Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



Necip Fazıl ile Nâzım Hikmet'in Çocukları
Seyfi Öngider / Radikal 2 (13. 09. 2007)
Muhafazakârlar Şaşırtmaya Devam Edecek
Etyen Mahcupyan / Gazetem.net (13. 09. 2007)
Şimdi Barış Zamanı
Orhan Miroğlu / Radikal 2 (13. 09. 2007)
İkinci Cumhuriyet Korkusu
Mehmet Tıraş / Yeni Şafak (13. 09. 2007)
İnsansal Fay Hatları
Baskın Oran / Agos (11. 09. 2007)

Şimdi Barış Zamanı (Devamı)

15 Şubat gösterilerinin bir miladı ifade ediyor olmasına rağmen, umumi bir kayıtsızlığın yarattığı sonuçlarda, uluslararası hukukun ve egemenlik kavramının bugün yeniden, ama bu kez totaliter amaçlarla tartışılıyor olmasının da büyük payı var. Filistin, Afganistan, Irak, küresel ve bölgesel bir sorun haline gelen Kürt sorunu, kanımca bu kamusal kayıtsızlıktan payını almış sorunlar olarak beliriyor. İşte bu yüzden, 1 Eylül ve 11 Eylül'ün yıldönümünde, barış için yapılan her şeyin yankı bulması, çok boyutlu, derinlikli ve etkili olması, her şeyden önce, barış aktivistlerinin hem kendi halklarını hem de dünya halklarını kayıtsız kalınmayacağına inandırmaktan geçiyor.

Barış süreci, uluslararası bir anlaşma, karar ya da müzakere sürecinden farklı bir zorluğa sahiptir, zira temel bir ilke olan hukukun ve özgürlüklerle birlikte adaletin inşasını içerir. Bir başka gereklilik, uzlaşmaya yönelik çabalardır. Savaş dönemine ait bir bellek, toplum içinde çatışmayı besleyen kalıcı bölünmeler yaratır. Bu bölünmeleri ortadan kaldırmanın yolu uzlaşma ve barış süreci için gerekli olan koşulları yaratmaktan geçiyor. Bu koşulları yaratmak doğal olarak, şiddetin yeniden üretilmesini sağlayan koşulları ortadan kaldırmayı gerektirir. Bugün geldiğimiz noktada, bütün ulusların kulak verebileceği evrensel dünya barışı fikrine ve bu fikirden kaynaklanan evrensel örgütlenmelere ihtiyacımız var. Birleşmiş Milletleri bütün kurumlarıyla yeniden inşa etmek ve bir Dünya Parlamentosuna giden yolu açmak, dünyamızın barış ihtiyacı olmak üzere, birçok sorunlarını tartışacağımız yeni alanlarla buluşmak anlamına gelecektir.

Ve 1 Eylül'de Ankara'da, hem Türkiye'nin toplumsal barışına katkı sunmayı hem de dünya barış hareketinin bir parçası olmayı hedefleyen Türkiye Barış Meclisi kuruldu. Barış ve demokrasi güçleri için yeni bir çalışma alanı da böylelikle açılmış oldu. Yaşadığımız sorunlara çözüm üretemeyen, kimi zaman da bu sorunların daha da büyümesine yol açan geleneksel kurumlar ve partiler dışında, toplumun hareket yeteneği olduğuna inanan yazarlar, sanatçılar, politikacılar, aydınlar, insan hakları savunucuları, 13-14 Ocak tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirdikleri "Türkiye Barışını Arıyor" konferansının amaçları doğrultusunda, çalışmalarını sürdürdüler ve Türkiye'nin Barış Meclisi'ni kurdular.

Ocak ayında gerçekleşen konferansın çağrıcıları, daha şimdiden ortak bir belleğin acısı ve yası haline gelen Hrant Dink'in ve Orhan Doğan'ın bizlere miras kalan mücadele anılarına karşı da böylece anlamlı bir sorumluluğu ve sadakati yerine getirmiş oldular. İnsanları biraraya getiren en değerli şeyin diyalog, uzlaşma ve tolerans olduğunu gösterdiler. Savaşın değil barışın dilini konuştular. Sivil politikalar oluşturup farklı seçenekler yaratacak, haksızlığa karşı adaleti savunacak, etnik, dinsel, cinsel aynılaştırmaya karşı farklılıklarımıza sahip çıkacak bir programı kabul ettiler ve 500 civarında katılımcı, "savaş hali"' içinde ve "tetikte" yaşamaya itirazımızı ve utanmadan korkmadan yaşayacağımız bir ülke istediğimizi yeniden ilan ederek, bir Barış Meclisi oluşturdular.

Şimdi barış zamanı. Türkiye'nin yurttaşları, özgürlük ve hak kullanırken yeni kurulan 60. hükümetin korumak istediği güvenlik devletiyle yaşayacakları çelişkinin farkındalar. Güvenliğe, ve 'terörizmle mücadeleye' dayalı bir hükümet programının Meclis'te okunduğu haftanın sonunda, 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde, Ankara'da ilan edilen Türkiye Barış Meclisi işte tam da bu çelişkiyi barış ve demokrasiden yana çözüme kavuşturmak için kuruldu. Türkiye'nin yurttaşlarına hayırlı olsun...

ig

İkinci Cumhuriyet Korkusu

Mehmet Tıraş / Yeni Şafak: Bundan on yedi yıl önce (31 Ocak 1991) Mehmet Altan tarafından İkinci cumhuriyet kavramı fikir olarak ortaya atıldığında, bu tezi düşünsel boyutta çürütemeyenler, demokrasiyi kendi içlerinde içselleştiremeyenler belden aşağı vurarak küçümsemeye kalkanlar şimdi bu tezi, Türk toplumu tarafından üst üste ikinci defa iktidara getirilen AK Partinin ideolojisi olarak özdeşleştirdiler. İkinci cumhuriyet fikri daha çok demokrasi, daha çok hukuk ve daha çok insan hakları gibi evrensel değerleri öne çıkartan, ülkenin demokratikleşmesine katkı sunan bir görüş ortaya koymasına rağmen, hazineden nemalananların, darbecilerin ve karanlık güçlerin korkulu rüyası haline geldi.

İkinci cumhuriyet tezinin fikir babası sayın Altan rahmetli Prof. Dr. İdris Küçükömer'den sonra mevcut devlet yapısını en ciddi bir şekilde masaya yatırıyor ve birinci cumhuriyetin mevcut devlet yapısının anlayışı Osmanlı da etkili, belirleyici olan Padişahın yerini cumhuriyet döneminde de "Silahlı bürokrasi" aldı diyordu. İkinci cumhuriyet tezi Max Weber'in öne sürdüğü demode olmayan görüşünü doğrular nitelikte. Weber,"bürokrasi doğal olarak, bilgisi zayıf, dolaysıyla güçsüz bir parlamentoyu tercih eder" demekte.

İNSAN MERKEZLİ MODERNLEŞME
İkinci cumhuriyet tezi süreç içinde, toplumun her kesiminde tartışıldıkça demokrasi ve hukuk kavramı önem kazanıyor sivil ve silahlı bürokrasinin yöneten ve yönetilen bir demokrasiye yol vermediği su yüzüne çıkıyordu. Askeri darbelerde bunu kanıtlamıyor mu? Yapılan askeri darbeler ve muhtıralar bugüne kadar hangi sorunu çözdü? Generaller hakkında dava açan savcılar ya görevden el çektiriliyor ya da meslekten ihraç ediliyor, Şemdinli savcısı Ferhat Kaya'nın başına geldiği gibi. Taşları yerinden oynatan, resmi ideolojinin karşıtı olarak türeyen ikinci cumhuriyet kavramı toplumun değişik çevrelerince içselleştirilmesi ve demokrasiden yana olan, AB taraftarlarından da destek buldukça, siyasette belirleyici ve kendi toplumuna karşı kendilerini ekabir takımı olarak lanse eden, bireyi kul ve toplumu ahali anlayışıyla yönetenler," insan merkezli bireyin temel hak ve özgürlüklerini merkeze alan" bu düşünce yol aldıkça ve bu tezin merkeze oturması seçkinci ve darbeci zihniyeti temsil edenleri tedirgin etmeye başladı.


Devamını okumak için tıklayın

Baş tarafını okumak için tıklayın


ig

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla