Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ


Güncelleme: 22. 08. 2007
Barbie Bebek Demokrasisi
Orhan Miroğlu / Radikal2: (22. 08. 2007)
Askeri Mahkemede Yargılanan Köylüler
Av. Hüseyin Aygün / Birgün (22. 08. 2007)
Cumhurbaşkanı Seçimi ve Gerçekler
A. Sedat Aslandaş / Radikal (22. 08. 2007)
Meclis'te DTP'nin de Olması Gerekiyor
Melih Altınok / Birgün (22. 08. 2007)
Henüz Demokrat Olmadık!
Etyen Mahçupyan / Zaman (22. 08. 2007)

Cumhurbaşkanı Seçimi ve Gerçekler (Devamı)

10 adayın yarıştığı 1. oylamaya toplam 530 üye, 2. oylamaya 532 üye, 5.5.2000 tarihli 90. birleşimde yapılan, beş adayın yarıştığı 3. oylamaya 533 üye katılmıştır. Anayasa'nın 3. oylamada aradığı üye tam sayısının salt çoğunluğundan fazla (330) oy alan Ahmet Nejdet Sezer 10. Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

Tutanaklarda resmi olarak belirlendiği üzere 10. cumhurbaşkanı seçiminde, yapılan üç oylamaya da Anayasa ve İçtüzüğün toplantı yetersayısı için şart koştuğu 367'den fazla üye katılmıştır. Bu oylamaların hiçbirinde toplantı yetersayısıyla ilgili itiraz olmamıştır. Kaldı ki, böyle bir itiraz vaki olsaydı bile, Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen toplantı yeter sayısının var olduğu tartışmasızdır. Bu noktada 'Oturumu yöneten başkan toplantı yetersayısını tespit etmemiştir' itirazı yapılabilir. Oylama yapılmaması, yeni bir İçtüzük ihdası değildir. İçtüzük gereği tereddüde düşülmesi veya usulüne uygun talep olması halinde oylama yapılır.

ig

Meclis'te DTP'nin de Olması Gerekiyor
Melih Altınok / Birgün:
Tüneldi, paraşüttü, üsten aşırmaydı derken bağımsız sol adaylar Meclis'e girdi. Bu adayların içerisinden sayıları yirmiyi bulan Bin Umut Adayları Meclis'te grup kurmayı başardı. Ancak ülkenin siyasi hayatına seçim öncesinde hakim olan gerginliğin 'korkulan' olmamasına karşın halen aşılabildiğini söylemek mümkün değil. Zira DTP üzerinden kurgulanan parlamentoda kriz senaryolarına her gün bir yenisi ekleniyor.

Meclis'te MHP'lilerle yan yana oturacak olmaları, milletvekilliği yeminini hangi dilde yapacakları ve vekil kayıt formlarındaki dil hanesine ne yazacakları türünden olası kriz durakları kazasız belasız atlatıldı. Hatta bağımsız adaylar ve MHP'liler arasında samimi görüntüler bile kaydedildi. Gerçi tablonun çok da farklı olmayacağı, Bin umut Adayları'nın seçim öncesinde yaptıkları sağduyulu açıklamalardan da anlaşılıyordu. Ne var ki varoluşlarını krizlere borçlu olan siyasiler ve kanaat önderleri süreci gergin tutmak için ellerinden gelen çabayı gösteriyorlar. Dillerine doladıkları "son şans" söyleminin, DTP'nin makul muhalefet sınırlarına çekilmesi için kibar bir tehditten başka bir anlama gelmediği çok açık. Medyada DTP ile ilgili her haberin ardından verilen terör saldırısı haberlerinin ve siyasilerin yakın geçmişimizde Meclis'te yaşanan DEP krizine atıfta bulunan beyanatlarının da muktedirlerin beklentilerini ve tahammül sınırlarını açık ettiğini söyleyebiliriz. Haklısınız, niyet okuyucuların, faşistlerin ve ulusalcıların bu tavırlarında şaşılacak bir durum yok. Ne var ki, son dönemdeki konumlanı-şını askeri alandan siyasal mücadeleye doğru kaydıran Abdullah Öcalan'ın yaşanan son gelişmeler karşısındaki tavrının üzerinde hassasiyetle durulması gerekiyor gibi.

Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz günlerde Bir-Gün'de yayınlanan bir haberde, Öcalan'ın Meclis'te MHP'lilerle tokalaşan DTP'lilere dair eleştirileri konu edilmişti. DTP'li vekillerin tavrını siyasi öngörüsüzlüklerine ve acemiliklerine veren Öcalan bu çıkışının, DTP'nin uzlaşmacı siyasetinin, örgüte ve doğal olarak yıllardır askeri yanı ağır basan mücadeleye zarar vereceği kaygısından kaynaklandığını söylemek mümkün. Elbette bu son gelişme Öcalan ve Kürt siyasetçiler arasındaki ilk çelişki değil.

Öcalan'ın DEHAP döneminde de partinin bir takım yöneticilerini ağır ifadelerle eleştirdiğine şahit olmuştuk. Hatta Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin başarılı eski başkanının başını yiyen tartışmalarda söz konusu karşıtlık iyice su yüzüne çıkmıştı. Ancak şimdiki tartışma, eskiden yaşananlara göre daha büyük bir önem taşıyor. Zira Kürtlerin siyasal temsilcisi olma iddiası taşıyan DTP'lilerin meşruiyetlerine ve samimiyetlerine dair her türlü gelişme, toplumun tüm kesimlerince her zamankinden daha hassas bir şekilde değerlendiriliyor. Bu açıdan DTP ve Öcalan arasında son günlerde yaşanan tartışmanın, önümüzdeki günlerde çok çeşitli nedenlerle partinin dahil edileceği meşruiyet ve samimiyet tartışmalarını da etkileyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

DTP'liler tabanlarının örgütün tabanıyla aynı olduğunu hiçbir zaman inkâr etmedi. Bu doğru bir tutumdu. Çünkü aksi yönde bir beyanatlarının kimse tarafından inandırıcı bulunmayacağı ve bu tarz bir tutumun seçmenlerin partiye olan desteğine zarar vereceği ortada. Kaldı ki, parti yönetiminin yandaşlarının sempatilerinden sorumlu tutulması da söz konusu olamaz. Ne var ki, DTP'nin, örgütün önderliğinin siyasal direktifleriyle hareket eden emanetçi bir yasal parti görünümü sergilenmesine neden olacak tutum ve davranışlardan kaçınması gerekiyor. Partinin demokrasi ve barış taleplerinin inandırıcılığı buna bağlı. Yıllardır taktire şayan bir kararlılıkla sürdürdükleri genel af kampanyaları ve ateşkes gibi taleplerinin yanında, örgüte bir an önce silahlı mücadeleyi bırakmaları yönünde doğrudan çağrıda bulunmaları da gerekiyor örneğin.

DTP'li vekiller Meclis'te yer almalarının nedeninin demokratik cumhuriyetin inşasına ve Kürt realitesinin tanınmasına katkı sağlamak olduğunu defalarca dillendirdiler. Ancak yasal boşluklar sayesinde örgütün yasal bir uzantısı olarak varolduklarına dair toplumun geniş bir kesimince kabul gören önyargıyı kırmanın, amaçlarına ulaşmanın ilk adımı olduğunu artık görmeliler. DTP vekillerinin her gün bölgeden gelen tabutların gölgesinde, Meclis'teki demokratik ve yasal mücadelelerini ne kadar sağlıklı bir biçimde yürütebilecekleri meçhul. Kürsüden yapacakları her önerinin, 'yurttan sesler korosu'nun malum ezgileriyle kesilmesini engellemek için, Imralı'nın dümen suyundan uzak durup, seçmenleri ve ülkenin tüm demokratik kesimleriyle birlikte açık sulara yelken açmalılar. Bu tavır hem barış ve demokrasi mücadelesinin daha sağlıklı bir zeminde yürütülmesine katkı sağlayacak hem de DTP'nin Kürt sorununun aşılmasında siyasal çözüme vurgu yapan ülkenin tüm kesimlerinin desteğini arkasına almasını sağlayacaktır.

Devamını okumak için tıklayın


Önceki sayfaya dönmek için tıklayın


ig

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla