|

HANGİ ÇOCUK DAHA ŞANSLI?

Yıldız,
gözlemleyen bilincini canlı tutmaya kendini adamış, yaşamın değişik
boyutlarında gözlemler yapan ve yaptığı bu gözlemlerden sonuçlar
çıkararak birşeyler öğrenmeye çalışan yakın bir dostum. Yazlarını
Gümüldür'de geçiren dostum, yazın ben Amerika'da iken aşağıdaki
mektubu yazdı. Kendisinin izniyle mektubu sizlerle paylaşıyorum.

Gümüldür'de Umay hafta sonu
bir kız arkadaşının evine gitmemizi istedi. Kızın küçük erkek kardeşi
varmış, "Anne, gidelim seversin," dedi. Beraber kalkıp gittik.
 
Evin kapısında oldukça şaşırdım. Balkonda duran iki döşek sebebiyle
ev sitedeki diğer evlerden daha ilk görünüşte göze farklı geliyordu.
 
Umay'ın arkadaşını birkaç kez görmüştüm; gayet temiz giyimli bir
kızdı. Umay'ın arkadaşının- adını hatırlayamıyorum- erkek kardeşi
Fahri, balkonda oynuyordu. Üzerinde kirli bir atlet ve külotla.
Ağzının çevresinde yediği -muhtemelen- şeftalinin artıkları duruyordu.
Elinde 2 litrelik bir pet şişe vardı ve o pet şişenin kapağını çıkarmış
ağzında yuvarlıyordu. Ben daha o sahnede, şimdi o kapak çocuğun
boğazına kaçacak, boğulacak diye panik oldum. Ablasına, "Hemen
onu ağzından alın, Allah korusun çok tehlikeli," dedim. Kapağı çıkardılar.
O sırada içeriden çocukların annesi çıktı. Ben hep farkında olmadan
kendim gibi bir anne ile karşılaşacağımı düşünmüşüm. Çocukların
annesi oldukça şişman, kalçalı ve göbekli, pijamalı, ben yaşlarda
bir kadındı. Ama yanyana durduğumuzda tamamen ayrı dünyalardan gibiydik.
 
Kadın çok içten bir biçimde"Lütfen
buyrun, ben ütü yapıyorum, son parçayı bitirip hemen yanınıza gelirim,"
dedi. Benim canım içeri girmek istemedi. Bir taraftan içimi gözlemledim.
Ortalığın pis görüntüsünden çekinmiştim. Bir de kadın benim hiç
ait olmadığım bir dünyadan geliyor gibiydi. Onunla, girsem ne konuşacaktık.
Umay, "Anne girelim" dedi. Ben, "Yok rahatsız etmeyeyim, siz de
zaten ütünüzü yapıyormuşsunuz," deyip savuşturmaya çalıştım. Bir
taraftan da neler konuşabiliriz acaba diye merak etmeye başlamıştım.
Umay, alçak sesle, "Anne niye girmiyorsun, seni yiyecekler mi? "
deyince, utandım ve hemen demir kapıyı açıp içeri girdim.
 
Kadın, bana merhaba dedikten
sonra ütüsünü bitirmek için tekrar içeri girdi. O sırada Fahri,
Umay, Umay'ın arkadaşı olan Fahri'nin ablası ve ben balkonda kaldık.
Fahri balkondaki döşeğe çıkmak istedi. Umay, kaptığı gibi çıkardı.
Şaşırdım, kaldım. Çocuğu yerden alıp döşeğe çıkarışı son derece
rahattı. Çocuk 15 aylıkmış. Döşekte olduğu yerde kıpırdanıp durdukça
benim yüreğim ağzıma geliyordu. Benim çocuğum olsa, çocuğa nasıl
huzur vermeyeceğimi farkettim. Muhtemelen Umay'a da böyle yapmıştım.
Sonra niye bu kadar korkak diye şaşırmam son derece anlamsızdı tabii.
Umay ki asansörden, denizden, banyo yapmaktan, sosyal ortamlara
girmekten korkar.
 
Kadın biraz sonra geldi.
Döşekte çocuğun önüne oturdu. Çocuk kıpırdandıkça ben oturduğum
sandalyede duramazken annesinin kılı bile kıpırdamadı. Çocuk birkaç
kere annesinin arkasından hızla hareket ederek döşeğin dayalı olduğu
duvara tosladı. Ben her defasında, "Ay, aman!" derken , annesi çocuğu
kucağına aldı. Başını sıvazladı, "Bir şey yok, geçti," dedi. Çocuk
da her defasında biraz ağlayıp sustu. "Nasıl böyle sakin olabiliyorsunuz,
ben durduğum yerde duramıyorum," dedim. Fahri'nin annesi Nurdan
Hanım, "Birkaç kere vurur, sonra alışır," dedi. Tam bir köylü kadınıydı.
"Siz İstanbul'da oturuyormuşsunuz, ben çocukken hep kız arkadaşlarım
olsun, onlarla mektuplaşayım istedim. Hiç olmadı, bizim çocukluğumuz
perişanlıktı," dedi. "Onun için kızlarım mektuplaşsın istiyorum.
Birbirlerine adreslerini versinler, hem okuma yazmaları gelişir,
değil mi ama," dedi. Ben de "Tabii, niye olmasın," dedim.
 
Sonra, "Siz, 'Ben çok sefillik çektim,' dediniz, ben köy hayatını
hiç bilmiyorum. Biraz bahseder misiniz, neden öyle söylediniz?"
dedim.
 
"Ne bileyim, biz ancak çalıştık, anamız babamız bizi sadece çalıştırırdı,
hiç ama hiç oyun oynamadık. Oyun çocuklar için çok önemlidir. Ben
şimdi onun için çocuklarımın oyun oynamasına çok önem veriyorum,"
dedi. "Sizin gibi anneleri olduğu için çocuklarınız ne kadar şanslı,"
dedim ben de. Babaları bir ara geldi, son derece asık suratlı, yaşca
kadından büyüktü. Ama beni şaşırtan bir şey yaptı; Nurdan Hanım
"Biraz Fahri'yi dolaştırsana hayatcım," deyince, Fahri'yi dolaştırmaya
çıkardı, hem de hiç sorunsuz ve nazlanmadan.

"Ne güzel, Fahri'ye özgürlük
tanıyorsunuz, ben hayatta böyle yapamam, görüyorsunuz çok evhamlıyım,"
deyince, " Olmaz, çocukların kendine güvenlerinin gelişmesi için
serbest bırakmak lazım. Ben çocukları bakkala yollarım. Çocuklar
şehirde okusun diye iki sene önce İzmir'e taşındık. Okula yakın
bir ev tuttuk, okula da kendileri yürüyerek gidiyor," dedi. Ben
ise, "Umay'ı öyle sokağa filan bırakmaya cesaret edemem, zaten kendisi
de gitmez," dedim. Umay'la arkadaşı sitede yürüyüşe çıkmıştı, o
nedenle rahat konuşuyordum. "Belli, zaten anneannesi de sizin gibi,
devamlı peşine ablasını takıyor," dedi.

Sonra, " Ben sizi hatırlıyorum, Umay'ı bebek arabasında gezdirir,
gezdirirken yemek yedirirdiniz, bizim o zaman bebek arabamız yoktu,
kızları gezdiremedim - Umay'ın arkadaşının bir de kendinden iki
yaş büyük ablası var - ama şimdi bizim de bebek arabamız var, oğlanı
ben de arabada gezdiriyorum," dedi.
 
Sonra
da mali durumlarının kötü olduğundan, kocasının iş aradığından,
tanıdığım varsa iş bulup bulamayacağımdan filan bahsetti. Tanrının
fakirlerin şükredip etmediklerini, zenginlerin de fakirlere yardım
edip etmediğini sınadığını söyledi.
 
Ben daha çok dinledim. "Siz korkaksanız çocuğunuz da korkak olur
tabi," dedi bana.
 
Sonra bu arada yürüyüşten dönen kızının ayağındaki ayakkabıdan rahatsız
olarak, "Esasında okuma bayramında çok güzel ayakkabı almıştım,
ama burada bozulur diye onu kıyıp giyemiyor," dedi.
 
Ertesi gün Umay, "Anne ne olur çarşıya gidelim," deyince, beraber
bizim eve yakın birkaç marketin bir arada bulunduğu yere yürüdük.
Umay, bana yolda aynen şöyle dedi. "Anne, canım artık terlik görmek
istemiyor, terlik görünce midem bulanıyor, doydum artık". Umay'a
bu yaz başından beri 2 ayakkabı, 1 terlik ben aldım. Bir ayakkabı,
bir terlik anneannesi aldı. Bir terlik de babaannesi aldı.
 
Düşündüm, acaba o annenin çocukları mı daha şanslı, Umay mı diye.
Ne dersin ?
 
Yıldız
 
Hangi çocuk daha şanslı? Siz ne dersiniz, sevgili okurlarım.


Diğer yazıları için tıklayın
|