Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ


Güncelleme: 25. 07. 2007
Olay Budur
İkbal Polat (25. 07. 2007)
Yeni bir icat: 'Sol'suz demokrasi
Pakize Barışta - Gazetem.net (25. 07. 2007)
Osman Murat Ülke'nin çilesi
Yıldırım Türker - Radikal (21. 07. 2007)
Seçmenin Dikkatine!
İnsan Hakları Derneği (06. 07. 2007)

Ragıp Zarakolu:
İfade Özgürlüğü: Her Zaman Herkes İçin

Değerli meslektaşlar, değerli katılımcılar,

Öncelikle Anayasal yönetimin başlangıcını simgeleyen ve farklı kimlikler arasında büyük umutlar yaratan, "özgürlük, eşitlik ve kardeşlik" şiarı ile, onlar arasında kardeşlik duygularını pekiştiren
24 Temmuz Hürriyet Bayramınızı kutlarım.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Dolmabahçe Sarayının bahçesinde sadece sansürün kaldırılması ile sınırlı olsa da, 1908 Devriminin anılmasına olanak vermekle, tarihimizin unutulan, ya da unutturulmak istenen aydınlık bir sayfasının belleklerden tamamen silinmesini önlemekle, son derece anlamlı ve önemli bir işlevi yerine getiriyor. Özellikle yeni bir anayasal devrime ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde... Türkiye de başın özgürlüğü kavgası, sansür resmen kalksa da, kafalarımızdaki karakollar nedeniyle hiçbir zaman kesintiye uğramadı.

Ancak sansürcü anlayış kadar, direngen özgür başın geleneğinin de bu topraklarda asla kesintiye uğramadığını belirtmek zorundayım. Ve yazmaya başladığım 1968 yılından itibaren özgür, muhalif basın geleneğinin bir parçası olmaktan dolayı gurur duyuyorum ve buraya yeniden 15 gün kapatılan bir gazetenin, Özgür Gündem'in, sık sık adlı takibata uğrayan bir gazetenin, Evrensel'in yazarı olarak geliyorum. Beni ödülünüzle onurlandırdığınız için, TGC'ne ve seçiciler kuruluna teşekkür ediyorum. Bu kararı vermenin kolay olmadığının da farkındayım. Bu ödülün, genellikle yok sayılan, hatta gazeteci kabul edilmeyen muhalif basın mensuplarına çok ender verildiğini hepimiz biliyoruz.
Ve bu ödül vesilesiyle adımın, Hrant Dink ile birlikte anılmasından dolayı, ayrıca onur duyuyorum.
25 yıldan fazla bir süredir, Hrant Dink ile düşünce ve ifade özgürlüğü mücadelesinde yolumuz, yayıncı ve kitapçı olarak, yazar ve gazeteci olarak bir çok kereler kesişti ve birlikte yürüdük.

Bu ödülü, aynı zamanda bu gece bizlerle olamayanların anısına almaktan onur duyuyorum: ülkeyi terk etmek zorunda kalmış olanlar, hapsedilmiş olanlar, düşünce ve ifade özgürlüğü uğruna yaşamını yitirmiş olanların anısına bu ödülü almaktan onur duyuyorum. Sizi bunların uzun listesi ile sıkmayacağım, Basın Müzesine yapılacak küçük bir ziyaret, anıların canlanmasına olanak sağlayacaktır. Sadece şunu hatırlatmama izin verin:
Türkiye'de modern basının öncüsü olan Zekeriya-Sabiha Sertel çifti yurtdışı sürgünde öldü.
Efsanevi Akşam'ın yayın yönetmenleri olan Özgüdenler hâlâ yurt dışında, sürgünde.

Sorumluluk
Düşünce ve ifade özgürlüğünün bir diğer yanı hakkında konuşarak bir kaç dakikanızı almak istiyorum. Türkiye'de pek tartışılmayan bir husustur bu. Düşünce ve onu ifade etmenin bize verdiği sorumluluktan söz etmek istiyorum biraz... Türkiye'de meydana gelen olayları, kişinin kendi eğilimlerinin ötesinde, doğru ve tam olarak verme sorumluluğuna değinmek istiyorum.

Bir an için bir yangın hayal edin... Her yanı tutuşturmuş olan bir yangın... İnsanların bilmek ihtiyacı duyduğu şey, bu yangının nerede, ne zaman, nasıl meydana geldiği, ve kimin, ne için yaptığıdır...


Yangınla ilgili her hususu haberleştirmek basının üstüne düşen bir sorumluluktur. Yangına ilişkin, gazetecinin haz etmediği bazı hususlar olsa bile - ya da önün desteklediği sisteme ya da inançlarına, ya da kendi gazetesininkilere ters gelse bile...
Her ne olursa olsun... Yangın bir olgudur ve her olgunun haberleştirilmesi gerekir... Abartıya gitmeksizin ya da sansür etmeden bunu yapmak gazetecinin sorumluluğudur...
Çok kereler, gazeteler oto sansüre başvurur.
Bazıları oto sansürü, halkı koruma adına savunur - eğer yangın olduğunu duyarsa, halk paniğe kapılabilir diye düşünenler çıkar... Bazıları ise, oto sansürü, yangını denetim altına alma adına savunur - eğer yangının varlığını inkar edersek, sanki yangın var olmaktan çıkacaktır.
Bazıları ise oto sansüre, yangını daha da büyütmek adına başvurur, hatta ateşe benzin döker.
Bir yerde onu, kendi yangını olarak düşünür.
Ve nihayet bazıları, yangınının kendisini bir çeşit intikam aracı olarak kullanır, farklı kimlik ve inançları olanları kurbanlaştırmak için...

Sonuç olarak, sizleri düşünce ve ifade özgürlüğü adına, yerleşik kanılara karşı meydan okumaya çağırıyorum. Bu ülkede son derece ihtiyaç duyulan diyalog sürecinin yaratmak için, gazetelerinizin sınırlanmış olan ajandasının ötesine geçmeye acaba ne kadar hazırsınız?

Ülkemiz, gittikçe artan oranda bir parçalanma ve kutupsallaşma süreci içinde. Aslında son 100-200 yıldır tanık olduğumuz bir olgu bu kutupsallaşmalar...
Müslüman/Hıristiyan, çoğunluk/azınlık, Batı/Doğu, kent/köy, Türk/Kürt, Sol/Sağ, başörtülü/başörtüsüz, laik/laik olmayan diye...

Acaba basının görevi, birbirimizi anlamamıza, barış içinde birlikte yaşamamıza olanak tanımak mı; bu verili olguları anlamamıza ve birbirimizi tanımamıza yardımcı olmak mıdır, yoksa barış içinde bir arada yaşamanın koşullarının imha edilmesine katkı sunmak mı?

Acaba basınımız farklı pozisyonda olanların birbirini tanımasına ve empati duymasına ne kadar olanak sağlıyor, yoksa kutupsallaşmanın tırmanmasına, istemese de katkı mı sunuyor...

Bazı insanların aşırı grupların hedefi haline gelmesinde, acaba bizzat basının sorumsuzluğunun katkısı ne?

Hrant Dink'ten sonra başka isimlerin hedef haline gelmesine, üstelik büyük medya tarafından nasıl sorumsuzca katkı sunulabiliyor?

Bir anlamda insanın kişisel inançları kapsamında "özel" bir olgu olan bir "başörtüsü" sorunu, bir rejim sorunu haline gelip, Türkiye'yi bir siyasal krize nasıl sürükleyebiliyor?

Baş tarafını okumak için tıklayın

Devamını okumak için tıklayın


ig

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla