Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ



Taşları Yeniden Dizmek Lâzım...
Yücel Göktürk - Ertuğrul Kürkçü / Express (28. 08. 2007)
Barbie Bebek Demokrasisi
Orhan Miroğlu / Radikal2 (22. 08. 2007)
Cumhurbaşkanı Seçimi ve Gerçekler
A. Sedat Aslandaş / Radikal (22. 08. 2007)
Meclis'te DTP'nin de Olması Gerekiyor
Melih Altınok / Birgün (22. 08. 2007)
Henüz Demokrat Olmadık!
Etyen Mahçupyan / Zaman (22. 08. 2007)

Taşları Yeniden Dizmek Lâzım...

Yücel Göktürk-Ertuğrul Kürkçü (Express): Bağımsız dergi Express'te yer alan ve TBMM'ne onlarca yıl sonra bir sosyalist milletvekilinin "gönderilmesi"nden sonraki değerlendirmeleri konu alan röportajı sol için son derece yol gösterici ve uyarıcı bulduk. Tarihsel önemi olduğunu düşündüğümüz bu röportajı okurlarımızın dikkatlerine sunuyoruz:

Eğer Ufuk Uras'ı Meclis'e taşıyan hareket kendisini çoğaltamazsa, Uras çok kısa süre sonra orada yapayalnız kalır, çürür

Yücel GÖKTÜRK: 22 Temmuz'da ortaya çıkan tabloyu ve seçim sonrasında yapılan yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?


Ertuğrul KÜRKÇÜ: 'Türkiye'de yeni bir demokrasi çığırı açıldı' demek hakikatle örtüşmeyen bir yorum. Herhangi bir gerçek kuvvet tarafından dengelenmeyen AKP iktidarının bize niye demokrasi vereceğini hiç anlamıyorum. Demokrasi vermiyor, tek parti hakimiyeti veriyor. Üstelik şimdi, geçmişte Sezer'in kısmen takoz koyduğu neoliberal dönüşüm projelerinin önünde hiçbir engel kalmamış oluyor. Asker hakimiyetinin sınırlanmış olacağını iddia etmek ise cehalet eseri. Dolmabahçe'de Büyükanıt'la Erdoğan bir mutabakata vardılar, bu apaçık. Tanrının hakkı tanrıya, ordunun hakkı orduya, Tayyip'in hakkı Tayyip'e. Bu mutabakatın sonuçlarını göreceğiz. Militarizm bir yere geriletilmiş değil. Ayrıca, kapitalizmin kitlesel bir onayla kendini yeniden üretir hale gelmiş olmasından ne gibi bir ferahlama duyulabilir ki?

CHP'nin ağır bir yenilgiye uğradığı yaygın kanaat, ama oylarını birkaç puanın ötesinde arttıramayacakları aşikâr değil miydi? Daha fazlasını hangi kesimlerden alacaklardı ki?
CHP'nin izafî bir yenilgisinden söz etmek mümkün. Evet, rasyonel düşünen herkes CHP'nin daha fazla oy alamayacağını görürdü, gösterirdi, fakat CHP'liler ve 'cumhuriyetçiler' sadece kendilerinin inandıkları bir takım seçim tahminlerini ortaya yaydılar. Kemalist haberleşme sitelerinde dolaşan bir takım araştırmalara göre, CHP yüzde 28, AKP yüzde 25 oy alıyordu. Bu elbette Amerikalıların 'wishful thinking' dedikleri şeydi: Olmasını diledikleri sonucu bir öngörüymüşçesine yaydılar. Doğan medyasında da seçim bölgelerine giderek halkın nabzını tuttuğunu söyleyenler, hemen her yerde AKP'nin büyük oy kayıplarına uğradığını, boşalan yeri CHP ve MHP'nin doldurduğunu yazdılar. Bana sorarsanız asıl manipülasyon, Tarhan Erdem'in araştırmaları değil, bu izlenim yazılarıydı. 'CHP geliyor' havası büyük ölçüde böyle kuruldu. Elde edilen netice 2002'ye göre bir-iki puan ileride olsa da yenilgi addediliyor olması bundan.

2002'deki DSP ve YTP oylarıyla birlikte düşünürsek, o bir-iki puan bile yok.
CHP'nin yenilgisi, daha önce konuştuğumuz 'ordunun A planı'na dahil olmanın kendilerini otomatik olarak iktidara taşıyacağı kanaatinin fos çıkmasından. Bizim baktığımız yerden bakanlar, tabanda bir 'şeriatçı-laik' gerilimi olmadığını, hayatın böyle yaşanmadığını, dolayısıyla hiçbir şeyin buna göre belirlenmeyeceğini görüyordu. Bu tabii solda CHP'yi AKP neoliberalizminden kurtuluş imkânı sayanların gözünde bir yenilgi, hayal kırıklığı, moral bozukluğu kaynağı oldu. Baykal'ın sıkı duruşuna bakarak -sıkı duruyor hakikaten- şöyle düşündüğünü söyleyebiliriz: 'Ben zaten bu işlerin seçimle olacağını düşünmüyordum ki, inşallah ordumuz bir şeyler yapacak, biz de onun desteği olacağız.'
O çerçevede kendisini başarısız saymıyor. 'Bir psikolojik operasyonda yer aldık, sonuçta vazifemizi yaptık.' Devamı da,
'halk fos çıktı' diye geliyor. CHP'nin yenilgi görüntüsü, esas itibarıyla pompalanan zafer beklentisi dolayısıyla. Sonuçlar,
22 Temmuz'un olağanüstü bir seçim olmadığı yolundaki yargıyı da doğruladı. Çünkü, AKP 2004 yerel seçiminde, şimdiki oy oranının beş-altı puan altına ulaşmıştı.

Eylül 2006'da güvenilir araştırmalar AKP'yi yüzde 43 gösteriyordu. İşini doğru yapmak için 'gerçek aslında nedir' diye bakanların gördüğü şeydi bu. Kendi payıma -şimdi biraz da kızıyorum kendime-daha iyi görebilirdim, fakat ötekilerin de herhalde bir bildiği var diyerek, daha ihtiyatlı davranmaya yöneldim, kendi öngörülerimi biraz da kırptım. 2002'den bir-iki puan fazla oy alacakları öngörüsünde karar kıldım. Zaten mantıklıca düşününce, Silahlı Kuvvetler, onların psikolojik harekât örgütleri, böyle bir yükseliş olmasa niye harekete geçsinler ki? Belli ki kopan kıyamet, o kâbus senaryoları, bu yükselen grafik bilgisiyle ilgiliydi.

Bu safsatayı bir kenara bırakırsak, asıl çözümlememiz gereken şu soru: Bütün bu neoliberal kapitalist ekonomi politikasına ve kimseyi mutlu etmeyen kültürel ve politik yaşantıya rağmen, niçin AKP yükselen bir trend üzerinde? Ordunun baskısına direnmenin birkaç puan fark ettirdiğini, ama belirleyici düzeyin asker-sivil gerilimi olmadığını söyleyebiliriz, ama gene de bu oylar 27 Nisan muhtırasının bir şekilde veto edilmesi anlamına gelmiyor da denemez. Seçim öncesi TV söyleşilerinde Erzurum'da orta yaşlı, dinamik, düzgün konuşan bir adam, 'ne işimiz olabilir ki bizim AKP'yle, niye ona oy verelim, onlar bizden değil, biz onlardan değiliz, ama bu yapılan var ya, bu olmaz' diyordu, 'oyunun kuralını işin ortasında değiştirdiler, bu haksızlık, bu haksızlığın giderilmesi için onlara oy vereceğiz.'

Bu adamın bir kişi olduğunu düşünmemek lazım. Büyük kentlerin liberalleri de AKP`ye oy verdi. Çünkü AKP iktidarında onların gündelik yaşamı olumsuz yönde pek değişmedi. Dolayısıyla, 'bir tantana çıkmasın, bu adamlar devam etsin' düşüncesiyle AKP'ye oy verenler oldu. Ordunun siyasete her müdahalesinin bir rezaletle sonuçlandığını düşünen insanlar arasında da dinci ya da sağcı olmamakla birlikte AKP'ye oy verenler oldu. Üskül'ü, Günay'ı AKP'ye götüren nedenler seçmen düzeyinde de işledi. Pek çok nedenle AKP oylarını çoğalttı. Ama ordu müdahalesini biricik etken olarak görmek, buna tepkinin de böyle bir yekûn oluşturduğunu söylemek, seçmenin büyük kitlesinin antimilitarist olduğu gibi bir tespite ulaşmamıza yol açar. Böyle olmadığını biliyoruz, hakikat bu değil.

Zaten aritmetik ortada. 2002'de DYP, ANAP, Genç Parti oylarının toplamı yüzde 22.5'ti. Bunun yüzde 6'sı MHP'ye döndü, yüzde 5.5'i de DP'de kaldı. Gerisi AKP'ye gitti. Bu seçmen kitlesinin antimilitarist olduğunu düşünmemiz için bir sebep yok gerçekten. CHP'ye gidebilecek oyların bir kısmının MHP'ye aktığını da düşünüyorum. Baykal'ın kurduğu retorik öyleydi ki, onun vaazlarını bir kere hak verdikten sonra CHP'ye oy vermezsin artık. 'Özde' milliyetçi, ırkçı bir partiye vermen lazım. MHP'nin geleneksel tabanındaysa oy eksildiğini, AKP'ye gittiğini, MHP'nin büyük şehirlerden oy aldığını görüyoruz. Bu da ilginç bir tablo. MHP genel olarak CHP'nin hakimiyet alanına tecavüz etmiş oldu. Ya da oradaki DYP, ANAP oylarını MHP sildi süpürdü.



Devamını okumak için tıklayın


ig

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla