Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ


Güncelleme: 17. 08. 2007
İstanbul 1. bölge gözlemleri
Leyla İpekçi / Zaman: (17. 07. 2007)
"Ezilenlerin Sesi Olmayı Başaramadık"
Demokratik Toplum Partisi (17. 08. 2007)
Acı Benzerlik
Baskın Oran (17. 08. 2007)
İkinci Şemdinli olur…
Ahmet Altan / Gazetem.net (17. 08. 2007)
"Atatürkçülük" ne işe yarar?
Ferhat Kentel / Gazetem.net (17. 08. 2007)

Ezilenlerin Sesi Olmayı
Başaramadık
(Devamı)

"Toplumcu bir parti olamadık"
DTP'nin diğer saptamalarından bazıları şöyle:
* AKP'nin bugüne kadar uyguladığı aldatıcı politikaları teşhir etmede yetersiz kaldığımız açığa çıktı.
* Felsefi temelden uzaklaşmak politikada güncele hapsolmayı ve pragmatizmi doğurdu.
* Parti toplumun tüm kesimlerine hitap edebilecek toplumcu demokrasinin inşasında yetersiz kaldı, halk tabanıyla buluşamadı.
* Toplumcu bir parti olmaktan uzak görüntü sergiledik. Partideki çoğul yapı zenginliğe dönüştürülemedi. Radikal demokrasiyi kendimizden başlatmamız gerekirken, devlet neden demokratikleşmiyor diyerek şikayetçi pozisyonda kaldık.
* Kadın özgürlük mücadelesinin ilkeli pratikçisi olamadığımız için feodal anlayış ve erkek egemenlikli yaklaşımlar kendini parti içinde etkili kıldı.
* Gençliğin eğitimi ve kültürel gelişimine olanak sağlayamadık. hantal ve yaşlı bir parti görünümüne büründük.
* Seçim yerel yönetimlerdeki eksiklerin giderilmesi adına uyarıcıydı. En önemli çıkışı demokratik halkçı belediyecilikte yapma kararı aldık.


ig

DTP'ye Cevap
Baskın Oran:
"DTP Parti Meclisi Toplantı Sonuç Bildirgesi (Özeleştiri)" başlıklı metin hakkındaki düşüncelerimi aşağıda sunuyorum:

1) DTP Parti Meclisi'nin bu Sonuç Bildirgesi'nde dile getirdiği özeleştiri, gerek bireyler gerekse kurumlar düzeyinde, Türkiye'de çok nadir görülen bir erdemdir. Bugüne kadar söylenmiş özdeyişlerin en anlamlılarının başında gelen "Küçük bir hatayı büyütmenin en kestirme yolu onu müdafaa etmektir" sözünü dikkate alıp gereğini yaptığı için Bildirge'yi kutluyorum.

2) İstanbul İkinci Bölge'deki adaylık konusunda Bildirge'nin söylemiş oldukları, benimle birlikte çok büyük özveriyle çalışmış olan kampanya arkadaşlarımın ağzındaki buruk tadı büyük ölçüde almıştır. Bunun için hepimiz adına teşekkür ediyorum ve DTP'nin bundan sonra bu türden olaylara sahne olmayacağı umudumu dillendirmek istiyorum.

3) Bildirge'nin "Türkiyelilik" kavramına yaptığı vurgu her şeyin üstündedir. Bu kavramı benimsemeyen hiçbir birey veya hareket bu ülke için yararlı olamaz. Siyaseten kendisi için başarılı olması da mümkün değildir. Bu nedenle Bildirge'yi alkışlıyorum ve bu yolda devam edecek bir DTP'nin bizim hareketimizin ve Türkiye'nin sevgi ve saygısını kazanacağına olan inancımı belirtmek istiyorum.

Saygılarımla,
Baskın Oran

ig

Acı Benzerlik
Baskın Oran: Tarih okuyunca taşlar insanın kafasında nasıl da yerine oturuveriyor. 2007'deki dertlerimiz, 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat fermanları döneminde reformcuların yaşadığı temel sorunların pek benzeri. Onların temel 2 sorunu (ve çelişkisi) vardı:


1) Şer'i zihniyet ile çağdaş yasalar çatışması:
Tanzimatçılar, din ayrımına dayanan Millet Sistemi'ni yani Müslüman-gayrimüslim (GM) eşitsizliğini kaldırıp bütün tebaayı "Osmanlı" adı altında hukuken eşitlemek istiyorlardı. Bu sayede hem iç gerilimleri (parçalanmayı) hem de bunları bahane eden Avrupa devletlerinin baskısını (dışa bağımlılığı) azaltacaklardı.

Bunun çaresi, şer'i hukuktan kurtulup çağdaş yasalar kabul etmekti. Nitekim, Tanzimatçılar Ferman'da bunu şöyle ifade ettiler: "… yüce devletimizin ve ülkemizin iyi bir biçimde yönetilmesi için bundan böyle bazı yeni yasalar çıkarılması gerekli görüldü."

Fakat işleri zordu çünkü hem 1454'te kurulmuş Millet Sistemi'nin Müslümanların göğsüne takmış olduğu kırmızı kurdeleyi ("Millet-i Hakime") çıkarttırmak büyük tepki yaratacaktı, hem de bu ayrıcalıkçı zihniyet mevcut şer'i hukuk'tan kuvvet alıyordu. Nitekim, yukarıdakini söyleyen Tanzimatçılar şunu da demek zorunda kalacaklardır: "(…) Kuran'ın yüce hükümlerine ve şeriat yasalarına tam uyulduğundan, ülkemizin gücü ve bütün tebaasının refah ve mutluluğu en yüksek noktaya çıkmıştı. Ancak, (…) şeriata ve yüce yasalara uyulmadığından evvelki kuvvet ve refah, tam tersine zayıflık ve fakirliğe dönüştü. " Halk arasındaki "Din elden gidiyor"un Ferman'daki yansımasıydı bu.

2) Ayrıcalık ezberlerini bozamama sorunu:
Bırakın bu muazzam çelişkiyi, olay özellikle 1856'yla daha da katmerlendi. Çünkü Ferman'la GM tebaanın cemaat ayrıcalıkları teyit ediliyordu. Üstelik, Müslüman ile GM tebaa ve yabancı ile GM tebaa arasındaki ticaret ve ceza davaları karma mahkemelere havale ediliyordu. Dahası, iki GM tebaa arasındaki davalara talep halinde patrikhaneleri bakabilecekti. Buna bir de konsolosluk mahkemelerini, kapitülasyon ayrıcalıklarını, berat alıp kapitülasyonlardan yararlanan gayrimüslim tebaanın ayrıcalıklarını ekleyiniz, çıldırırsınız. Osmanlı İmparatorluğu da çıldırdı zaten. Çünkü gerek Millet-i Hakime, gerek yabancılar, gerekse gayrimüslim cemaatleri kendi ayrıcalıklarına japon yapıştırıcısıyla yapışmışlardı. Bu Gordion Düğümü'nü 1920 ve 30'larda ancak Kemalizm'in kılıcı çözecektir. M. Kemal toplumun çürümüş genlerini değiştirecek yukarıdan devrim'i yapacak yani şer'i yasaları bir kalemde kaldırıp Batılı yasaları egemen kılarak tek hukukluluğu getirecektir.

Çelişkinin modern biçimi
Kılıçla her şey yapılırmış, ama üzerine oturulmazmış. En azından, uzun süre. Nitekim, o dönemde Türkiye'yi dönüştürerek kurtaran Kemalizm zaman içinde kendini dönüştüremediği için sonunda bambaşka düğümler yarattı. Çünkü çok hukukluluğu teke indirirken her şeyi de tek'e indirmişti. Sınıfsal açıdan "İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle" idik. Dinsel açıdan, Müslüman'dan boşalttığımız Millet-i Hakime tahtına onca laikliğimize rağmen "Hanefi, Sünni, Müslüman, Türk"ü (LAHASÜMÜT) oturttuk. Etnik açıdan Kürt yoktu, Dağ Türkleri vardı. Ermeni Katliamı diye bir şey toplumsal bellekten sıfırlanmıştı. Sonuçta bugün hem iç gerilimler (Türk-Kürt, Dinci-Laikçi) ve dış çatışmalar (Türk-Ermeni) roketlemiş, hem de çok hukukluluk bambaşka biçimlerde geri dönmüş durumda:

Bir defa, on yıllar boyu özellikle Doğu'da "normal TC hukuku" ile "sıkıyönetim hukuku/OHAL hukuku " yan yana yaşayageldi. Kardeş oldular. Şu anda bile bütün Güneydoğu "Geçici Güvenlik Bölgesi"yle (Radikal, 07.06.2007) devamda.


ig

Devamını okumak için tıklayın


Önceki sayfaya dönmek için tıklayın

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla