Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ


Güncelleme: 11. 08. 2007
İstanbul 1. bölge gözlemleri
Yalçın Yusufoğlu / Birgün (11. 08. 2007)
Seçim Sonrasının Kenar Notları
Bülent Forta / Sesonline.net (11. 08. 2007)
Sol Sesin İçeriği Değişmeli
Ahmet İnsel / Radikal 2 (11. 08. 2007)
Ahmet İnsel'in Seçim Değerlendirmesi
Ender İmrek / Evrensel (11. 08. 2007)
Mersin Seçim Vakası
Orhan Miroğlu - Radikal 2 (11. 08. 2007)

Seçim Sonrasının Kenar Notları (Devamı)

Ufuk Uras konusunda, ÖDP içinde bir tartışmanın sürdüğü artık herkesin malumu. ÖDP'nin "iç hukuku" üzerinden yürütülen bu tartışmanın önemsiz olduğunu söylemek mümkün değil, ama bir "iç hukuk" tartışmasının derin ideolojik ayrımlar olarak görülmesi, farklı davranışların temeli haline getirilmesi anlaşılabilir bir tutum değil. Şimdi soğukkanlı ve sorumlu davranarak bu tartışmayı yürütebiliriz, bunun hiçbir sakıncası yok ama asıl tartışma AKP'nin yüzde 46.6 oy aldığı bir Türkiye'de solun nasıl bir muhalefet yürüteceğine, kimlerle ne ölçekte beraber yürüyebileceğine ilişkin bir tartışma olmak durumunda.

Solun problemlerini sadece bir kişinin seçilmesiyle çözebilmek mümkün değil, emek hareketini, sol muhalefeti zorlu bir dönem bekliyor. Ya bu zorlukları üstleneceğiz ya da tüketici bir iç tartışmanın yarattığı kişisel doyumlarla yetineceğiz, yaşanan bunca ayrılıktan ders almamış, ayrışmanın kutsal birleşmenin lanetli olduğu bir sol kültürün kazanmaya hakkı yoktur. Topluma siyasal olarak "Bir arada yaşamı" öneren bir solun bunu kendi içinde becerememesi Türkiye'ye demokrasi vaad ederken parti içinde demokrasiyi katleden düzen partilerinin durumuna düşmek demektir.

Şimdi herkes şapkasını önüne alıp düşünmek zorundadır. Hrant Dink'in katledilmesinin ardından oluşan zemin, bağımsız adaylar süreci ve bunun yaratacağı politik hareketlenme neden bu denli acemice kullanılmıştır. Eğer bu konuda ortak bir hareket oluşturulabilmiş olsaydı yaygın bir seçim kampanyası sürdürebilmenin en azından 5-6 milletvekili seçtirebilmenin koşulları ortada değil miydi? Bu neden öngörülememiştir? Bu konuda en çok ÖDP'nin sorumluluğu yok mudur? Bütün bunlar da tartışılmak zorundadır.

Kimsenin diyetini ödeyemeyeceği, sola umut bağlamış insanlara izah edemeyeceği bir ayrışma kışkırtmaktansa sağduyulu ve sorumlu davranarak içinde bulunduğumuz koşullardan bir sol seçenek çıkartma görevini omuzlamak bugün yapılması gereken en önemli politik görevdir. Bunun sorumluluğu başta Ufuk Uras olmak üzere herkesin omuzlarındadır. Tarih bize bakıyor.

ig

Sol Sesin İçeriği Değişmeli
Ahmet İnsel / Radikal 2
:
1970'leri mitleştirerek varolmaya çalışanların, emekli olma zamanı geldi. Son seçimlerden ÖDP dahil solun renklerinin ve DTP'nin de çıkarması gereken önemli sonuçlar var

22 Temmuz seçimleri, Türkiye solu açısından bir devrin kapandığı, yeni bir devrin başladığı bir dönem olacak. Bu devir değişiminin birkaç alanda birden gerçekleşeceği görülüyor.


Değişimin birinci ve belki en önemli tezahürü, 12 Eylül sonrasında esas olarak sivil toplum girişimleri etrafında ve tek hedefli biçiminde yoğunlaşan genç militan enerjinin, bu seçimlerde, özellikle İstanbul'daki bağımsız sol aday kampanyaları vesilesiyle siyasal alana dönmesidir. Bu enerjinin siyasal alanda kalmasının sağlanması, Türkiye solunun yakın geçmişte yaşadığı marjinalleşmeyi sona erdirebilir. Özellikle 1970'leri mitleştirerek etraflarında iyi kötü bir kadro oluşturmayı alışkanlık haline getirenler açısından, yeni dönem artık emekliliklerinin başlangıç tarihi olacak. Böyle bir gelişme, Türkiye'de sol hareketlerin bir nostalji kulübü veya art arda gelen başarısızlıklarda erdem arayan bir keşişhane olmaktan kurtulmaları için elzemdir.

Siyasallaşma
Toplum içinde konumlanışı, geleceğe bakışı, siyasetle yaşam arasında kurduğu ilişki, kullandığı dil farklı olan genç kuşakların, "büyüklerini" taklit etmeden, birey olmayı unutmadan ama toplu biçimde davranmanın kendine özgü kurallarını da reddetmeden sürdürecekleri siyasallaşma, Türkiye'de solun geleceği açısından en büyük umut ışığıdır. Bunun işaretlerini, Körfez depremi sonrasında yaşanan dayanışma mobilizasyonunda, birkaç yıldan beri, savaş, ırkçılık, çevre, küreselleşme gibi sorunlara karşı gelişen yeni hareketlerde görmek mümkündü. Önümüzdeki dönemde bu yeni kuşakların geleneksel sol zihniyeti ve davranış kalıplarını değiştirerek siyasete daha fazla girmelerini hızlandıracak yol, bağımsız aday kampanyaları vesilesiyle daha belirgin biçimde gözüktü. Bunun bir başarı öyküsüne dönüşmesi için olmazsa olmaz koşul, eşitlik, özgürlük, dayanışma ve adalet idealleri söz konusu olduğunda sadece ikna olmaya değil, bunlar için gerçekten harekete geçmeye hazır bir insan topluluğunun var olmasıdır.

Değişimin ikinci ekseni, sol hareketlerin seçim, seçilme, parlamento gibi konuları küçümseyen tavrının kırılmasıdır. Siyasal alandan uzun bir süreden beri dışlanmışlığın ve art arda gelen başarısızlıkların içselleşmesinin neden olduğu bu dudak bükme kolaycılığının terk edilmesi, solun siyasal parti görünümlü dernek, cemaat kulübü veya eski arkadaş birliği türünden yapılar olmaktan kurtulup, siyasal iddiası olan oluşumlara evrilmesinin önünü açacak.

Geçen on yıl boyunca, genel ve yerel seçimlerde sol partilerin sözlerini herhangi bir kısıtlama olmadan söylemelerine rağmen, yaratabildikleri çok sınırlı etki ile, bağımsız sol aday girişiminin toplumda yarattığı yankı, örneğin Baskın Oran ve Ufuk Uras kampanyalarının uyandırdığı ilginin, seçim çevrelerini aşması bu bakımdan son derece anlamlıdır. Yaşanan deneyim, solun sesinin içeriğinin ve söyleme tarzının değişmesinin olmazsa olmaz bir gereklilik olduğunu gösterdi.

Üçüncü olgu, karşısında DTP'nin desteklediği adayın rakip olarak çıktığı Baskın Oran'ın aldığı oy oranı, laikçi/otoriter CHP ve etnik kimlik merkezli DTP dışında kalan sol alanın henüz dar olduğunu açık biçimde göstermiş olmasıdır. Klasik sosyalist partilerin aldıkları oyu kat be kat aşmasına rağmen, Baskın Oran'a verilen oyların yüzde 2'nin biraz gerisinde kalması, bir başarı olarak değerlendirilemez. Karşısında bir DTP adayı olsaydı, Ufuk Uras'ın da yüzde 1.5 civarında oy alabileceğini dikkate alarak, buradaki alanın, etnik, dinsel, mezhepsel kimlikleri aşan özgürlükçü solun tutunma alanı olduğunu söyleyebiliriz. Bu alanın genişleyip genişlemeyeceğine, solun kendini dönüştürme kapasitesi yanıt verecektir.




ig

Devamını okumak için tıklayın


Önceki sayfaya dönmek için tıklayın

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla