Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ


Güncelleme: 17. 08. 2007
İstanbul 1. bölge gözlemleri
Leyla İpekçi / Zaman: (17. 07. 2007)
"Ezilenlerin Sesi Olmayı Başaramadık"
Demokratik Toplum Partisi (17. 08. 2007)
Acı Benzerlik
Baskın Oran (17. 08. 2007)
İkinci Şemdinli olur…
Ahmet Altan / Gazetem.net (17. 08. 2007)
"Atatürkçülük" ne işe yarar?
Ferhat Kentel / Gazetem.net (17. 08. 2007)

Öteki'ni uzlaşmayla öldürmek

Leyla İpekçi / Zaman: Milliyetçiliğin farklı algılanış biçimlerinden bahsettiğinizde (Trabzon milliyetçiliği ile İzmir milliyetçiliğinin farkından ya da futbol milliyetçiliğiyle mahalle milliyetçiliğinden), Türklüğü tekeline almış bazılarının hassasiyeti kaşınır. İşi hemen şahsî hakarete dökerler.

Ne cinsiyetiniz kalır, ne bilgi düzeyiniz, ne de namusunuz. Sanki milliyetçilikler gibi çoğul bir sosyolojik kavramla Türkçülükten başka bir şey kast edemezmişsiniz gibi. Herkesin, kendi algılarındaki gibi milliyetçi olmamasının sorumluluğunu bile size yüklerler.

Töre ve namus cinayetlerini, aile içi şiddeti vs. çözmeyi bazı feministler kendi tekelinde görür. Tabii bir yandan da erkeklerin bu konuyu hep 'kadın meselesi' olarak algılamalarını da meşrulaştırmış olurlar. Kadın sorunlarını çözmeyi sadece bazı kadınlardan bekleyemeyiz derseniz, sanki kadın haklarını gasp eden sizmişsiniz gibi, sizinle uğraşmaya başlarlar.


Başörtüsü sorununun çözümünü salt İslamî kesimden beklemek de bilinçaltımıza giderek yerleşmiş bir başka 'fos argüman'. Beş yıllık iktidarlarında bizzat başörtülü eşleri olan siyasetçilerin bu meseleyi halledemediğinden dem vuranlar, sorunun sadece İslamî kesime ait olduğunu ve sadece onlar tarafından çözülebileceğini sanmamıza yol açtılar. Bu sürede bir tek yapıcı, uzlaşmacı adım atmış mıdır sanki CHP?

Öylesine kabullenmişiz ki ulusalcı elitlerin 'genleriyle oynanmış kelimeleri'ni, aklımıza şu en basit soruları sormak bile gelmiyor: Okula gidemeyen, meslek sahibi olamayan bunca kız öğrenci varken, siyasete bir türlü giremeyen bunca liyakat sahibi kadın varken, sahi niçin ulusalcı elitler de bir jest yapmasın? Uzlaşma olmadan Çankaya sorunu çözülemez diyen kanaat önderleri, başörtüsü mevzuunda bugüne dek bir tek yapıcı öneri geliştirmişler midir? Siyasî çıkarlarına alet etmekten başka? AKP ya da herhangi bir başka parti, çok ciddi sonuçlar doğuracak siyasi hatalar yapmışsa veya yapacağı vehmediliyorsa, cezası ihtilal mi olmalı? Cezası birçok sivilin işkenceden geçmesi, birçok hayatın karartılması mı olmalı? Menderes ne kadar siyasî yanlış yapmış olursa olsun, cezası idam edilmek mi olmalıydı?

"Çankaya seçimlerinde uzlaşın, yoksa maazallah asker kışlasından çıkar, olan bu ülkeye olur" diye ısrarla diretenler, bu ülkede hep aynı vesayet senaryosunun yazılmasına katkıda bulunduklarının farkında değiller mi? Tehdit söyleminin sözcüleri bu ülkenin iyiliğini istediklerine dair bizi hangi gerekçeyle ikna edecekler, olası bir darbe herkesi vurup geçtikten sonra?

Gül aday olmasın diye (siyasî bir açılım geliştirmek yerine) ne irtica korkusu kaldı, ne Barzani işbirlikçiliği, ne satılmışlık, ne vatan hainliği. Bu tür bir kışkırtıcılık şaklabanlığı yaparak bu ülkede hukuka mı, demokrasiye mi, sivil yurttaşlık bilincine mi katkı sağlanıyor, bilmiyorum. Ama vehimlere dayanan bir 'niyet okuması'nın siyasette giderek meşrulaşmasına hizmet edildiği apaçık. Daha üç ay önce bu ülkede militarist söylemin bilinçaltımızda onaylanması için STK'ları bile alet ederek oluşturulmaya çalışılan 'tehlikenin farkında mısınız' senaryosu tam da bu değil miydi? 31.07 tarihli yazımda Agos gazetesi yazarı Markar Esayan'dan bir alıntı yapmıştım. O, "bu halka güvenebilirsiniz" derken cemaatlerine karşı her türlü tehdit ve korku söylemine rağmen bu ülkenin demokrasisi için mücadele veren Ermeni halkıyla birlikte, AKP ve sol bağımsız adaylara oy vermiş herkesi kast etmişti. Fakat sanki kendisinden beklenen sadece içe kapanmacı siyasetlere hizmet etmesiymiş gibi, bu cümlesini salt Ermeni toplumuna atfeden bilinçaltım beni de tuzağa düşürdü.

Kendisinden ve okurlardan özür dilerken şunu da sormadan edemiyorum. Bu ülkede antisemitizm yalnız Yahudilerin, başörtüsü yalnız İslamî kesimin, şehit kanları milliyetçilerin, Ermeni cemaatinin aldığı onca tehdit ise sadece Ermenilerin sorunu olarak görülmeye başladıysa, zihnimizde -ve asıl vicdanımızda- çoktan bölünmüş değil miyiz? Hiçbirimiz 'öteki'nin hakkını savunmaktan bahsetmeyelim o halde boşuna.

ig

"Ezilenlerin Sesi Olmayı Başaramadık"

Demokratik Toplum Partisi Meclisi - (Bianet): "Baskın Orandan başka aday göstermek hataydı. Tüm ezilenlerin, emekçilerin sesi olamadık. Erkek egemen yaklaşım etkili oldu.0 Seçim yerel yönetimlerdeki eksikleri gösterdi. Toplumcu demokratik çizgide yeniden yapılanacağız" dedi.

Demokratik Toplum Partisi (DTP) Parti Meclisi, seçim sürecine ilişkin değerlendirmesini yayınladı. Parti, özeleştiri niteliğindeki metinde "Türkiye'nin partisi mi Kürt partisi mi olunduğuna bir türlü karar verilemeyerek ikircikli davranılmıştır. Tüm ezilenlerin, emekçilerin ve demokrat kesimlerin sesi olmayı başaramamıştır" diyor.

Parti Meclisi, seçimlerde ittifak kurduğu bütün çevrelerle, Bin Umut Adayı olan veya destekleyen, aydın, demokrat kesimlerle"birlikte yürüyüşün ortak platformlarını oluşturma", eylüldeki kongreyle birlikte toplumcu demokratik çizgide yeniden yapılanma kararı alındığını da duyurdu.

"Baskın Oran'a karşı Doğan Erbaş hataydı"
DTP, İstanbul 2. bölgede Prof. Dr. Baskın Oran'a karşı Doğan Erbaş'ın aday gösterilmesinin hata olduğu sonucuna vardı:
"2. bölgede kaybetmemizin en temel nedeni iki aday olmasıdır. Baskın Oran'a destek açıklamamızdan hemen sonra İstanbul teşkilatlarımızın ısrarıyla ikinci bir aday göstermemiz hata olmuş, seçimi o bölgede gerici güçlerin inisiyatifine terk etme sonucunu doğurmuştur. Seçim çalışmaları yürürken iki ilçedeki oylarımızı sayın Baskın Oran'a yönlendirerek destek vermemiz de sonucu değiştirmemiştir. Biz aydın ve demokratlarla ilişkiyi geçici bir seçim ilişkisi olarak görmüyoruz ve bundan sonraki sürecin karşılıklı özeleştirimizle ele alınması gerektiğine inanıyoruz. İki aday gösterilmesi hatası hepimize kaybettirdiği için kendi açımızdan özeleştiriyi zorunlu kılmıştır."

ÖDP'ye eleştiri
DTP, Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nden de yeterli desteği alamadığını söyledi:
"EMEP, ÖDP ve SDP ile ittifak temelinde seçime girmiş olmamıza rağmen ÖDP'den gerekli desteği göremememiz toplantımızda eleştirilen bir konu olmuştur. EMEP Genel Başkanı Sayın Levent Tüzel'in adaylığını desteklediğimiz halde seçimi kazanmayışımız üzüntü konusu olmakla birlikte İzmir ilimizdeki yetersiz örgütlülüğümüzün de açığa çıkması değerlendirmeye konu olmuştur
."

Devamını okumak için tıklayın


ig

 

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla