Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



İnsansal Fay Hatlarımız
Baskın Oran / Agos (11. 09. 2007)
Unutma Bunların Hiçbirini!
Feza Kürkçüoğlu / Birgün (11. 09. 2007)
Yargı Algılaması Üzerine
Yücel Sayman / Evrensel (11. 09. 2007)
Reel Politika ve Reel İslam
Melih Pekdemir / Birgün (11. 09. 2007)
Türkiye Kabuk Değiştiriyor
Maureen Freely / Birgün (05. 09. 2007)

Yargı Algılaması Üzerine (Devamı)

Yargılama yapılır, yargıç karar verir. Yargıcın hükmü, güç kullanma yetkisine sahip devlet kurumlarını harekete geçirebilen kamu gücünü oluşturur. Adalet anlayışını temellendiren yargı felsefesi de tam bu noktada önem kazanır: Yargılamanın ve yargılama süreci sonunda kurulan hükmün kamu gücünü oluşturmasını sağlayan meşruiyet zemini nedir?

Demokrasilerde yargılama süreci, belli istisnalar dışında kullanılması ve başvurulması yasaklanmış bireysel gücün toplumsal güce dönüşme sürecidir; kamu gücü de toplumsallaşmış bireysel gücü tanımlar. Bu nedenle yargının meşruiyeti, devleti oluşturan toplumun egemenliğidir. Toplumun egemenliği de toplumsallaşmış bireysel egemenliği ifade etmiyor mu?
Yargının ve kamu gücünün meşruiyetini toplumsal egemenlikten başka bir güce, örneğin devletin kudretine ya da toplumun çoğunluk da olsa bir kesiminin iradesine bağlayan anlayış demokrasiyle bağdaşmaz; monarşik, despotik, ne derseniz deyin, demokrasi karşıtı bir anlayış olarak nitelendirilir.

Ülkemde, Yargıtay Başkanı adli yılın açılışı nedeniyle yaptığı konuşmada, "Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısını, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü koruma(k) da Yargıtay'ın en önemli ve vazgeçilmez sorumluluğu(dur)" dedi. Oysa demokrasilerde yargı organları, var olan yasal düzenlemeleri, hukuki çerçevede kalarak özgürlüklerin önünü açan yorumlarla uygularlar; yargı organlarının bir şeyleri 'korumak' ya da kollamak' işlevi yoktur.

Kısaca yargı organları, yargının güvenlik güçleri değillerdir. Aksini savunursak yargının siyasallaşmasına yol açarız. 'Yargıç özgürlüğün güvencesidir' sözü, yargıçların yargının güvenlik güçlerine dönüşmesine karşı dile getirilen bir deyiştir. Üniter yapıyı korumak güvenlik güçlerinin (Emniyet güçleri, Silahlı Kuvvetler) ve TBMM'nin, siyasi oluşumların işidir, görevidir.

Yeni bir anayasa gereği tartışılıyor. Birileri çıksa federal devlet biçimini savunsa, yargının tutumu ne olacak? Yargıtay, federal devlet önerisinin üniter devleti inkar anlamına geldiğine karar verirse, öneri sahipleri üniter devleti korumak adına hapis cezası ile mi cezalandırılacaklar? Düşünce özgürlüğü ne olacak?

Yargıç 'üniter devleti koruma' sorumluluğuyla mı, yoksa 'özgürlüğün güvencesi olma' kararlılığıyla mı hüküm kuracak? Fransa'da sağdan sola tüm yargıç ve savcı örgütleri, Adalet Bakanı'nın açıklamasına tepki gösterdiler.

Biz sessiziz, yorum yok!...

ig

Reel Politika ve Reel İslam

Melih Pekdemir / Birgün:
'Yargıç özgürlüklerin güvencesidir.'


Artık "12 Eylül yüzünden sol bir türlü belini doğrultamıyor" gerekçesini bir yana bırakalım. Sol, özellikle 1994'ten bu yana büyük bir atılım gösteren siyasi İslam'dan dolayı soluk alamıyor. AKP artık sadece hükümet değil; iktidar olma yolunda önemli bir adım attı. "Ilımlılık" siyasetiyle, kelimenin gerçek anlamıyla rejimin zirvesine de oturdu. Neredeyse bin yıldır şu coğrafyada kökleşmiş, toplumun tüm hücrelerine nüfuz etmiş olan siyasi İslam, sol ile kıyaslandığında elbette maça bin sıfır önde başlamış oluyor. Solculuk karşısındaki sağcılık, bu ülkede hakikaten önce Müslümanlık olarak anlaşılıyor.

Türkiye'deki siyasi İslam'ın özgürlükçü solculukla kıyaslandığında, ikinci büyük avantajı reel politikayı içselleştirebilme kabiliyetidir. Oysa solculuk, reel politikadan medet umduğu anda tarihsel bir dönemine kendi elleriyle son vermişti. Sovyetler ve Doğu Avrupa'daki "reel sosyalizm" (really existing socialism) diye bilinen uygulamalar, bu tarzın solculuk bakımından intihar olduğunu kanıtlamıştı. Öte yandan reelpolitik kavramını 19. yüzyılda ilk kez kullanan Alman yazar Ludwig von Roc-hau'dan çok çok önce, bu tarzın tıpkısı olmasa da benzeri İslam coğrafyasında ve siyaset kültüründe "takiyye" adıyla bilinmekteydi.

Şimdi bakıyoruz; AKP siyasette yeri geldiğinde iktisadi ve siyasi konularda derhal İslami ilkelerden geri adım atabiliyor. Çünkü reelpolitika, inançların ve ahlaki ilkelerin önüne, kısa dönemli çıkarları geçirebilme marifetidir. AKP de öncelikle gündelik sorunların üstesinden gelebilmeyi gözetiyor. Reelpolitik, kelime değil bir "kavram" ve "katıgerçekçilik" diye de çevriliyor. Ve bu kavram, malumunuz genellikle pejoratif (aşağılayıcı) bir niteleme olarak kullanılıyor. İşin içine rahatlıkla, cebir, üç kağıt, Makyavelcilik filan girebiliyor. Bu tarzda mesela, "Yahu niye çer çöp gibi deliğe süpürüyorsunuz, kullanın!" demek bile mümkün... Ayrıca bu tarz güçler dengesini büyük bir titizlikle değerlendiriyor. Güçlünün yanında yer alıyor.

Bükemediği eli hemen öpmeye teşne... Erbakan bu kuralı ihlal ettiğinde, yani "kanlı mı olacak kansız mı?" diye pervasızca konuştuğunda kendi ipini çekmişti. AKP reel politiğinde ise bu tür patavatsızlıklara fırsat verilmiyor.

Haklı olarak bugüne dek "ne şeriat ne darbe" diye bağırıp durduk. Ama aklımızda öncelikle darbeye karşı çıkmak vardı. İşte şimdi bu slogandaki "şeriat" ihtimali karşımızda ve hatta tepemizde duruyor! Biz, asıl biz itiraz etmediğimiz sürece, bu ihtimal darbeyle de CHP'yle de etkisiz hale getirilmeyecek. Zaten ordu filan müdahale ettikçe, sorun kangrenleşiyor, bir süreliğine uykuya yatırılıyor belki, ama sonra daha diri ve tepkisel şekilde ayağa kalkıyor. Peki, reel politikanın üstesinden bir başka reel (ve sol!) politikayla gelinebilir mi? Vakti zamanında Baykal bunu da denemişti; Anadolu solculuğu, Edebali vecizeleri ve güzellemeleri de bir şey değiştirmedi. Sadece tereciye tere satmaya kalkmış oldu. Buna benzer şekilde kimlik solculuğu yapmak, siyasi İslamcılarla şuna-buna karşı post modern ittifaklar arayışında olup onun icraatlarından liberalizasyon ummak bir başka büyük aymazlık...Bu bağlamda, önümüzdeki dönemde "sivil anayasa" tartışmasıyla yeni bir sınavdan geçeceğiz. İktidar yalakalığına mecbur merkez medya, AKP'nin attığı adımlara muhtemelen liberalizasyon adına alkış tutacak. Eleştiriler ise anında darbecilik filan diye bastırılacak. Ancaaak... Üniforma yerine cübbe giyince sivil olamıyorsunuz efendiler! Bu toplumda sivil deyince asker olmayan anlaşılır ama, siyaset bilimindeki anlamı açıktır: Yurttaşlık! Mesela tarikatçılar, sivil yani yurttaşlık hakları yerine "biat etmeyi" tercih edenlerdir. Özgürlükçü sol ise, AKP ile "ortak" noktalarını değil farklılıklarını tüm açıklığıyla ortaya koymalıdır. AKP "neo liberalizmi" kelime anlamıyla "yeni özgürlükçülük" şeklinde pazarlamakta ve üstüne "Vay be amma da özgürlükçüymüş" diye alkış beklemektedir. Che tişörtüyle Radikal gazetesine manşet olan Tayyip Erdoğan gelmiş geçmiş en büyük kontr-politikacıdır, bu da böyle bilinmelidir. Özgürlükçü solun AKP'yi şirin filan görmeyi bir yana bırakıp yoksul Müslümanlarla, Müslümanlık dışı ve seküler bir ilişki kurabilmesi şart; çünkü AKP ancak sınıf mücadelesiyle köşeye sıkıştırılabilir. Bugün AKP iktidarına, bunun için de ılımlı İslam adıyla yaşanılan "geçiş süreci"ne itiraz etmeden bu memlekette sol ayağa kalkamaz. Üstelik yakında Abdullah Gül'ün beşuş çehresinden (maskesinden) dolayı, ılımlı yerine "güler yüzlü" İslam da gündeme getirildiğinde apışıp kalır. "Yaşasın AKP Hamas gibi olmayı tercih etmedi, bakın işte merkez parti oldu" diyenlere de döner şöyle der: "Evet artık merkezde biz varız, yani artık normal olan AKP'li gibi olmaktır, normal olan AKP'liler gibi türban takmaktır; öyleyse anormal olan türban takmamaktır!" Duydunuz mu başı açık gezen özgürlükçü solcu kadın arkadaşlar!

Devamını okumak için tıklayın

Baş tarafını okumak için tıklayın


ig

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla