Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






Güncelleme:30.11.2000


HANGİ ÇOCUK DAHA ŞANSLI?

Yıldız, gözlemleyen bilincini canlı tutmaya kendini adamış, yaşamın değişik boyutlarında gözlemler yapan ve yaptığı bu gözlemlerden sonuçlar çıkararak birşeyler öğrenmeye çalışan yakın bir dostum. Yazlarını Gümüldür'de geçiren dostum, yazın ben Amerika'da iken aşağıdaki mektubu yazdı. Kendisinin izniyle mektubu sizlerle paylaşıyorum.

Gümüldür'de Umay hafta sonu bir kız arkadaşının evine gitmemizi istedi. Kızın küçük erkek kardeşi varmış, "Anne, gidelim seversin," dedi. Beraber kalkıp gittik.

Evin kapısında oldukça şaşırdım. Balkonda duran iki döşek sebebiyle ev sitedeki diğer evlerden daha ilk görünüşte göze farklı geliyordu.

Umay'ın arkadaşını birkaç kez görmüştüm; gayet temiz giyimli bir kızdı. Umay'ın arkadaşının- adını hatırlayamıyorum- erkek kardeşi Fahri, balkonda oynuyordu. Üzerinde kirli bir atlet ve külotla. Ağzının çevresinde yediği -muhtemelen- şeftalinin artıkları duruyordu. Elinde 2 litrelik bir pet şişe vardı ve o pet şişenin kapağını çıkarmış ağzında yuvarlıyordu. Ben daha o sahnede, şimdi o kapak çocuğun boğazına kaçacak, boğulacak diye panik oldum. Ablasına, "Hemen onu ağzından alın, Allah korusun çok tehlikeli," dedim. Kapağı çıkardılar. O sırada içeriden çocukların annesi çıktı. Ben hep farkında olmadan kendim gibi bir anne ile karşılaşacağımı düşünmüşüm. Çocukların annesi oldukça şişman, kalçalı ve göbekli, pijamalı, ben yaşlarda bir kadındı. Ama yanyana durduğumuzda tamamen ayrı dünyalardan gibiydik.


Kadın çok içten bir biçimde"Lütfen buyrun, ben ütü yapıyorum, son parçayı bitirip hemen yanınıza gelirim," dedi. Benim canım içeri girmek istemedi. Bir taraftan içimi gözlemledim. Ortalığın pis görüntüsünden çekinmiştim. Bir de kadın benim hiç ait olmadığım bir dünyadan geliyor gibiydi. Onunla, girsem ne konuşacaktık. Umay, "Anne girelim" dedi. Ben, "Yok rahatsız etmeyeyim, siz de zaten ütünüzü yapıyormuşsunuz," deyip savuşturmaya çalıştım. Bir taraftan da neler konuşabiliriz acaba diye merak etmeye başlamıştım. Umay, alçak sesle, "Anne niye girmiyorsun, seni yiyecekler mi? " deyince, utandım ve hemen demir kapıyı açıp içeri girdim.

Kadın, bana merhaba dedikten sonra ütüsünü bitirmek için tekrar içeri girdi. O sırada Fahri, Umay, Umay'ın arkadaşı olan Fahri'nin ablası ve ben balkonda kaldık. Fahri balkondaki döşeğe çıkmak istedi. Umay, kaptığı gibi çıkardı. Şaşırdım, kaldım. Çocuğu yerden alıp döşeğe çıkarışı son derece rahattı. Çocuk 15 aylıkmış. Döşekte olduğu yerde kıpırdanıp durdukça benim yüreğim ağzıma geliyordu. Benim çocuğum olsa, çocuğa nasıl huzur vermeyeceğimi farkettim. Muhtemelen Umay'a da böyle yapmıştım. Sonra niye bu kadar korkak diye şaşırmam son derece anlamsızdı tabii. Umay ki asansörden, denizden, banyo yapmaktan, sosyal ortamlara girmekten korkar.

Kadın biraz sonra geldi. Döşekte çocuğun önüne oturdu. Çocuk kıpırdandıkça ben oturduğum sandalyede duramazken annesinin kılı bile kıpırdamadı. Çocuk birkaç kere annesinin arkasından hızla hareket ederek döşeğin dayalı olduğu duvara tosladı. Ben her defasında, "Ay, aman!" derken , annesi çocuğu kucağına aldı. Başını sıvazladı, "Bir şey yok, geçti," dedi. Çocuk da her defasında biraz ağlayıp sustu. "Nasıl böyle sakin olabiliyorsunuz, ben durduğum yerde duramıyorum," dedim. Fahri'nin annesi Nurdan Hanım, "Birkaç kere vurur, sonra alışır," dedi. Tam bir köylü kadınıydı. "Siz İstanbul'da oturuyormuşsunuz, ben çocukken hep kız arkadaşlarım olsun, onlarla mektuplaşayım istedim. Hiç olmadı, bizim çocukluğumuz perişanlıktı," dedi. "Onun için kızlarım mektuplaşsın istiyorum. Birbirlerine adreslerini versinler, hem okuma yazmaları gelişir, değil mi ama," dedi. Ben de "Tabii, niye olmasın," dedim.

Sonra, "Siz, 'Ben çok sefillik çektim,' dediniz, ben köy hayatını hiç bilmiyorum. Biraz bahseder misiniz, neden öyle söylediniz?" dedim.

"Ne bileyim, biz ancak çalıştık, anamız babamız bizi sadece çalıştırırdı, hiç ama hiç oyun oynamadık. Oyun çocuklar için çok önemlidir. Ben şimdi onun için çocuklarımın oyun oynamasına çok önem veriyorum," dedi. "Sizin gibi anneleri olduğu için çocuklarınız ne kadar şanslı," dedim ben de. Babaları bir ara geldi, son derece asık suratlı, yaşca kadından büyüktü. Ama beni şaşırtan bir şey yaptı; Nurdan Hanım "Biraz Fahri'yi dolaştırsana hayatcım," deyince, Fahri'yi dolaştırmaya çıkardı, hem de hiç sorunsuz ve nazlanmadan.

"Ne güzel, Fahri'ye özgürlük tanıyorsunuz, ben hayatta böyle yapamam, görüyorsunuz çok evhamlıyım," deyince, " Olmaz, çocukların kendine güvenlerinin gelişmesi için serbest bırakmak lazım. Ben çocukları bakkala yollarım. Çocuklar şehirde okusun diye iki sene önce İzmir'e taşındık. Okula yakın bir ev tuttuk, okula da kendileri yürüyerek gidiyor," dedi. Ben ise, "Umay'ı öyle sokağa filan bırakmaya cesaret edemem, zaten kendisi de gitmez," dedim. Umay'la arkadaşı sitede yürüyüşe çıkmıştı, o nedenle rahat konuşuyordum. "Belli, zaten anneannesi de sizin gibi, devamlı peşine ablasını takıyor," dedi.

Sonra, " Ben sizi hatırlıyorum, Umay'ı bebek arabasında gezdirir, gezdirirken yemek yedirirdiniz, bizim o zaman bebek arabamız yoktu, kızları gezdiremedim - Umay'ın arkadaşının bir de kendinden iki yaş büyük ablası var - ama şimdi bizim de bebek arabamız var, oğlanı ben de arabada gezdiriyorum," dedi.

Sonra da mali durumlarının kötü olduğundan, kocasının iş aradığından, tanıdığım varsa iş bulup bulamayacağımdan filan bahsetti. Tanrının fakirlerin şükredip etmediklerini, zenginlerin de fakirlere yardım edip etmediğini sınadığını söyledi.

Ben daha çok dinledim. "Siz korkaksanız çocuğunuz da korkak olur tabi," dedi bana.

Sonra bu arada yürüyüşten dönen kızının ayağındaki ayakkabıdan rahatsız olarak, "Esasında okuma bayramında çok güzel ayakkabı almıştım, ama burada bozulur diye onu kıyıp giyemiyor," dedi.

Ertesi gün Umay, "Anne ne olur çarşıya gidelim," deyince, beraber bizim eve yakın birkaç marketin bir arada bulunduğu yere yürüdük. Umay, bana yolda aynen şöyle dedi. "Anne, canım artık terlik görmek istemiyor, terlik görünce midem bulanıyor, doydum artık". Umay'a bu yaz başından beri 2 ayakkabı, 1 terlik ben aldım. Bir ayakkabı, bir terlik anneannesi aldı. Bir terlik de babaannesi aldı.

Düşündüm, acaba o annenin çocukları mı daha şanslı, Umay mı diye. Ne dersin ?

Yıldız


Hangi çocuk daha şanslı? Siz ne dersiniz, sevgili okurlarım.




Diğer yazıları için tıklayın

 


DC İLE İLETİŞİM DÜNYASI

DOĞAN CÜCELOĞLU'NDAN

BASAMAK TAŞLARI

CEVAPLAR

ALINTILAR

MAKALELERİ

BİBLİYOGRAFYA

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla