Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



İnsansal Fay Hatlarımız
Baskın Oran / Agos (11. 09. 2007)
Kürt Sorunu İçin İspanya ve Fransa Model mi?
Akın Özçer / Yeni Şafak (05. 09. 2007)
Yargı Algılaması Üzerine
Yücel Sayman / Evrensel (11. 09. 2007)
Reel Politika ve Reel İslam
Melih Pekdemir / Birgün (11. 09. 2007)
Türkiye Kabuk Değiştiriyor
Maureen Freely / Birgün (05. 09. 2007)

İnsansal Fay Hatlarımız

Baskın Oran / Agos: Artık dünyada uzmanlar deprem konusuna La Fontaine'in "Meşe Ağacı ve Kamış" fablını anımsatan çözümler arıyor: Binaları taş gibi yapmak yerine bükülgen yapıyorlar. Hatta, daha rahat gidip-gelsin diye raylara oturtuyorlar. Nitekim
Murat Belge, o alabildiğine sevimli gezi notlarında anlatıyor: Çok ciddi bir deprem kuşağında yatan, hatta 1906'da yerle bir olmak nedeniyle modern sismolojinin doğuşuna yol açan San Fransisco kentindeki en büyük gökdelen (Transamerica Pyramid; 260 m.) devasa silindirler üzerinde oturtulduğu için, gidip-gelmek sayesinde 1989 depreminden hiç etkilenmedi (Başka Kentler, Başka Denizler-2", İletişim Y., 2007, s.47). Aslında, bir büyük fayın diyelim elli yılda bir tekrarlanan büyük depremlerle güüüm diye kırılıp ortalığı dağıtmasını önlemenin en radikal çözümü belki de şu: Sürekli küçük küçük depremler sayesinde fayın azar azar kırılarak yerine oturması ve sükûnet bulması. Böyle bir kontrollü yerleş(tir)meyi teknoloji becerebildiği anda deprem sorunu da muhtemelen "kökünden" çözülmüş olacak.

Bazı ülkeler şanssızdır; hem tektonik hem insansal fay hatları üzerine kurulmuştur. Kurucular birinciye çare bulamaz ama,
ikinciye bulmayı denerler: Gelişmiş/oturmuş ülkelerin yasalarını alıp o depremli sosyal yapıyı denetlemek isterler.
Bunun adı "Yukarıdan Devrim"dir.
Fakat asıl önemli olan bundan sonrasıdır. Süreci "medeni" bir çizgiye soktuktan sonra, sistem dışına çıkılmadığı halde kafalarına tam uymuyor diye kalkıp durmadan "Dur! O ibriği bırak berikini al!" diye müdahale ederlerse, kendi eserleri için büyük tehlikeler yaratırlar:

1) Topluma sürekli çocuk/şamar oğlanı muamelesi yapmak onun gelişmesini önleyebilir.
2) Toplumun "oda sıcaklığı"na ulaşması, yani kendine oydaşmacı/kalıcı çözümler üretmesi durmadan ertelenebilir.
3) "Tek Hakem ve Hâkim Sendromu" başlayıp "Gen Mühendisliği Psikozu"na dönüşebilir. Bunun sonucu olarak "yukarıdan devrimciler" fay hatlarındaki değişmeleri fark edemeyebilirler. Kendilerinin çok geride kaldığını anlamayabilirler. Bu sürekli müdahale ihtiyacının biraz toplumu aşağılamaktan, biraz da ayrıcalık kaybı korkusundan geldiğini göremeyebilirler ve bunu kendilerine "vatanı/milleti sevmek ve korumak"la izah ederek "huzur" bulabilirler. Bulamazlarsa da hırçınlaşırlar.
4) Küçük depremleri zorla engellemenin getirdiği yapay tatmin, bükülgen/kalıcı çözümlerin geliştirilmesini de engelleyebilir.
5) Sonuçta, maazallah, büyük depremlere davetiye çıkartılabilir. Onlara dayanacak kadar sağlam bina yapmak ham hayaldir.

Türkiye başlangıçtan beri iki büyük fay hattı üzerine kurulu:
İslam ve Kürt. Milliyetçi kutuplaşma biçimindeki bütün tatsız sonuçlarına rağmen 22 Temmuz seçimlerinde Türkiye toplumu her ikisine de çözüm-ucu gösterdi:
1) Hızla Müslüman-demokrat yani merkez çizgiye giren AKP'yi iktidara (yani sisteme) oturttu;
2) Kürtleri grup kurabilecek biçimde TBMM'ye (yani sisteme) soktu. Artık bundan sonra "yukarıdan devrimci"lerin yapacağı, oyunun kurallarına göre oynanıp oynanmadığını dikkatle izlemek. Yani, AKP ve Cumhurbaşkanı Gül sadece "kendine Müslüman" mı olacak yoksa gerçek laik/özgürlükçü mü? DTP Kürt milliyetçisi mi olacak, Türkiyeli mi? Bunlara bakmak. Gerekirse, demokratik tepki vermek. Yoksa, 84 yıl önce yukarıdan devrim tarafından kurulan Sistem'in tekerine çomak sokmak değil.

Sokan, böyle bir meşruiyet ortamında kendine sokar. CHP'nin boykotçu tavrı bu ülkeye sivrisinek saz gelir ve dolayısıyla keyfekederdir ama, askerlerin de onu taklit etmesi bu ülkeye (ve ayrıca TSK'ya) çok zarar verebilir. Ayrıca, bu kadar meşruiyet varken nereye kadar sürdürecekler?

AKP'ye hücum edip, onun can havliyle Diyarbakır Belediyesinin üzerine hücum etmesini sağlamakla ve Kürtlerin de zokayı yutup cevap yetiştirmesiyle mi önlenecek Büyük Deprem? "Ne mutlu Türk'üm demeyen düşmandır ve düşman kalacaktır" felsefesinin son uygulaması bu mu?

Askerler 30 Ağustos resepsiyonuna DTP milletvekillerini ve ayrıca solun tek temsilcisi olarak gelmiş Ufuk Uras'ı davet etmediler. Hangi gerekçeyle? Milletvekillerini halk mı seçiyor, askerler mi? Hangi hakla? Bu resepsiyonun parası bu insanları seçen milletin vergilerinden ödenmedi mi? Milletin oyu bu kadar mı hiçe sayılır? Yani, öyle bir tablo çıktı ki ortaya, 'askerler böyle bir sonuç çıkacağını bilselerdi seçimleri yaptırmazlardı' kanısı dillendirilmeye başlandı. Bu, bu kadar demokrasi geçmişi olan bir Türkiye için de, meşruiyete hep büyük önem vermiş askerler için de büyük zuldür.

Hadi, bunları bırakalım. Acaba Kürt hareketinin bugüne kadar dağa çıkmasının temel nedenleri arasında Meclis'e (yani sisteme) alınmamak yok mu? Anayasa Mahkemesi'nin Kürt sorunu yüzünden kapattığı partilerin sayısını unuttuk. Bunların büyük kısmı da Kürt partisi bile değildi. TİP davası hariç (o tarihte bu olanak yoktu) hepsi de AİHM'de Türkiye'nin mahkum edilmesiyle sonuçlandı. Şimdi, bu ayrımcılığı yapmak Türkiye'yi sevmek mi demek? Bundan sonra Kürtlere: "Siz bölücüsünüz" dendiği zaman, ya Kürtler "Asıl bölücülük bize yapıldı" dediklerinde ne cevap vereceğiz? Baştakinin kötü örnek olup da iyi örnek istemesi nerede görülmüş?

Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlter Başbuğ'un özrü, bu olayın yıkıcılığından büyük: "PKK'ya terör örgütü diyemiyorlar. Demeyen insanı nasıl davet edebiliriz?" Ya Kürtler şimdi kalkıp: "Genelkurmay önce, 'Hizaya gelsinler diye yargıç ve savcı evlerine bomba attırdım' diyen Korg. Altay Tokat'ı (Aktüel, 2.07.06), "6-7 Eylül ne muhteşem örgütlenmeydi!" (F.Güllapoğlu, Tanksız Topsuz Harekat) diyen Org. Sabri Yirmibeşoğlu'nu terörist ilan etsin, biz sonra PKK'yı edelim" derse ne olacak? Bunun içinden çıkılır mı?

Org. Başbuğ devam ediyor: "Bakın ya şu an onları buraya davet etseydik ve bu gece bir şehit verseydik bunu nasıl anlatırdık. Bunu mantığınız alıyor mu?" Hayır almıyor. DTP'nin davet edilmemesiyle o gece şehit vermemek garantiye mi alındı, yoksa tam tersine silahlı Kürt milliyetçiliği bastırılmak yerine güçlendirildi mi?


Devamını okumak için tıklayın


ig

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla