye şimdi Malezya olma yolunda.
Akılla izah edilmesi güç bu tartışmanın en büyük nedeni, sağlıksız bir siyasi yelpazenin varlığıdır. Eğer sağlıklı bir siyasi yelpaze olsa idi, tartışmaların bir tarafı tek başına medya olmaz, siyasi partiler olurdu. Bu süreçte STK’lar, üniversiteler gibi diğer aktörlerde bu toz duman arasında yeterince etkili olamıyorlar. Tartışma medya üzerinde üstelik tek taraflı bir suçlama ile yürüyor. AK Parti hükümetine karşı medya, muhalefet görevi için durumdan vazife çıkarıyor.
Bu yüzden sol, Türkiye için önemli bir tartışma olmak zorunda. Bu çaba içinde olanların iki soruya cevep vermeleri gerekiyor. Türkiye’de yeni bir sol adına ‘ne söyledikleri’ ve ‘kimin söylediği’.
Sol adına salt AK Parti karşısında konumlanmak üzere, sosyal adalet, sosyal demokrat politika ve söylemler anlamsız bir çabadır. Çünkü söylem ve proje bağlamında AK Parti yeterince solda durmaktadır. AK Parti’nin son 4.5 yıllık uygulamalarına baktığımızda bir çok uygulamanın sosyal bir demokrat partiden beklenilen politikalar olduğu açıktır. Sağlık alanında, konut edindirme konusunda vs. bakıdığında toplumsal açıdan aşağı orta sınıfın toplumsal hayata hem maddi olarak hem de sosyal olarak daha çok katıldığını görüyoruz. AKP’nin mevcut sosyal politikalarını devam ettirmesi hatta geliştirip yaygınlaştırması açık biçimde aynı siyasi hedefleri olan bir sol partiyi neredeyse gereksiz hale getirmektedir.
Bu açıdan sol için kurumsallaşacak hareketin politikalarından daha önemli sorular ve bu soruların cevapları önem kazanmaktadır ki. Bu da bu hareketin “ne/ler yapacağından” çok “nasıl yapacağı” sorusuna vereceği cevaplarda olacaktır.
DEĞİŞEN SOL DEĞİŞMEYEN KADRO
Bu bağlamda belki daha önemli olan nokta “sol” siyasetin taşıyıcılarının kimler olacağı sorusunun cevabıdır. Bu bağlamdaki tartışma yıllardır sürmektedir. Ve bu tartışma bağlamında sol adına kamusallaşan her siyasi harekette i) yeni sol, ismi yıpranmış, eski siyasilerle olmaz yeni (özellikle gençler ve kadınlar) ya da ii) tecrübeli politikacıları dışlamakla olmaz, onlardan da yararlanmak lazım denip eski ile yeniyi harmanlayan bir kama kadro taşıyıcı olmaya soyunur. Ama bu yönde atılmış bir çok denemenin başarılı olamadıkları ortada.
Neden başarısızlık dendiğinde ise; i)eski politikacıların belirleyici olması: Şüphesiz en baştan deneyimli politikacıları dışlamak insani değildir. Ancak şu da bilinmelidir ki, bir zamanlar içinde oldukları partilerde ilkeler yerine çıkarları yüzünden dışarıda kalmış politikacılarla yeni sol olmaz.
ii)Öncü kadronun yanlışlığı: Sol deninde akla ilk gelen işçiler olmaktadır. İşçiler denince de akla onların örgütlü hali olan sendikalar gelmektedir. Bu bakış yeni sol için kapsayıcılık ve temsil bağlamında yeterince anlamı olan bir öncülük rolü değildir. Çünkü geldiğimiz noktada sol için temsil salt sınıf düzlemini aşmakta ve daha ortalama bir “ötekileşme” üzerinde bir temsil denenmek durumundadır. Yani her türlü mağdur ve dışlanmışı temsile dayanan taşıyıcılık. (Ki, Baskın Oran’ın seçim çalışlarında bu siyasal olarak önemli bir açılım sağlamıştır.) Bu bağlamada sol hareketin öncüleri artık başkalaşmalıdır.
iii)”Nasıl” siyasetin cevabı: Siyaseti toplumsal taleplerin karar süreçleri ile kamusal alanda bir arada yaşaması süreci olarak kabul edersek, bu sürecin “nasıl” işleyeceğine dair cevapların açık olması gerekmektedir. Bu noktaya verilecek cevap aynı zamanda “nasıl siyaset?” sorusunun cevabıdır. Bu nokta sol siyaset için temel bir ayrımı ifade etmektedir. Nasıl sorusunun cevabı var olan siyasetten ayrılma ve zihniyet düzlemine bir yol inşa sürecidir. Zihniyet içinde sol inşa süreci, toplumsal karar süreçlerini çoğalması, ölçek bağlamında katılım, her düzlemde katılımcı siyaset, eşitsizlikler karşısında pozitif ayrımcılık, adem-i merkeziyet, şeffaflık gibi çoğaltılabilecek ilkeler üzerine inşa olur.
Özet olarak sol adına var olan arayışlar, bildik kişi ve kurumlarla sürdükçe de başarılı olma imkanı yoktur. Bu durum tek başına kurum ve kişilerden kaynaklanan bir zaaf değildir. Var olan bu tablo daha üst düzlemde, sol ve siyaset algısı ile ilgili bir değişimin var olan sol yelpaze tarafından yeterince algılanamadığının işaretidir. Dünyada sol değişiyor, dönüşüyor ama Türkiye’de sol/cular sürekli aynı kalıyor. Daha da ironik olanı, Türk solunda kendini muhalif tanımlayanlar bile iş laikliğe geldiğinde aşamadıkları bir ayak bağına takılmış gibi tökezliyorlar.
YENİ SİYASET YELPAZESİ
Bu fotoğraf içinde yeni sol hareketi için iki soru önem kazanmaktadır. İlk soru siyasette meşruiyetin nereden aranacağı, ikincisi ise siyasette temsil edilecek değerlerdir.
İlk sorunun iki ucu vardır. İlki siyasi meşruiyeti toplumda arayan bir tercih, ikincisi ise devlette arayan ve devlet bekasını önceleyen tercihtir. Doğal olarak sol bir siyasetin meşruiyeti toplumdur. Ve toplumsal düzlemde devlet karşısındaki her türlü toplumsal mağduriyet solun ana referansıdır.
İkinci sorunun iki ucu vardır. Bir ucunda yerel değerler, ikinci ucunda ise evrensel değerler vardır. Burada da sol için ana referans evrensel değerler olmakla birlikte, yerel değerleri dışlayan değil, yerel içinden üretilecek bir evrenselliktir.
Bu dört uçlu skalayı bir siyaset yelpaze kabul ettiğimizde sol bir siyasetin alanı meşruiyetini toplumdan alan, yerel değerleri kapsayan evrensel değerler kümesidir. Bu alanının diğer adı kamusal alandır. Kısaca Türkiye’de sol arayışlar kendilerini dar kadrolara ve söylemlere hapsetmek yerine yepyeni bir dil ile kendini kamusallaştırmalı ve siyasetin esas merkezinin soluna geçmeyi gerçekten istemelidir.

Bu yüzden sol arayışların öncül tartışması daha zihniyet düzleminde ve eleştirel bir tarih okumasıdır. Ve bu eleştirel bakışın özü de laik ayak bağının çözülmesi noktasındadır. Paranoya haline gelen bu bağ sadece Türk solunu hasta etmekle kalmıyor, toplumu da hastalandırıyor.




ig

Baş tarafını okumak için tıklayın

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla