|

Hasretliğe selam!

Çocukların
ana-babalarıyla ilişkisini çok önemsiyorum. Bireyin, kendi bireysel
yaşamıyla ilgili düşündüğüm zaman, bireyin diğer insanlarla ilişkisi
üstüne düşündüğüm zaman, toplumsal barışla ilgili düşündüğüm zaman,
ulusların uluslarla ilişkileri üzerine düşündüğüm zaman, insanların
diğer canlılarla ilişkisi üzerine düşündüğüm zaman hep çocukluğa,
çocuk terbiyesine, ana-baba çocuk ilişkisine gidiyor aklım. Ana-baba
çocuk ilişkisi ile ilgili ne yazayım diye düşünmeye başladığım zaman
farkettiğim ilk şey içimdeki hüzün oldu. Gerçekten hüzünlüyüm. Biliyorum,
hüznümün altında buzdağının okyanusun altında kalan görünmeyen kısmı
gibi başka duygular da var. Ama bana şimdi ilk gelen ve beni selamlayan
duygum, hüznüm.

Çarpık şehirleşme içinde hiç çocuk parkı yapılmayışından hüzünleniyorum.
Yollarda yürürken bir çocuğun yüzüne inen şamarı gördüğüm zaman
içim ağlıyor. Kolundan tutulan bir çocuğun sürüklenircesine yürütüldüğünü
gördüğüm zaman yıpranıyorum. Basit ama gizemli sorularına cevap
alamayan çocukları izlediğim zaman içim yanıyor. Çocukların o muhteşem
yaratıcılığının, doğallığının, kendiliğindenliğinin, niyetlerinin
saflığının hunharca ve kayıtsızca yok edilişini görmek benim içimi
ağlatıyor.
 
Geçmişin ana-babaları bugünkü toplumun dokusunu yarattılar: Sorunlar
içinde boğulmuş, ne kendine ne de ilişki içinde olduğu diğer insanlara
güvenen, bencil, çıkarcı, çözümün değil, sürekli sorunun bir parçası
olan insanlar.
 
Ama bu sorunların gerçek kaynağının, bizim Türk ana-babalar olduğu
kimsenin umurunda değil. Türk ana-babalarının bu memleketi bu hale
getiren insanların mimarı olduğu bilinmedikçe, toplumsal sorunlara
kalıcı çözümler getirmenin olanaksız olduğunu biliyorum. "Biliyorum,"
diyorum; "kanısındayım," "sanıyorum," "düşünüyorum," demekten çok
daha güçlü bir inancı belirtmek için.
 
Herkes herşeyden şikayet ediyor. Türkiye'ye geldiğim zaman Türklerle
ilgili ilk algılamam herkesin herşeyden şikayet etttiği. Bakkal
müşteriden, müşteri bakkaldan şikayet ediyor. Hükümet muhalefetten,
muhalefet iktidardan. Basın kanunlardan ve uygulamadan, halk basından
şikayetci ve güvenini yitirmiş durumda. Öğretmen öğrenciden, öğrenci
öğretmenden şikayetci.
 
Anlaşılan iyi bir Türk vatandaşı olmanın ilk koşulu, şikayet eden
bir insan olmak.
 
Ve benim içim hüzün dolu.
 
Liderlik
konusunda uluslararası bir çalışmada, birçok ülkeden gençlerin katıldığı
bir toplantıda, her bir gencin yaşamını etkilemiş, onun düşünce,
duygu ve davranışına yön vermiş kişisel liderlerden örnekler sorulmuş.
Bu toplantıya gözlemci olarak katılmış olgun bir gözlemci bana gördüklerini
şöyle aktardı:
 
"Avrupa
ve Amerika'dan gelen geçlerin herbiri sırayla kendi anne ve babalarından,
öğretmenlerinden, büyükanne veya büyükbabalarından kişisel liderleri
olarak söz ettiler. Bazıları, "Yalan söylememeyi ben babamdan öğrendim,"
derken, bazıları, "Gayret sarfetmeden kalıcı bir sonuç alınamayacağını
bana büyükannem öğretti," şeklinde konuştu. Verdikleri örnekler
günlük yaşamda yer alan basit örneklerdi, ama ifade ettikleri anlamlar
insanın yaşamında yer alması gereken dürüstlük, sevgi, sebat, gayret,
sözünün eri olma gibi temel değerlerdi. Toplantıya katılan yirmiküsur
kadar Türk gencinden biri el kaldırdı ve "Ben hepimiz adına konuşuyorum.
Biz lider olarak Atatürk'ü tanıyoruz ve hepimize o yol göstermiştir,"
diyerek sözü kesti attı."
 
Bu
Türk gençlerinin çocukluğunda onlara sevmeyi, çalışmayı, dürüst
olmayı, gelişmeyi, hizmet etmeyi, sabırlı olmayı, herkes ne derse
desin doğru bildiğini herkese rağmen söylemeyi ve yapmayı öğreten
ana-babalar, küçük çocukların gerçek liderleri olması gerekenler
nerede?
 
İçimde
dolu dolu, buram buram bir hüzün var.
 
Sokağa
kansırıp tüküren Türk delikanlısını, elindeki çikolata kağıdını
pervasızca atan esnafı gördüğüm zaman, içimdeki bu hüzünle selamlaşıyorum.
Biliyorum, hüznümün altında daha başka duygular da var. Ama bana
şimdi ilk gelen ve beni selamlayan duygum, hüzün. Çocuklarımızı
ezerek kalıplamayı ana-babalık olarak anlamaktan kurtulup, onları
insan olarak tüm olanakları içinde, tüm muhteşemliği içinde geliştirmeyi
sorumluluk olarak almış ana-babalara Türkiye hasret. Bu hasretliğe
"Selam!" diyorum.

Diğer yazıları için tıklayın
|