Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ


Güncelleme: 25. 07. 2007
Olay Budur
İkbal Polat (25. 07. 2007)
Yeni bir icat: 'Sol'suz demokrasi
Pakize Barışta - Gazetem.net (25. 07. 2007)
Osman Murat Ülke'nin çilesi
Yıldırım Türker - Radikal (21. 07. 2007)
Seçmenin Dikkatine!
İnsan Hakları Derneği (06. 07. 2007)

İkbal Polat:
Olay Budur

Ergin Yıldızoğlu, 18 Nisan 2007 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki "14 Nisan Mitingleri ve Güzel Ruh" başlıklı yazısına "Bir milyonluk bir katılımdan söz edilen bir miting, salt bir miting olarak değerlendirilemez. O artık bir toplumsal "olay" dır." diye başlıyor. Ve yazısının devamında Hegel'in "güzel ruh" tanımına referans vererek solcuların bu sürecin öznesi olamayışını eleştiriyor. Peki gerçekten Ergin Yıldızoğlu'nun ifade ettiği gibi 14 Nisan mitingleri bir toplumsal "olay" mıydı? Ve iddia ettiği gibi bu "olay" kendi hakikatini kurabilmiş midir? Bu "olay"ın verili olanın boşluğuna işaret etme gücü ve de bu boşluğu dolduracak bir yeniyi inşa etme şansı var mıdır? Yani cumhuriyet mitingleri gerçekten demokrasi boşluğunu dolduran yeni bir halk hareketi miydi? Bu sorular, insanın aklına Alain Badiou'nun etik kitabındaki "olay" kavramına yaklaşımını getiriyor.

Badiou, mevcut durumu tahakküm altında tutan ve yönlendirenlere karşı bir istisnai alan açmayı "hakikat" süreci olarak tanımlıyor. İçkin bir kopuş olarak tanımladığı hakikat sürecinin ise bir karşılaşma yoluyla oluşan "olay" ile başladığını vurguluyor.
1792 Fransız Devrimi, Héloïse ile Abélardus'un buluşması, Galileo'nun fiziği yaratması, 17 Ekim Rus Devrimi'ni de birer "olay" olarak örnekliyor. Bir olayın yeni bir hakikat sürecini açığa çıkarabilmesinin ise ancak mevcut olandaki bir boşluğa işaret etmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca Badiou, günümüz etik anlayışının, Kant'ın etkisiyle, evrensel bir etik olduğunu, önsel bir kötüye dayandığını, dolayısıyla da muhafazakâr olduğunu söylüyor. İnsan yaşamındaki iyinin ve kötünün ne olduğuna dair bir ölçütü üstlenen etiğe yüklenen bu evrensel ve önsel belirlenimler, durumun tekilliğini göz ardı ediyor. Badiou "Tek sahici etik, hakikatlerin etiğidir-daha doğrusu tek etik, hakikat süreçlerinin, dünyaya bazı hakikatler getiren emeğin etiğidir. Etik, Lacan'ın, Kant'a ve genel bir ahlak anlayışına karşı psikanalizin etiğini tartışırken benimsediği anlamda ele alınmalıdır. Etik diye bir şey yoktur. Sadece bir şeyin etiği (siyasetin, aşkın, bilimin, sanatın) vardır." diye ifade ediyor. Böylelikle Badiou, mevzuyu hakikatlar etiği olarak özetliyor. İnsanın iyi ve kötü karşısında konumunun hakikat süreçlerinden geçtiğini ve bu hakikatle birlikte "özne" olduğuna işaret ediyor. Bu durum ise özneyi yeni bir varolma ve durum içinde davranma tarzı icat etmeye zorluyor.

Badiou günümüz etik anlayışının tersine, etiği iyiden hareketle tanımlarken kötüyü ise 3 biçimde tarif ediyor. Birinci kötülük biçimi "ihanet", olayın oluşturduğu hakikate sadakatle bağlanmama, kesilme ve kendi çıkarından gitmek. İkinci kötülük biçimi "taklit", olayın sahtesi, mevcut durumun boşluğundan çıkan yeni bir durummuş gibi görünen ve aslında doluluğunu yeniden kuran durum. Yirminci yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Hitler'in ünlü "nasyonal sosyalizmi" buna en iyi örnek gösterirken 1917'nin taklidi olduğunu belirtiyor. Bir "taklit"in sahicisinde olduğu gibi evrensel değil, belli bir cemaate, halka ya da ülkeye yönelik olduğunu vurguluyor. Üçüncü kötülüğü ise "felaket" olarak, bir hakikatin totaliter ve kayıtsız şartsız egemenliğini dayatması olarak tarifliyor. Buna örnek olarak da 1917 sonrası yaşanan Stalin dönemini gösteriyor.

Yıldızoğlu, yazısında "Sorun, "önderliği kitlenin yerine ikame ederek", kitleyi küçümsemek de değil. Sorun bir "olay" statüsüne yükselen kitle eyleminin, parçası olmakla, onunla eylem içinde etkileşim, diyalog içine girmekle, "hakikatini paylaşmakla" , yapılması gereken bir değişiklik varsa, onu önerme olanaklarını kullanmamakla ilgiliydi. "Olayı" karşıdan edilgen bir biçimde seyretmek değil: İçinde "özne" olmaya çalışmak gerekiyordu" diye ifade ederek 14 Nisan mitinglerinin bir "olay" ve "hakikat süreci" yarattığını iddia ederken solcuları da bu hakikatin öznesi olamayışıyla eleştiriyor.

Halbuki Badiou, 14 Nisan mitinglerini bir "olay" olarak tarifleyen ve bir hakikat oluşturduğunu iddia eden Ergin Yıldızoğlu'nun sandığının tersine, bu durumu ancak bir kötülük biçimi olarak tarifleyecektir. Bir kötülük biçimi olarak tarif ettiği "taklit ve terör" 14 Nisan mitinglerini açıklamaya çok yeterlidir. Badiou, "taklit" olan olayda bir hakikatin tüm biçimsel özelliklerinin mevcut olduğunu, sadece radikal bir kopuşa hizmet eden güce sahip olmadığını söyler. Dolayısıyla her olayı yeni ve ilerici göremeyiz.
Bir olay eski durumun boşluğunu değil doluluğunu açığa çıkarıyorsa -ki 14 Nisan mitingleri de tam bunu yapmaktadır- bu durum tam da bir "taklit" olarak adlandırılabilir. Bir boşluğu açığa çıkaran olaya sadakat nasıl hakikati gerçekleştiriyorsa bir taklite duyulan sadakat ise ancak terörü doğurur. Cumhuriyet mitingleri, toplumsal kesimlerdeki bir boşluğu açığa çıkarmaz, sadece zaten varolan "cumhuriyetin ve laikliğin" korunmasını amaçlar, pekiştirir. Yani bir doluluğa işaret eder. Dolayısıyla ne kadar insanın katıldığı değil, o mitingin toplumsal alandaki hangi boşluğu doldurduğu bir mitingi ya da herhangi bir eylemi "olay" yapar ve hakikatini açığa çıkarır. Dolayısıyla solcular için mesele, kitleyi küçümsemek değil, peşinden sürüklediği mutlak tikelliğin evrenselliğine, ulusalcı laik hattın mutlak tikelliğine karşı direnmektir. Tıpkı 1933 Almanyası'ndaki yaşanan taklit karşısında yapıldığı gibi.

Yıldızoğlu'nun iddia ettiği gibi 14 Nisan Cumhuriyet mitinglerini değil, bağımsız milletvekillerinin meclise girmesini bir "olay" olarak görebiliriz. Bu olayın yarattığı hakikat süreci, toplumsal kesimlerin mecliste temsil edilmesinin önünde engel olan seçim barajına karşı bir boşluğu doldurmaya ve mevcut durumdan bir kopuşa neden olur. Dolayısıyla 22 Temmuz 2007 seçimlerinde, Ufuk Uras'ın bağımsız milletvekili olarak meclise girmesi bir "olay"dır ve bu olayın hakikati ve özneleri de oluşmaktadır. Solcular ve sosyalistler, "taklit ve terörün" karşısında, bir ay gibi kısa bir sürede bir mucize yaratıp Ufuk Uras'ı meclise göndererek "olay budur" demişlerdir. Geriye sadece bu devrimci duruma sadakatle tutunmak kalır.


ig

İfade Özgürlüğü: Her Zaman Herkes İçin
Ragıp Zarakolu - ÇGD Ödül Treni Konuşması
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin verdiği 2007 Basın Özgürlüğü Ödülleri, Ceza Yasası'nın (TCK) 301. maddesinden mağdur olan ve yargılanan tüm gazeteciler ve yazarlar adına 19 Ocak'ta öldürülen
Hrant Dink ve Ragıp Zarakolu ile avukat Gülçin Çaylıgil arasında paylaştırıldı. Ragıp Zarakolu'nun ödülünü alırken yaptığı konuşma metnini paylaşıyoruz.


Devamını okumak için tıklayın


ig

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla