Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



Necip Fazıl ile Nâzım Hikmet'in Çocukları
Seyfi Öngider / Radikal 2 (13. 09. 2007)
Muhafazakârlar Şaşırtmaya Devam Edecek
Etyen Mahcupyan / Gazetem.net (13. 09. 2007)
Şimdi Barış Zamanı
Orhan Miroğlu / Radikal 2 (13. 09. 2007)
İkinci Cumhuriyet Korkusu
Mehmet Tıraş / Yeni Şafak (13. 09. 2007)
İnsansal Fay Hatları
Baskın Oran / Agos (11. 09. 2007)

Necip Fazıl ile Nâzım Hikmet'in Çocukları

Seyfi Öngider / Radikal 2: Bundan 40 yıl kadar önce, 1969'da, Abdullah Gül İstanbul Üniversitesi'nin Beyazıt'taki merkez binasında bulunan İktisat Fakültesi'nde okurken, hemen onun yanındaki Hukuk Fakültesi'nde de Deniz Gezmiş okuyordu.
İki genç de sistemle başı beladan kurtulmayan iki büyük şairin hayranıydı. Gül, İslamcı-faşist Necip Fazıl'ın şiirlerine, Gezmiş ise komünist Nâzım Hikmet'in şiirlerine tutkundu. Gül, İslamcı Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) liderlerinden biriydi, Gezmiş de Devrimci Öğrenciler Birliği (DÖB) lideriydi. Rivayete göre devrimci öğrencilerin okula girmesini yasakladıkları militan İslamcılardan biri de Gül imiş...

Çok değil üç yıl sonra, 12 Mart muhtırasıyla gelen baskı döneminde, Mayıs 1972'de askeri mahkeme devrimci Deniz'i astı.

Askerlerden Süleyman Demirel'e kadar uzanan geniş bir kesim, devrimci öğrenci liderini darağacına gönderince günün birinde İslamcı öğrenci liderini de Çankaya Köşkü'ne göndereceklerini hesaplamış mıydı? Bilmiyoruz, ama şimdi Gül'ün cumhurbaşkanı olmasından rahatsızlık duyanlar, bir AKP'linin Çankaya'ya çıkmasına itiraz edenler öncelikle Deniz Gezmiş ve 68 kuşağından özür dilemeliler. Sadece 68'lilerden de değil, onların arkalarından gelen ve devraldıkları sosyalizm mücadelesini daha ileriye taşıdıkları için 12 Eylül rejimi tarafından daha büyük bir vahşetle ezilen
78 kuşağından da özür dilemeliler. Onlara itibarları iade edilmeden Gül'e itiraz edilmesi mümkün değildir.
Neden mi? Anlatmaya çalışalım...

SOLA HAYAT HAKKI TANINMAZSA...
Dünyadaki gelişmelerin de etkisiyle, 60'lı yılların ikinci yarısında, Türkiye'deki kurulu düzen çatırdamaya başlamıştı. Soğuk Savaş koşullarının şekillendirdiği Türkiye'deki siyasal sistem, karşısında çeşitli muhalefet odaklarını buluyordu. Doğal ve geleneksel olarak da muhalefet en çok gençlik içinde yayılıyordu. Sol muhalefet, giderek güçlü bir devrimci gençlik hareketinin ortaya çıkmasını sağlarken kurulu düzenin Deniz ve arkadaşlarının karşısına çıkardığı gençlere o dönemde "komandolar", daha sonra "ülkücüler" denilecekti. Alparslan Türkeş'in kamplarında yetişen ülkücü gençlere verilen görev devrimci gençliği engellemek ve böylece düzenin soldan eleştiriye uğramasını ve bu eleştirinin zaman içinde toplumun çeşitli kesimlerine nüfuz etmesini önlemekti. Nitekim "Komünistler Moskova'ya" diye diye bu görevlerini yerine getirdiler. Ülkücüler kadar değilse de İslamcı gençlik de zaman zaman devrimci gençliğin karşısına çıkıyor ve örneğin İstanbul Taksim Meydanı'ndaki ünlü "Kanlı Pazar"da olduğu gibi kan dökmekten de uzak durmuyordu. Ama asıl olarak devrimci gençlerle "komando" tabir edilen ülkücülerin çatışması öne çıkıyor, İslamcı gençler de bundan yararlanmaya çalışıyordu.

Nitekim gayet iyi yararlandılar...
O kadar iyi yararlandılar ki, bugün o İslamcı gençlerden biri cumhurbaşkanı, diğeri de başbakan koltuğunda oturuyor.

12 Mart 1971 muhtırasının ardından Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına destek verenler, 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte Kenan Evren'in "asmayalım da besleyelim mi" politikasına arka çıkanlar bugün Gül'ün Çankaya'ya çıkmasına nasıl itiraz edebilirler? 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde olan bitenlerden sonra Çankaya'ya kim çıkacaktı ki? Ya bir ülkücü ya da bir İslamcı... Sonuçta ikisi el ele vererek bir eski İslamcıyı devletin başına oturttular.

Son yıllarda AKP'nin yelkeninide rüzgârlar dikkate alındığında bugün gelinen noktada Köşk'e çıkan kişinin başka biri değil de Abdullah Gül olması aslında iyi oldu. Böylece AKP 22 Temmuz seçimlerinde elde ettiği desteğe dayanarak 27 Nisan muhtırasıyla yolu kesilen Gül'de ısrar ederek önemli bir adım attı. Şimdi devletin tepesinde yolu hapishaneden geçen iki isim bulunuyor ve kim bilir, belki de bu durum memleketin hayrına bazı sonuçlar doğurur. Ama tam da bu durumu ülke için bir felaket, sistem için bir tehlike olarak görenler, 27 Nisan muhtırasından medet umanlar, eğer timsah gözyaşları dökmüyorsa, dönüp son 40 yıllık tarihe bakmak ve onunla yüzleşmek zorundadır. Sola hayat hakkı tanınmazsa olacağı budur...

SİSTEM YENİDEN DÜZENLENECEKTİ
Türkiye'deki siyasi sistem 90'lı yılların başında sona eren Soğuk Savaş'ın ardından değişmek, dönüşüme uğramak zorundaydı. Türkiye, Asya'nın veya Afrika'nın uzak bir köşesinde önemsiz bir ülke değildi. Tam tersine, yeniden kurulmakta olan dünyanın en hassas bölgesinde bir imparatorluk bakiyesi olarak yeni koşullara uyum sağlamak, hatta bir anlamda kendisini yeniden kurmak durumundaydı. İmparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecinin, tek parti döneminin ve Soğuk Savaş'ın sonucunda fazlasıyla katı biçimde ve monolotik tarzda oluşturulmuş siyasi sistemin esnemesi, giderek yeni koşullara uygun olarak yeniden düzenlenmesi hiç de kolay değildi.

Kurulu düzene başından itibaren eleştiri getiren iki siyasi akım oldu: Sol/sosyalizm ve İslam. Birincisi daha milli mücadele günlerinden itibaren -Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katledilmesinde de görüldüğü gibi- baskı altına alınır ve hayat hakkı bulamazken, ikincisi ise hep tatlı sert bir baskı ve kontrol altında tutuldu. Özellikle de 2. Dünya Savaşı'nın ardından gelen Soğuk Savaş koşulları solun kaderini büyük ölçüde etkiledi. SSCB'nin komşusu olan ve NATO'nun ileri karakolu haline gelen Türkiye'de sola, sosyalizme hayat hakkı tanınmayacaktı. Solun emekçi sınıflar içinde örgütlenmesinden, demokratik ve özgürlükçü muhalefetinden, eşitlikçi eleştirisinden yoksun kalan toplumda siyasi İslam'ın boy vermesine şaşılabilir mi? Her şeye rağmen sol/sosyalist hareketin 60'lı yıllarda yaptığı atılım 12 Mart müdahalesiyle, 70'li yıllarda gerçekleştirdiği yükseliş ise 12 Eylül darbesiyle önlendi. 80'li yıllarda Evren sadece solu ezmekle kalmadı. Sırtındaki Genelkurmay Başkanı üniformasıyla memleketin neredeyse bütün meydanlarını dolaşırken Kuran'dan ayetler aktarıyor, "Türk-İslam sentezi" adı verilen milliyetçi-faşist-dinci anlayışı savunuyor ve İslami bir hareketin gelişmesi için bütün koşulları hazırlıyordu.

90'lı yıllarda Refah Partisi'nin iktidara tırmanmasının nedeni budur. 12 Eylül fideliğinde yetişip büyüyen siyasi İslam 28 Şubat'la durdurulmaya çalışıldı ama AKP ile daha da büyüyüp iktidara geldi. Bu kez de 27 Nisan'la AKP'nin önü kesilmeye çalışıldı ama tam tersine "son kale" Çankaya da elden gitti.


Devamını okumak için tıklayın


ig

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla