Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



Türkiye'de Kışla Kültürü Sona Erdi
Nebil Zeki / Radikal 2 (19. 09. 2007)
Yansız Devlet
Sami Selçuk - Star (19. 09. 2007)
Reel Politika Ve Reel İslam
Melih Pekdemir / Birgün (19. 09. 2007)
Düşünce Yasakları
Hüsnü Öndül / Evrensel (19. 09. 2007)
Necip Fazıl ile Nâzım Hikmet'in Çocukları
Seyfi Öngider / Radikal 2 (13. 09. 2007)

Türkiye'de Kışla Kültürü Sona Erdi

Nebil Zeki / Radikal:
AKP'nin seçim zaferi ve Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olması dini köktenciliğin değil, Türk seçmenlerin iradesinin zaferini yansıtıyor. Partinin bu güveni elde etmesinin nedeni, İslamcı sıfatını taşımayı reddetmesi. Zira bu sıfatın bir siyasi partiye verilmesi, Gül'ün ifadesiyle, sadece AKP üyelerinin Müslüman olduğu ve onların dışındakilerin olmadığı anlamına gelir. Parti, kendisine hoşgörü, açılımcılık ve farklılığı kabul etmek gibi özelliklerden yoksun olduğu gerekçesiyle saldıranlardan daha hoşgörülü, açılımcı ve farklılığı kabul eden bir parti. Gül'ün 11. cumhurbaşkanı olması sonrası birçok soru tekrarlandı: Acaba ordunun bu adımdan rahatsız olduğunun görülmesi sonrası, Türk silahlı kuvvetlerinin laikliğin kalesi olması nedeniyle bir askeri darbe gerçekleşir mi? Yoksa laiklikle Gül'ün partisi iktidardaki AKP'nin eğilimleri arasında bir zıtlık yok mu? Acaba Türkiye İslam'la demokrasi arasında mutlak bir çelişki bulunmadığını mı kanıtlıyor, yoksa genelkurmay başkanının kendisini Türkiye'nin 'gizli cumhurbaşkanı' olarak görmesi nedeniyle demokrasi sekteye uğratılma tehlikesiyle mi karşı karşıya?

LAİKLER SAVAŞI DİNLE DEĞİL
Birçok yorumcu Gül'ün, Türkiye'nin 1923'te kurulmasından bu yana cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen ilk 'İslamcı arka plana sahip' siyasetçi olduğunu ifade ediyor. Bu söz, önceki bütün cumhurbaşkanlarının İslamcı arka plana sahip olmadığı anlamına geliyor. Bu da, laiklerle Müslümanlar arasında rasgele bir ayrım belirlediği ve laiklerin dine karşı savaş içinde olduğunu varsaydığı için doğru değil. Gül'ün kendisi siyasal İslam'la bağlantılarını kestiğini belirtiyor ve dışişleri bakanı olarak geçirdiği dört yılda demokratik reform ve AB'ye üyeliği için çalıştığını hatırlatıyor.

Gül deneyimli bir politikacı. 2003'te dışişleri bakanı olduktan sonra AB'yi, Türkiye'nin üyeliğinin tartışmaya açılmasına onay vermeye sevk etti. Gül esneklikle niteleniyor ve uzlaşmaya meyilli. Bazı komutanların iddia ettiği gibi 'gizli İslami bir gündeme' sahip değil. AKP'nin 2002 seçimlerindeki başarısından bu yana geniş kapsamlı bir saygıdan besleniyor. Yeni cumhurbaşkanı, laikliğin ilkelerini koruma taahhüdünde bulundu ve bütün Türklerin cumhurbaşkanı olmayı vaat etti. Eşinin başörtüsü takmasınınsa bireysel özgürlük çerçevesine girdiğini belirtti.

Herkes Türk ordusunun laikliği savunma ve dini devletten ayırma konusundaki kararlılığının nedenini biliyor. Ordu laikliği, Osmanlı İmparatorluğu'nun enkazı üzerine kurulmasından bu yana Türkiye'nin yapısı ve kişiliğinin temeli olarak görüyor. Modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ülkesinin modern, çağdaş ve laik bir devlet olmasını istedi; kadının özgürlüğünü, Batılı giyimi, sivil hukukun temel alınmasını ve dini kurumların devlet işlerine son verilmesini kapsayan geniş çaplı reformlar yaptı. 1923'ten bu yana iktidardaki seçkinler ve ordu, Atatürk'ün kazanımlarını korumayı görev bildi. Ordunun 1960'tan bu yana seçilmiş hükümetlere karşı doğrudan üç askeri darbe yapması ve toplamda dört hükümeti devirmesindeki sebep bu.

General Yaşar Büyükanıt da, laikliği yıkmaya çalışan şer odaklarına karşı uyarıyordu: General, Zafer Bayramı'nda Ankara'da yapılan törende ordunun, 'ülkeyi en kötü şartlarda bütün felaket ve sorunlardan kurtardığını ve şimdiye kadar yaptığı gibi, ülkesini ve halkını bütün iç ve dış tehlikelerden korumak için de kurbanlar vereceği' uyarısında bulundu. Bu uyarı Türkiye'nin askeri darbe kâbusu veya tehlikesiyle karşı karşıya olduğu anlamına gelir mi?

Gerçekten de, AKP'nin son seçimlerde elde ettiği güçlü desteğin gölgesinde, askeri darbe uzak ihtimal. Zira partinin meclisteki 550 sandalyenin 341'ini kazanması, darbe girişiminin seçmenlere açık bir meydan okuma oluşturacağı anlamına geliyor. Seçim sonuçlarının açıklanmasından bu yana AKP, neredeyse her gün laikliğin savunucusu olacağını ilan ediyor. Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğretim görevlisi olan Soli Özel, seçmenlerin, ordunun iç politikaya müdahale etmeye hazır olmadığını ve seçmenlerin de, komutanların Türkiye'nin AKP tarafından 'teokratik yönetimin karanlıklarına' kaydırılacağına dair uyarılarını görmezden geldiğini söylüyor. Türkiye'deki ekonomik ve sosyal dönüşüm, AKP'nin temsil ettiği ve onun siyasi iktidarı ele geçirme emellerini ifade eden yeni seçkin gruplar ortaya çıkardı. Darbenin uzak ihtimal olmasının bir nedeni de, iktidardaki partinin orduyla düşmanlıktan sakınarak, bir tür kapitalizm, liberal demokrasi, İslam ve laiklik karışımı sunmaya çalışması.

Demokrasi sancağını taşıyanlar, temiz ve güçlü bir İslamcı otoriteden dem vuranlar, laikleşmeyi tamamlama çabasını sürdüren Atatürk'ün mirasçıları, yolsuzluğa bulaşmış siyasetçiler, Avrupa'ya entegrasyon isteyenler, Ortadoğu'ya aidiyetin arttığını teyit edenler, insan hakları savunucuları, şeriat gelmesini isteyen imamlar, ülkenin ruhunu ve köklerini unutmaksızın modernleşmesini isteyenler, Kürtlerin haklarını kabul edenler, bu hakları inkâr edenler ve Kürt sorununun çözümü için şiddet kullanımına işaret edenler var...

AKP DOĞRU YÖNTEMLERİ SEÇMELİ
Türkiye'nin karşılaştığı önemli sorunların bir kısmı AB ve Kürt sorunuyla ilgili. Kürt sorunu sürüyor ve Irak Kürdistanı Türk askeri müdahalesiyle tehdit ediliyor. Kıbrıs meselesi de kronik bir hal aldı. AB üyeliği arzusuysa, ordunun siyasete müdahale eğilimiyle eşleşmiyor. Zira böyle bir müdahale, AB'nin demokrasi kriterleriyle çelişiyor. Ayrıca Kıbrıs'ta bölünmüşlüğün sürmesi ve Ankara'nın sadece Türkiye'nin tanıdığı KKTC'yle ilişki kurma ısrarı, Avrupa'da endişe veya rahatsızlık yaratıyor. AB programı, sivillerin ordu üzerindeki kontrolünün zorunluluğuyla ilgili olarak son noktayı koyabilir. Gül, ordunun mevcut siyasi sahneye, yani AKP çoğunluğuyla aynı partiden bir hükümete ve cumhurbaşkanına alışacağı görüşünde.

Hükümetin cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi, ordunun rolüne nokta konulması, seçilmemiş bazı kurumların Anayasa Mahkemesi ve YÖK gibi hayati kurumlar üzerindeki hegemonyasının sona ermesine dair önemli düzenlemeleriyle birlikte orduyla gerginlik yaşanabilir. Ancak bu gerginliğin giderilmesi AKP'nin anlaşmazlıkları çözme yöntemine bağlı. Fakat laiklikten kaynaklanan askeri düşüncenin yok olma yolunda olduğu açık. Genelkurmay başkanının ülkenin gizli cumhurbaşkanı rolü oynaması açısından kışla kültürü de aynı yolda. Şu an Türkiye'de istikrarın yayılması için öncelikli görev, demokrasiyle laik değerler arasında uyum sağlanması. AKP'nin laiklik karşıtı bir projesi yok; parti, din özgürlüğünü barındıran hoşgörülü bir laiklik anlayışı sunuyor. Din devleti düşüncesi bu partinin gündeminde değil.

Devamını okumak için tıklayın


ig

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla