Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



AB'nin Kilidi Demokrasi
Cenap Çakmak / Yeni Şafak (05. 09. 2007)
Kürt Sorunu İçin İspanya ve Fransa Model mi?
Akın Özçer / Yeni şafak (05. 09. 2007)
Askerlik ve Ciddiyet
Ahmet Altan / Gazetem.net (05. 09. 2007)
'Hükümet kulpları' hep kaybediyor
İlhan Başgöz / Radikal (05. 09. 2007)
Türkiye Kabuk Değiştiriyor
Marueen Freely / Birgün (05. 09. 2007)

'Hükümet Kulpları'
hep kaybediyor (Devamı)

Bunun için Meclis'te bir Sadeleştirme Komisyonu kuruldu, başına da Mehmet Akif getirildi. Bu komisyon 'havas' Türkçesini halk Türkçesine çevirecekti. Türkiye Cumhuriyeti'ndeki dil reformunun nedeni bu halk-aydın kopukluğudur. Cumhuriyet'i kuran asker ve sivil bürokratlar, çağdaş bir cumhuriyetin temelini atmışlar, halkın hâkimiyeti esasına dayanan bir devlet kurmuşlardır. Ama, onlar da bu ikiliği yok edememiştir.

Yeni idareciler arasında, gerçi, zaman zaman Çankaya'dan kaçıp halka katılan, onlarla zeybek oynamaktan, güreş tutmaktan zevk alan, Mustafa Kemal Atatürk gibi büyük bir lider vardı. Nafi Atuf Kansu gibi sıkıldıkça Bend Deresi'ndeki bir halk kahvesinde oturarak kendini acerleyen idareciler vardı. Ama, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, benim öğrencilik yıllarımda, Atatürk Bulvarı'ndan omuzlarında heybeleri ile köylülerin geçmesini yasak etmişti.

Demokrat Parti kurulana kadar bu ikilik Cumhuriyet aydınlarına batmadı. Ama Demokrat Parti kurulup da, halka yakın durmaya başlayınca bu durumun saklanacak yanı kalmadı. Hükümet kulpları Demokrat Parti'yi eleştirirken 'Menderes başımıza bakkalı çakkalı, ocak bucak başkanı cahilleri söz sahibi etti' diye kızarlardı. Ama bakkala çakkala dayanan partiler her zaman seçim kazandılar, bürokrat-aydınlar bir daha tek başlarına iktidar olamadılar. Bundan, bir ölçüde Ecevit'in ortanın solu ideolojisini ayrı tutmak gerekir. Ecevit'in halka inmesinde, ekonomik görüşleri kadar, İnönü ve Feyzioğlu gibi hükümet kulplarına karşı gelmesinin payını unutmamak lazım.

Eğitimliler halka uzaklaşıyor
Bu ikilik bizim memleketimizde eğitimle ters oranlı görünüyor. Daha iyi, daha yüksek kurumlarda eğitilenler halktan daha uzak duruyorlar, daha az eğitilenler halka daha yakın oluyorlar. Gökalp bu konuda da haklı. O diyor ki, yeni okullar da, medreseler de öğrencinin ahlakını bozuyor. 'Turkish Political Elite' adlı çalışmadan öğreniyoruz ki Cumhuriyet Halk Partili milletvekilerinin egitim dereceleri, yabancı dil bilgileri, dış ülkelerle temasları Demokrat Parti milletvekillerinden çok yüksek. (Frederick Frey. The Turkish Political Elite. M.I.T. 1965) Benim bu açıklamalarımdan 1950'den sonra memleketi idare eden partilerin siyasi görüşlerini, ekonomik programlarını, demokasi ve özgürlükler anlayışını benimsediğim, Cumhuriyet devrini karaladığım anlamı çıkarılmamalıdır. Ben o devrin büyüklüğünü, uluslar arasındaki saygınlığını kanun ve idare anlayışını yaşadım.

Sorun bugün de aynı. Daha iyi eğitilmiş, hükümet kulpları halkla bütünleşemiyor. Sıradan vatandaşların bir toplantısına katılıp, kahvesine varıp, onunla hemhal olmaktan çekiniyor. Halka seçimden seçime parti otobüsünün üzerinden yüzünü gösteriyor, sesini duyuruyor. Buna karşılık Başbakan bir gecekonduda yemek yiyebiliyor, bir camiye varıp sıradan bir vatandaşın yanında başını toprağa koyabiliyor. Bu secdeye varmayı dinsel bir davranış olarak değerlendirmiyorum. Bu davranışı halkın seviyesine inmek, ona yakınlaşmak, onunla beraber olmak anlamında önemsiyorum. Seçimlerde bu denli halka yakınlığın büyük bir rol oynadığına, işçi vatandaşlarımız gibi, ben de inanıyorum.

İlhan Başgöz: Folklor araştırmacısı, yazar

ig

Türkiye Kabuk Değiştiriyor
Maureen Freely - Birgün:
Avrupa, iki gün önce cumhurbaşkanlığına seçilen Abdullah Gül'e şans vermeye istekli görünüyor. Azimli iftiracıları ise bize Gül'ün sofu bir Müslüman olduğunu, Suudi bankacılık sektöründe birkaç yıl çalıştığını, bir zamanlar demokrasiyi İslam devletine giden trene benzeten bir partiye mensup olduğunu ve karısının türban taktığını hatırlatmaya devam ediyor. Fakat Türkiye'nin Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Gül, Avrupalı diplomatik camianın güven ve saygısını kazandı. Geçtiğimiz beş yıl içinde yorulmak bilmeden
AB reform programını ilerletmek için çalıştı ve cumhurbaşkanı olarak ilk eylemlerinden biri de Temmuz'daki genel seçimlere uzanan patırtılı süreçte yavaşlayan bu programın yeniden canlandırılması için çağrı yapmak oldu.

Görev süresi içinde Türk ordusunun sözcüsü ve tasdikçisine dönüşen eski cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i düşünürsek ferahlatıcı bir değişim söz konusu. Ancak Sezer de ilk seçildiği zaman Türkiye'deki demokratların büyük saygısına haizdi. Gül'ün aynı şekilde dönüşüm geçireceği pek muhtemel olmasa da, herhangi bir konuda netice elde etmek için orduyla iş yapmanın yolunu bulması gerekecek. AB reformlarının başlamasıyla birlikte hükümetin gündelik faaliyetlerine daha az müdahale etse de, ordu Türk siyasetinde önemli bir güç olmayı sürdürüyor, tıpkı 1923'te Cumhuriyetin kuruluşundan beri propagandasını yaptığı ve dayattığı ulusal ideolojinin ağırlığını sürdürmesi gibi.

ORDU DEMOKRASİYE MESAFELİ OLDU
Bu yüzden Gül'ü sınayacak okurlara tavsiyem aynı şeyi ordu için de yapmalarıdır. Türk ordusunun sicili karmaşık ve çoğu zaman halkının büyük kısmının desteğine ve hayranlığına sahip olmadığını ve ya hiçbir zaman hayırlı bir güç olmadığını söylemek yanlış olur. Ancak geçen 84 yıl içinde nadiren demokrasi yönünde bir güç teşkil etti. Ayrıca 1980'deki darbenin ardından Türk halkına dayattığı anayasa insan hakları rezaleti. Ordunun Kürt sorununu ele alışı da utanç verici. Dini ve etnik çeşitlilik yönündeki her tür ifadeyi devleti tehdit eden bir ihanet olarak algılayan yekpare milliyetçiliğin savunuculuğunu yapmakta. Daha da ötesi, kendi Türklük anlayışını okullarda öğretilen tek düşünce haline getirdi.

GÜL'ÜN KURACAĞI İLİŞKİ ÖNEMLİ
AKP sadece İslamcı olduğu için değil, aynı zamanda Soli Özel'in belirttiği gibi laik kurumsallaşmanın dışından geliyor olması yüzünden de orduya meydan okur nitelikte ki, burada bahsettiğimiz kurumsallaşmayı yüzyılın önemli bir bölümünde ordunun yetiştirip, denetlediği seçkinler oluşturdu. Bu durum AKP'nin seçimde neden Kürtlerin yoğun olduğu Güneydoğu'da Kürt bağımsızlardan daha başarılı olduğunu da açıklıyor.


Baş tarafını okumak için tıklayın

Devamını okumak için tıklayın

 


ig

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla