Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



AB'nin Kilidi Demokrasi
Cenap Çakmak / Yeni Şafak (05. 09. 2007)
Kürt Sorunu İçin İspanya ve Fransa Model mi?
Akın Özçer / Yeni Şafak (05. 09. 2007)
Askerlik ve Ciddiyet
Ahmet Altan / Gazetem.net (05. 09. 2007)
'Hükümet kulpları' hep kaybediyor
İlhan Başgöz/ Radikal (05. 09. 2007)
Türkiye Kabuk Değiştiriyor
Maureen Freely / Birgün (05. 09. 2007)

Kürt Sorunu İçin
İspanya ve Fransa Model mi?

Akın Özçer / Yeni Şafak: Kürt sorununun tartışabilmemizde DTP'nin bağımsız adaylarla da olsa mecliste olması önemli. Sorunun çözümünde İspanya ve Fransa'daki yasa ve uygulamalar Türkiye için model olabilir

22 Temmuz 2007 genel seçimlerinin ortaya koyduğu siyasi tablo, her şeyden önce, rejimini demokrasi olarak tanımlayan bir ülkeye yakışmayacak ölçüde anti-demokratik bir seçim yasasıyla, temsilde adaletin mümkün olabildiğince sağlandığı istisnai bir durumu yansıtıyor. Kullanılan oyların yüzde 85'den fazla bir oranının parlamentoya yansımış olması, demokratik temsil açısından sevindirici gerçekten. Böyle bir sonucun alınmasında, büyük çoğunluğu DTP'li olmak üzere, bağımsız adayların yüzde 10 barajını delerek milletvekili seçilmeleri önemli rol oynuyor kuşkusuz.
O bakımdan, DTP'nin bağımsız adaylar yoluyla TBMM'nde grup oluşturacak şekilde temsil edilmesini, Kürt sorunu bağlamında önemli bir gelişme olarak değerlendirmek mümkün. Peki böyle bir temsil, Kürt sorununun çözümü açısından ne ifade ediyor?

DTP'NİN MECLİSTE OLMASININ ÖNEMİ
DTP'nin 20 kişilik dahi olsa bir grup kurmasının önemli olmadığını söylemek mümkün değil. Bu temsil, sorunun çözümünü sağlayabilecek sayıdan çok ama çok uzak olsa da, Türk siyaset yelpazesinin Kürt sorununu reddeden veya terör boyutuna indirgeyen partilerine, böyle bir sorunun var olduğunu, başka türlü yorumlanamayacak kadar açık ve net biçimde gösteriyor.

Bununla birlikte, DTP'nin hem Türk siyasi sisteminden, hem de kendinden kaynaklanan bazı sorunları olduğunu da vurgulamakta yarar var. Siyasi sistemden kaynaklanan sorun, Kürt kökenli vatandaşlarımızı temsil eden bağımsız siyasi hareketlerin Türkiye'de yeterince gelişememiş olması. Bunun sonucu, toplumun en azından bir bölümünce, DTP'nin İspanya'da Batasuna'ya benzer, başka bir deyişle terör örgütüyle şu veya bu şekilde organik bağı bulunan bir parti olarak algılanması. DTP de zaman, zaman bu algılanmaya haklılık kazandırabilecek hatalar yapıyor.

Bu noktada bir parantez açmam gerekirse, Avrupa'nın demokratik ülkelerinin başında gelen İspanya'da sadece Bask Ülkesi Euskadi'de değil, Katalunya ve Galicia'da da özerklikçi, hatta ayrılıkçı denebilecek siyasi partilerin serbestçe faaliyet göstermelerine, anayasal sistem sayesinde, özerk hükümetlerde iktidar olabilmelerine karşın, ETA ile organik bağı nedeniyle Batasuna, bugün hala yasadışı bir siyasi parti. 2002 tarihli yeni Siyasi Partiler Yasası incelendiğinde, ETA ile organik bağını kesmediği ve ETA'yı terör örgütü olarak kabul etmediği sürece Batasuna'ya pek de yaşam hakkı tanınmadığı görülüyor.

Dolayısıyla DTP'nin, AB'nin bugün terörle mücadele eden tek ülkesi olan İspanya'daki hukuki durumu referans almasında ve Kürt sorununun önemli veçhelerinden biri olan terör konusunda "Batasunavari" Don Kişotluk'tan kaçınmasında yarar var.

Hiç kuşku yok ki İspanyol örneği, Türkiye'nin demokrasi açısından eksiklikleri olduğunu da ortaya koyuyor. Gerek 1982 Anayasası, gerek Siyasi Partiler Yasası, demokrasinin olmazsa olmaz koşulu, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü evrensel ölçütlerin ötesinde kısıtlamakta. Buna bağlı olarak, terörle mücadele politikamız ifade özgürlüğü ile teröre veya şiddete övgü arasındaki nazik sınırı gözetemiyor. Bu da, doğal olarak , Türkiye'yi demokratik ülkeler klasmanında en alt sıralara itiyor. Türkiye'de nedense terör örgütünün "siyasallaşması" gibi bir "tehlike"den söz ediliyor. Oysa terör örgütlerinin "siyasallaşması" ve bunun tehlike arzetmesi tuhaf, çünkü terör örgütleri özünde siyasal örgütler olup, her demokratın net bir şekilde karşı çıkması gereken şiddet ve terörü araç olarak kullanıyor. Önemli olan, bu örgütleri "siyasallaşmaktan" değil, terörden vazgeçirmektir. Bu gerçek doğrultusunda, İspanya'nın burada ayrıntılarına giremeyeceğim "kesin silah bırakma karşılığı yasal siyaset" ilkesine dayanan bir terörle mücadele modeli var. Geçen yıl benzeri bir model izlenimi veren "düz ovada siyaset" söylemiyle ortaya çıkan DP'nin bu seçimlerde, söyleminin içini yeterince dolduramadan başarısız olması gerçekten büyük bir şanssızlık.

Ortaya konulan tüm bu verilerin ışığında, Meclis'te temsil olunan DTP'nin, Kürt sorununun çözümüne nasıl katkıda bulunabileceği konusuna gelince, her şeyden önce, genel seçimlerden güçlenerek çıkan AK Parti'nin daha demokratik yeni bir Anayasa yapılması için başlattığı girişimi desteklemesi gerekiyor. Çünkü Kürt sorununun çözümü ancak Türkiye'nin daha demokratik bir Anayasa'ya sahip olmasıyla mümkün olabilir. Peki böyle bir Anayasa, Kürt sorununun çözümü bağlamında somut olarak ne öngörebilir?

YENİ ANAYASA ÇÖZÜM OLABİLİR Mİ?
Kuşkusuz, yeni Anayasası'nın temel amacının, AK Parti'nin kurucu üyesi olan ve AB ile katılım müzakerelerini yürüten bir ülke olarak Türkiye'yi, evrensel ilkelere uygun laik bir demokratik hukuk devletine dönüştürmek olacağı açık. Ayrıca, Türk Anayasa geleneğine uygun olarak, Fransa modeline dayalı üniter devlet modelinin korunduğu bir anayasal sistemin oluşturulacağı varsayımından hareket etmek bugün içinde bulunduğumuz koşullarda gerçekçi bir yaklaşım. Bu bağlamda, ülkesinde azınlıklar bulunmadığını savunan Fransa örneğiyle, Kürtler dahil farklılıkları olan vatandaşlarımız için oluşturulabilecek anayasal güvencelere biraz daha ayrıntılı bakmakta yarar var.

Fransa Anayasası, herkesin dil, din ve kültür ayırımı gözetilmeksizin Fransız vatandaşı ve yasalar önünde eşit olduğu ilkesinden hareket ediyor. Buraya kadar, kuşkusuz Türkiye de benzeri bir yaklaşımı benimsemiş bulunuyor. Aradaki temel fark, farklılıkları bulunan vatandaşların durumuyla ilgili. Fransa farklılıkları bulunan vatandaşlarının bu farklılıklarını yasaklamıyor. Hatta Fransız yargısının böyle bir yasaklamanın Anayasa'ya aykırı olduğuna ilişkin bir içtihadı var.

Şöyle özetlenebilecek bir gerekçeye dayanıyor: "Madem ki tüm Fransız vatandaşları, Anayasa uyarınca özgür ve hiçbir ayırım gözetmeden birbirine eşittir; o zaman farklılıkları olan vatandaşların bu farklılıklarını ifade etmeleri ve kullanmalarını yasaklamak, onların farklılıkları olmayanlara oranla daha az özgür, dolayısıyla farklılıkları olmayanlara eşit olmadıkları gibi bir sonuca yol açar." Bu noktadan hareketle, Fransız içtihadı bir tür "farklılık hakkı" yaratıyor.

Baş tarafını okumak için tıklayın

Devamını okumak için tıklayın


ig

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla