Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


ÖNCE
DEMOKRASİ


Güncelleme: 21. 07. 2007
Osman Murat Ülke'nin çilesi
Yıldırım Türker - Radikal (21. 07. 2007)
Seçmenin Dikkatine!
İnsan Hakları Derneği (06. 07. 2007)
Vekil Seçme Sınavını Geçemeyen Partilere Oy Vermeyin!
Gündem: Çocuk! Derneği (05. 07. 2007)
Resmi Tarih Yalanı ve Gerçek(ler)
Temel Demirer (29. 06. 2007)
Ergenekon da ne menem bir şey?
Haftalık Haber Dergisi Aksiyon (23. 06. 2007)

Yıldırım Türker :
Osman Murat Ülke'nin çilesi

Vicdani retçi Mehmet Bal'ın bambaşka bir suçtan hapis yatarken hayatını değiştirecek bir karşılaşmanın hikâyesini şöyle yazmışım. "Bir gün koğuşuna bir vicdani retçi geldi. O zamana dek tanıdığı kimseye benzemiyordu. Mehmet, koğuş mümessilliğini ciddiye alırdı. Yeni gelenleri korumaya çalışır, onların ezilmesine izin vermezdi. Yeni gelen tuhaf adamla uzun uzun tartışıp onu anlamaya çalıştı.

Adam, asker kaçağı değildi. Askerlik yapmak istemediğini gerekçeleriyle açıklamış, başına gelecekleri de kabul etmişti. Hayır, silaha dokunmayacaktı. Hayır, askerlik eğitiminden geçmeyecekti. Hayır, bedeli hapis de olsa asker olmayacak, sayılı gündür geçer deyip katlanmayacak, inancını savunacaktı. Vicdandan, vicdanın kan kardeşi retten bahsediyordu. Bu en ağır sivil itaatsizlik eylemiyle savaşın, ölümün, emir alıp emir verme üstüne kurulu toplumsal ilişkilerin karşısına dikiliyordu. Kasırga karşısında bir saz kadar güçsüzdü. Ama öte yandan göz kamaştırıcı bir gücü vardı. Koruma altına almayı, geçiştirmeyi reddettiği hayatının kırılganlığından alıyordu bu gücü. Sorgulanması imkânsızlaştırılmış, tabular anası olarak göğsümüze çökmüş bir konuda akıllı olmayı bir yana bırakıp bize vicdanının uğultusunu dinletiyordu. Güvendiği büyükleri yoktu. Savaşın ve hayatın emir komuta zincirinin bir halkası olmayı reddeden bu adamın tahliye edildikten bir süre sonra yine hapishaneye kendi iradesiyle dönüşü inanılmazdı. Belki de Mehmet, adama o an inanmaya başladı. Vicdanın ne olduğunu ağrılarından biliyordu. Silahı, kanı, ölümü tanımış olmak elinden tuttu. Ölümle, silahla, savaşla yüzleşti. İlkgençliğinin yedi yılını geçirdiği hapishaneden çıktığında gücünü güçsüzlüğünden, bütünlüğünü paramparça hayatından aldığını bilen bir Mehmet Bal'dı."

Mehmet'in hikâyesindeki adam, Osman Murat Ülke'ydi. Yani Ossi. Hakkında çıkan AİHM kararıyla hepimizin karşısına bir kez daha dikilip gözlerimizin içine bakan vicdani retçi.

AİHM, Türkiye'yi, 'aşağılayıcı muamele yasağı'na aykırı davrandığı gerekçesiyle mahkûm etmişti.

Vicdan veya dini sebeplerden üniformayı giymek istemeyenlere yönelik verilen cezalarla ilgili Türkiye Hukuku'nda özel bir düzenleme bulunmadığını kaydeden AİHM, bu konuda yürürlükte olan tek düzenlemenin, amirlerin emirlerine ittihatsızlığını genel biçimde cezalandıran Askeri Ceza Kanunu olduğunu bildirmişti. Ossi anlatıyor: "Bana karşı işlenen suç ve hak gaspı geçip giden her gün sürüyor. Bu durum Mehmet Tarhan ve geçtiğimiz üç yıl içinde tahliye olan diğer retçiler Mehmet Bal ve Halil Savda için de geçerli. Hâlâ resmen firari sayılmamız ve üzerimizdeki sözde yükümlülüğün bir an önce iptal edilmemesi kuşkusuz tam bir çelişki." Yeni AİHM kararlarının beklenmemesi ve yanlıştan dönülmesi gerektiğini söyleyen Ülke, "Yasanın çıkması beklenmeden aciliyet arz eden bu vakalar çözülmeli ve yasanın çıkmasıyla beraber bugüne değin açıklanmış bütün vicdani retçiler için geriye dönük muafiyet getirilmeli" diyor.

Ardından, hükümete bir soru daha yöneltiyor: "Benim ve diğer vicdani retçilerin sosyal ve yasal haklarının iadesi ne zaman ve nasıl gerçekleştirilecek?"

Avukatının basın bildirisini biraz kısaltarak aktarıyorum;
"Osman Murat Ülke hakkında, vicdani retçi olması ve bu nedenle tekrar tekrar açılan davalar ve verilen cezalar nedeniyle yapılan başvuru sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye Hükümeti'ni Sözleşme'nin 3. maddesi ile düzenlenen 'işkence, kötü muamele ve aşağılayıcı muamele' yasağını ihlal ettiği gerekçesiyle mahkûm etmişti.

24.01.2006 tarihinde açıklanan bu karara karşın hükümet yetkilileri tarafından Osman Murat Ülke'nin devam eden mağduriyetini gidermeye yönelik hiçbir adım atılmadığı gibi, hakkında verilen eski cezalar nedeniyle tutuklanma riskiyle karşı karşıyadır. 09.07.2007 tarihinde, Ayvalık C. Savcılığı tarafından düzenlenen, Osman Murat Ülke'nin 17 ay 15 gün hapis cezası olduğu ve 10 gün içinde C. Başsavcılığı'na gelmesi, gelmediği takdirde hakkında 'yakalama emri' çıkarılacağını belirten bir 'çağrı kâğıdı' tebliğ alınmıştır.

Avukatı olarak yaptığım araştırma üzerine bu çağrı kâğıdına kaynaklık eden dosyanın Eskişehir HKK Askeri Mahkemesi'ne ait olduğu, 17 ay 15 günlük hapis cezasının farklı dosyalardaki cezaların toplamı olduğu, Osman Murat Ülke'nin cezaevinde geçirdiği sürelerin bu ceza miktarından indirilmediği bilgisini edindim. Müvekkilim 8 Kasım 1996 tarihinde tutuklanmış ve bu tarihten sonra hakkında 'halkı askerlikten soğutma', 'emre itaatsizlik', 'emre itaatsizlikte ısrar', 'firar' nedeniyle açılan davalar çerçevesinde çeşitli defalar yargılanmış, verilen cezalar sonucunda 701 gün cezaevinde yatmıştır.

09.03.1999 tarihinde tahliye olmasına karşın yasal düzenlemede ve uygulamada herhangi bir değişiklik yapılmadığı için halen ceza tehdidi altındadır. Ayvalık C. Savcılığı tarafından düzenlenen ve 09.07.2007 tarihinde tebliğ alınan çağrı kâğıdı bu tehdidin ne denli yakın olduğunu göz önüne sermiş durumdadır.

Ancak bu çağrı kâğıdı aynı zamanda hukukun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce verilmiş kararın ve Türkiye Hükümeti'nin taahhütlerinin gereklerinin yerine getirilmediği ve hatta getirilmemekte ısrar edildiğini de ortaya koymaktadır.

24.04.2006 tarihinde kesinleşen kararında AİHM, Osman Murat Ülke'nin;
* Vicdani reddi nedeniyle maruz kaldığı cezaların ve ceza tehdidinin yaşamını bir bütün olarak etkilediği ve adeta bir 'sivil ölüme' mahkûm ettiği;
* Maruz kaldığı işlemlerin başvurucunun entelektüel kişiliğini ezmeyi, başvurucuyu aşağılayan ve onu alçaltan korku ve tedirginlik hislerinin doğmasına neden olmayı, reddini ve kararlılığını kırmayı amaçladığı;
* Eylemi ve karşı karşıya kaldığı sonuçlar bakımından, suç ve cezanın oranlılığı ilkesinin de ihlal edilmiş olduğu, saptamasını yaparak bunun demokratik bir toplumdaki ceza rejimi ile bağdaşmayacağını vurgulamıştır. "





Devamını okumak için tıklayın



ig

 


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla