Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



AB'nin Kilidi Demokrasi
Cenap Çakmak / Yeni Şafak (05. 09. 2007)
Kürt Sorunu İçin İspanya ve Fransa Model mi?
Akın Özçer / Yeni Şafak (05. 09. 2007)
Askerlik ve Ciddiyet
Ahmet Altan /Gazetem.net (05. 09. 2007)
'Hükümet kulpları' hep kaybediyor
İlhan Başgöz / Radikal (05. 09. 2007)
Türkiye Kabuk Değiştiriyor
Maureen Freely / Birgün (05. 09. 2007)

AB'nin Kilidi Demokrasi

Cenap Çakmak / Yeni Şafak: Fransa bile, Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerini topyekûn durduramamış ve yeni başlıklar açılmıştır. Türkiye AB'ye artık bir adım daha yakındır. Bunda demokratikleşmenin payı büyüktür

Türkiye'nin AB üyeliğine kesin bir dille karşı çıkan Fransa'nın, bir başlıktaki etkin muhalefetine karşılık iki başlıkta görüşmelerin başlaması için vize vermesi ümit verici bir gelişme olarak gösterilebilir. Fransa'nın bu tutumu hiç şüphesiz Türkiye'nin üyeliği ile ilgili kamuoyuna açıkladığı -ve bu yönüyle kendini bağladığı- görüşünün değiştiği anlamına gelmiyor. Ama en azından, ne kadar etkili olursa olsun, Fransa gibi kurucu bir üyenin bile Türkiye ile AB arasındaki tam üyelik müzakerelerini topyekûn durdurmaya muktedir olamayacağını gösteriyor. Aynı şeyi Güney Kıbrıs Rum Kesimi için de söylemek mümkün.

Seçim öncesi kampanyasının önemli bir bölümünü Türkiye'nin AB üyeliğine karşıtlığa ayıran Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy bile son günlerde pozisyonundan geri adım atmış gibi görünüyor. İki yeni başlığın açılması kararının ardından Fransız Cumhurbaşkanı önce yeni müzakere başlıklarının açılmasına karşı çıkmayacaklarını ifade etti. Sarkozy Türkiye'nin AB üyeliğinin kaçınılmaz olduğunu ima eden bir üslup kullanarak Fransa'nın Türkiye ile ilgili politikasındaki belirgin değişimi gözler önüne serdi. Seçim öncesi dış politika söylemini Türkiye karşıtlığı üzerine bina eden bir siyasetçi için oldukça cesur sayılabilecek bu değişimi açık bir gerçeği kabullenmekten başka bir çarenin kalmaması olarak değerlendirmek mümkün.

AB yönetimlerinin önemli bir kısmının ve ABD'nin sıcak baktığı Türkiye'nin AB üyeliğine teorikte var olan ve her üye ülkenin kullanabileceği var sayılan engelleyici yetkiler ile karşı durmak mümkün görünmüyor. Üstelik de söz konusu ülke başından beri objektif olduğu ifade edilen kriterleri sağlama konusunda gayret ve iradesini ispat etmişse inandırıcılığını ve prestijini kaybetmek istemeyen AB için yapacak fazla bir şey kalmıyor.

ÜYELİK TÜRKİYE'NİN TERCİHİ
Türkiye'nin gelecekte bir gün AB üyesi olup olamayacağı, son kararın Türkiye'ye yapılmış büyük bir haksızlık olup olmadığı ya da Türkiye'nin AB'ye alternatif aramasının gerekip gerekmediği gibi Türkiye'nin AB serüveni ile yakından alakalı tartışmalar bir tarafa, AB'nin Türkiye'nin demokratikleşmesinde ne ifade ettiği dikkate alındığında AB'ye üyelik perspektifinin Türkiye açısından çok büyük bir önem taşıdığı ortaya çıkacaktır. Formel demokrasi tarihi bazı Avrupa ülkelerine göre daha eski olsa da Türkiye'nin özellikle insan haklarına ve kişisel özgürlüklere saygıya dayalı demokratikleşme çabalarında AB hala en temel etken ve aktördür.

Büyük ölçüde kuruluşunun arkasında temelde ekonomik faktörler rol oynadığı için başlangıçta insan hakları ve demokratikleşmeye birincil önem atfetmeyen AB bu yaklaşımı 1980'lerin başlarında terk etmeye başlamış, 1990'larda ise adeta bir insan hakları ve demokrasi kulübüne dönüşmüştür. Bu kulüp, yine bu tarihlerde çok açık bir şekilde yeni üye kabul şartı olarak demokratikleşmeyi ve insan hakları karnesini düzeltmeyi öncelikleri arasına almıştır. Bu şartından ödün vermeyen AB, kuruluş amacı Avrupa kıtasında demokrasinin kökleşmesini sağlamak ve insan hakları standartlarını geliştirmek olan Avrupa Konseyi'nin aksine yeni üye kabul etmede oldukça seçici ve titiz davranmıştır. AB'nin bu tutumunun üyelik peşinde koşan ülkeler üzerinde ciddi bir etkisi olmuş ve AB bu yönüyle dönüştürücü bir rol oynamıştır.

Denilebilir ki AB'nin dönüştürücü etkisi en fazla Türkiye'nin kısa bir süreye sığan oldukça etkileyici değişiminde kendisini göstermiştir. Böylesi bir ilerlemenin önündeki en önemli engel olarak gösterilen Türkiye'nin kendi gerçekleri olduğu iddiası uzunca bir süre bahane olarak ileri sürülmüş ve ülke yönetimlerinin bireysel hak ve özgürlüklerin kapsamının genişletilmesi ve kullanılmasının kolaylaştırılmasından ziyade güvenlik ve stratejik konularına eğilmesi gerektiği üzerinde durulmuştur. Hâlihazırda kamuoyunun önemli bir kesiminde bile büyük bir şüpheyle yaklaşılan demokratikleşme ve insan hakları alanının genişletilmesine Türkiye'yi yönetenler genelde mesafeli durmuş ve bu alanlardaki ilerlemeyi ülke çıkarları ile bağdaşmaz bulduklarını ima eder politikalar izlemişlerdir.

DEMOKRATİK TÜRKİYE
Bu kararlı ve istikrarlı sayılabilecek tutumunu Türkiye 1990'lı yılların başından itibaren kısmen de olsa terk etmeye başlamıştır. Bu tarihten önce insan hakları alanında imzalanan ve çok sayıda devlet tarafından onaylanan uluslararası anlaşmalara bile şüpheyle yaklaşan Türkiye AB'nin demokratikleşmeyi ve insan hakları alanında ilerleme kaydetmeyi üyelik şartı olarak Türkiye'nin önüne sürmesinin etkisi ile hızlı bir dönüşüm içine girmiştir. AB üyeliğini birincil öneme sahip dış politika hedefi olarak gören Türkiye, Soğuk Savaş dönemindeki öncelikleri değişen AB'nin yeni dönemdeki şartlarına uygun davranma pahasına insan hakları ve demokratikleşme konularına karşı geleneksel mesafeli tutumunu terk etmeye başlamıştır.

Kopenhag Kriterleri'nde somut ifadesini bulan AB'nin 1990 sonrası demokrasi ve insan hakları vurgusu açık bir şekilde Türkiye'nin bu alanlarda ilerlemesinde belirleyici bir rol oynamıştır. Bununla birlikte AB perspektifi ortadan kaybolduğu takdirde Türkiye'nin aynı çizgide ilerlemeye devam edeceğinin bir garantisi yoktur. Hatta AB'ye üye olma umudunu kaybetmiş bir Türkiye'nin şimdiye kadar insan hakları alanında kaydettiği ilerlemeyi yavaş yavaş tüketmeye başlayacağını öngörmek için somut nedenler vardır. Bu nedenlerin başında Türkiye'nin demokratikleşme ve insan hakları alanında attığı adımları AB'nin isteklerine uygun olarak atmış olmasıdır. Bir başka deyişle, Türkiye ancak AB baskısı ile ilgili alanlarda ilerleme kaydetmiştir.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın sıklıkla AB'nin Türkiye'yi üyeliğe kabul etmemesi durumunda ülkenin Kopenhag Kriterlerini özünde koruyarak yoluna devam edeceğini ifade etmek için Ankara Kriterlerine yaptığı atıf bir kararlılığı göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Ancak Başbakanın kendisi ve ekibi AB perspektifi kaybolsa bile demokratikleşmede yakalanan çizgiden geri dönmeme inancında olsalar da AB'ye üyelik ümidini kaybetmiş bir Türkiye'nin eskiden olduğu gibi insan hakları ile ilgili uluslararası düzenlemelere kayıtsız kalma riski vardır. İşte tam da bu nedenle Türkiye'nin demokratikleşme ve insan hakları standartlarını geliştirme isteğini canlı tutacak AB'ye üyelik perspektifine en azından bir süre daha ihtiyacı olacaktır.
Cenap Çakmak: Rutgers Universitesi Araştırmacısı

Devamını okumak için tıklayın


ig

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla