Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



Necip Fazıl ile Nâzım Hikmet'in Çocukları
Seyfi Öngider / Radikal 2 (13. 09. 2007)
Muhafazakârlar Şaşırtmaya Devam Edecek
Etyen Mahcupyan / Gazetem.net (13. 09. 2007)
Şimdi Barış Zamanı
Orhan Miroğlu / Radikal 2 (13. 09. 2007)
İkinci Cumhuriyet Korkusu
Mehmet Tıraş/ Yeni Şafak (13. 09. 2007)
İnsansal Fay Hatları
Baskın Oran / Agos (11. 09. 2007)

Muhafazakârlar Şaşırtmaya
Devam Edecek
(Devamı)

Bu yeni anlayış içinde kentler yeniden kurulmakta olan iktisadi düzenin özneleri hüviyetini sahiplenerek, şirketler kadar önemli hale gelmekteler. Dolayısıyla AKP iktidarı döneminde Anadolu kentlerinin daha da özgürleşmesine ve Ankara'nın etki alanından çıkarak dünyanın geri kalanıyla doğrudan bağlantılar kurmasına tanık olacağız.

Söz konusu dinamik zaten geçtiğimiz dört yıl zarfında da başlamıştı, ama değişim genelde iktisadi alanla sınırlı kalmıştı. Anadolu 'kalvenizminden', yükselen müslüman burjuvaziden söz eden makaleler yabancı basında da rağbet bulmuştu. Ancak önümüzdeki dönemde daha da farklı bir süreçle karşı karşıya kalacağız. Anadolu iş dünyasının daha önce yardımlaşma ağlarıy ve hayır işleriyle sınırlı kalan sosyal sorumluluk anlayışı da kabuğunu yırtarak farklılaşmak üzere. Önümüzdeki dönemde sosyal ve entellektüel açılardan yeni bir kamusal alanın yaratılması hiç de şaşırtıcı olmamalı. İş adamlarının yeni kurulacak sivil toplum örgütleri üzerinden estetik ürünlerin yaratılması, tarihsel mirasın değerlendirilmesi gibi faaliyetlerin içinde yer almaları son derece 'rasyonel' olacak. Çünkü bu tür katkılar doğrudan kentlerin prestijini artıran, o kenti dünyanın geneli nezdinde cazip kılan bir etki yaratırken, iş alemini de güçlü iktisadi odaklara entegre hale getiriyor.

Ancak belki çok daha ilginci ve laik kesimi daha da şaşırtacak olan şey, Anadolu'nun doğrudan bilgi siyasetine soyunması olacak... Muhtemelen içinde iş adamlarının yoğun olarak bulunduğu bazı sivil toplum örgütlerinin, fikri açılımı destekleyen, entellektüel yaratıcılığı besleyen projeleri sahiplendiklerini göreceğiz. Belki de modernliğin ne olup olmadığı, nasıl yaşanması gerektiği, ne tür sorunlar ürettiği ve bunların nasıl çözümleneceği, özellikle kent bağlamında ele alınmaya başlanacak. Bunun anlamı Batının İstanbul, Ankara ve İzmir'i 'atlayarak', onlara muhtaç olmadan Anadolu kentleri ile ilişki kurmasıdır. Ancak bu durumun ideolojik karşılığı daha da 'kritiktir' çünkü Batının laik kesimi 'atlayarak', ona muhtaç olmadan muhafazakarlarla ilişki içine girmesini ifade eder.

Bizdeki laik kesim şimdi başörtülü genç kızlara bakıp 'bunlar nasıl müslüman' diye sorduğu gibi, muhtemelen o zaman da genelde Anadolu insanına bakıp 'bunlar nasıl muhafazakar' diye soracaktır. Belki de bu tür değişimleri göz ardı eden bir biçimde 'ne zaman İran'a benzeyeceğiz'kaygısı içinde daha da içe kapanacaktır... Ama belki de son seçimde AKP'ye oy veren laik azınlığın giderek genişlemesine ve toplumla ilişki kurmasına tanık olacağız ve şaşırmayanların sayısı artacak.Umarız öyle de olur... Çünkü muhafazakar kesimdeki değişim anlamayanları şaşırtmaya devam edecek ve dünyanın şaşırmadığı bir değişime kendi vatandaşlarımızın şaşırması, söz konusu vatandaşlarımızı -bizleri de rencide edecek kadar- gülünç durumda bırakabilecek...

ig

Şimdi Barış Zamanı

Orhan Miroğlu / Radikal 2: Kant'ın 'Dünya Barışı' fikrinin gerçekleşmesini imkansız hale getiren en önemli gelişme, bir yanıyla, daha 20. yüzyılın ortalarından başlayarak meydana gelen ve ABD'ye tek kutuplu dünyanın hakimi olma yollarını açan muazzam değişimlerse, bir yanıyla da kuşkusuz küreselleşmenin yarattığı yeni koşullarda her geçen gün bir yenisi "inşa" edilen uluslar ve bu inşa edilmiş uluslar arasında sürüp giden ve dünyayı kana bulayan çatışmalardır.

Yeni yüzyıl acaba "ulusal hedeflerimiz" ve "amaçlarımızla" bir yüzleşme yüzyılı olabilecek mi? Acaba ayaklarımızı bastığımız toprağı vatan olarak kabul edebilecek ve bu kabulü, birarada yaşayarak, hayatı birlikte paylaştığımız insanı ya da insanları ulusumuz olarak tanımaya ve bilmeye kadar vardırabilecek miyiz?

İkiz kulelere yapılan saldırının ardından uluslararası topluluk, dünya barış fikrinden ve mücadelesinden biraz daha uzaklaştı. Yarattıkları uygarlıklar ve insanlığın kültürel mirasındaki payları doğru dürüst kabul edilmeyen yeryüzünün bütün "ötekilerine" karşı birlikte ve ayakta olmak -United we Stand-, "düşmana" karşı tetikte olmak -be alert-, başta ABD olmak üzere Batı dünyasının uluslarını kuşatan temel bir psikoloji haline geldi.

Batı sadece ABD'den ibaret değil. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Avrupa'da başlayan geçmişle yüzleşme ve sorgulama, toplama kamplarında kaybedilenlerin anısı, "kişisel ve bedensel dokunulmazlığın ihlali" karşısında yeni bir demokratik ve siyasi etik yaratmış, bunun yarattığı duyarlılık AB'nin ve BM'nin sayısız kurucu sözleşmesine kaynaklık etmişti. Fakat, 11 Eylül'de ikiz kulelere yapılan saldırının sonucunda başlayan uzun vadede bir savaş ve güvenlik konsepti hem ABD'de hem de Avrupa'da uluslararası hukuku yeniden tartışmaya açtı.

Kaldı ki, yüzyılın faşist-totaliter sistemlerinin yönetimlerinin gerçekleştirdiği vahşet, soykırım ve katliamlar, uluslararası hukukun masumiyetini tartışmalı hale getirdi ve Habermas'ın deyişiyle, dünya uzun zamandır "klasik uluslararası hukuktan Kant'ın dünya vatandaşlığı olarak öngördüğü geçiş dönemine" girdi.

Kuşku yok ki, modern dünyayla muazzam çelişkiler yaşayan üçüncü dünyanın totaliter sistemlerinin ve köktenci akımlarının giriştiği uluslararası eylemler bu geçiş döneminin zorluklarını hazırlayan faktörlerin başında geliyor. Bugün Amerikalıların yüzde 60'ı, Irak'ın işgalini ve Saddam rejiminin yıkılmasını, ikiz kulelere yapılan saldırının bedeli olarak görüyor. Madalyonun bir de öbür yüzü var. İronik olarak görülebilir belki, ama çok ağır sistematik ihlallerle karşı karşıya kalan ve sürekli olarak bombalanan. Sünni Arapların yaşadığı trajedi Irak'ın Şii kentlerinde yaşayan Şiilerin ve Erbil'de, Süleymaniye'de yeni bir ulus "inşa" eden Kürtlerin yaşadığı coşkuyu yok edemiyor.

1 ve 11 Eylül
Uluslararası hukukun ihlali pahasına gerçekleşen işgallerin bu ülkelerde açığa çıkardığı farklılığa rağmen, uluslararası hukukun Afganistan'da, Irak'ta, kısmen Balkanlar'da ihlali, evrensel hukukun geleceği üzerine bir tartışma başlattı. Amerikan politikalarına uluslararası sadakati kınayan ve Avrupa başkentleri Roma, Barselona, Berlin ve Paris'te 15 Şubat 2003'te gerçekleşen gösteriler, Avrupa'da yeni bir kamuoyunun doğuşunu açıkça ortaya koydu.



Devamını okumak için tıklayın

Baş tarafını okumak için tıklayın


ig

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla