|

Eşler arasında koşulsuz sevgi
olabilir mi? Güncelleme:
09.11.2000

29
Ekim Pazar günü BRT'de 10:30'daki Temiz Aile Temiz Gelecek -
Doğan Cüceloğlu ile Sohbetler Programında evlilik öncesinde
gerekli koşullardan birinin evlenecek olan kişilerin duygusal olgunluğa
erişmesi olduğunu ifade ettim. "Sevgi nedir?" diye sordum ve sorduğum
soruya kendim cevap vermek üzere şunları söyledim:

"Sevgi bir eylemdir. Bu eylemi yapan kişi sevdiği kişinin gelişmesini
ve mutlu olmasını ister; eyleminin temelindeki niyet budur."
 
"Peki bunun karşılığında ne bekler?" Bu soruya da yine kendim cevap
verdim: "Bu eylemin karşılığında kişinin beklediği, sevdiği kişinin
mutluluğudur; onun ötesinde başka bir beklentisi yoktur."
 
İçinde yetiştiğim toplumun sevgi ile ilgili beklentilerini bildiğim
için konuyu geliştirirken şunu söyledim: "Değerli izleyicilerimin
bazıları, bunun kerizlikten başka bir şey olmadığını düşünüyor olabilirler.
Ne demek karşılıksız sevmek; öyle şey olmaz. Ancak enayiler böylesine
bir duygu içinde olurlar."
 
Bu düşünceye yine kendim cevap verdim ve şöyle dedim: "Kısa vadeli
mi düşünüyorsunuz, yoksa uzun vadeli mi? Eğer kısa vadeli düşünen
biri iseniz ve yaşamınızı kısa vadeli beklentiler üzerine kurmuşsanız,
o zaman yukarıda söylediğim türden bir sevgi sizin yaşamınız çerçevesinde
gerçekten 'kerizlik' olarak algılanacaktır. Ama, uzun vadeli bir
düşünceyle, ömür boyu birlikte olacağınız birisiyle ilişkinizde
bu anlayış varsa, o zaman böylesine sevmenin anlamı tüm hayatınızı
etkileyecektir!"
 
Bu tema üzerinde konuyu biraz daha derinleştirmek istiyordum, ama
konuklarımız arasında, sağımda, orta sıralarda oturan bir hanımefendi
"Söyleyeceğim çok önemli bir şey var!" yüz ifadesi ile elini kaldırıyor
ve gözümün içine bakıyordu. Benim beklentim, "Bu bayan benim söylediklerimi
destekleyecek ve 'Benim böyle bir evliliğim var ve ömür boyu mutluluk
yaşadım,' diyecek şeklinde idi. Gerçi orta yaşlı hanımefendi pek
öyle mutlu ve rahat gözükmüyordu; hatta oldukça asabi ve gergin
gözüküyordu. Kendisine söz verdim.
 
"Doğan Bey," diye söze başladı ve şöyle devam etti: "Ben dediğiniz
şekilde sevdim ve 22 yaşında evlendiğim kişinin gelişmesi ve mutlu
olması için elimden gelen her şeyi yaptım. Onun mutluluğu benim
için önemliydi. Ve sizin dediğiniz gibi o gelişti, güçlendi. Üç
çocuğumuz oldu. Onların ikisi evli; kendi aileleri içinde mutlular.
Evdeki kızım üniversiteye gidiyor ve hayatından memnun."
 
Hanımefendi bunları söylerken içimden beklentimin doğru olduğunu
ve bayanın, 'Benim böyle bir evliliğim var ve ömür boyu mutluluk
yaşadım' demekte olduğunu düşünüyordum. Ama, düşüncem doğru değilmiş.
Hanımefendi, çok anlamlı bir "Ama," kelimesinin ardından şunları
söyledi:
 
"Ama, şimdi kendinden 37 yaş küçük bir öğrenciyle aşk hayatı yaşıyor.
Onun için bir ev tuttu; beraber yaşıyorlar. Zina suç olmaktan çıktı,
bir şey yapılamıyor. Toplum gittikçe çürümeye başladı. Kendisi toplumun
ileri kişilerinden biri olacak durumda olan bu kişi, bu kadar yıllık
ailesini bıraktı. Ve şimdi benden boşanmak istiyor. Sevgimin karşılığı
bu mu olacaktı?"
 
"Ben dediğiniz türden bir sevgiye inanmıyorum. Kadın kocasını denetlemeli,
öyle pek serbest bırakmamalı. Gelişip kendini bulunca kocanın gözü
dışarda oluyor. Onun o kadar gelişmesine çanak tutunca siz kendiniz
kaybediyorsunuz. Kusura bakmayın ben böyle düşünüyorum."

Bu sözleri söylerken konuk olarak gelmiş bayanların birkaçı kafalarını
tasdik anlamında sallıyorlar ve hanımefendi ile aynı kanıda olduklarını
belirtiyorlardı.

"Şu anda ona karşı ne hissediyorsunuz?" diye sorduğumda hiç beklemeden
çok net bir cevap verdi:

"Nefret ediyorum!"

Hangi beklenti içinde sevgi?

Hanımefendinin söyledikleri üzerinde çok düşündüm.
Herkesin önünde bu kişisel öykü üstünde daha çok konuşmak yakışık
almayacağı için programın geri kalan kısmında başka konukların soru
ve gözlemlerine geçtim. Ama, 'nefret eden bu bayanın' söyledikleri
hiç aklımdan çıkmadı.

Cevap vermeye çalıştığım temel soru şu:
"Bu bayan gerçekten sevmiş olabilir mi?"

Kendisi gerçekten sevdiğini söylüyor. Gerçekten
sevip sevmediğini bilecek kişi o değil mi? Sevgi içerde bir duygu
olarak belirir ve bu temel duygu kişinin tüm eylemlerine 'sevgi'nin
damgasını vurur. O, "Sevdim ve severek onun gelişmesi yönünde davrandım,"
diyor ise, kim onun dediğini yalanlayabilir? Kişi duygusunu ancak
kendisi bilmez mi?

"Bu bayan gerçekten sevmiş olabilir mi?" sorusunu
sormama neden olan temel gözlemim şu: "Benim dediğim anlamda seven
bir insan nasıl olur da o sevdiği kişiden böylesine kesin ve net
bir şekilde nefret edebilir?"

Benim dediğim anlamda o temiz sevgiyi genellikle
anne ve babanın çocukları sevmesinde bulabilirsiniz. Bu tür anababalar
çocuklarına gelişme olanakları sağlamak için çırpınırlar. Kendileri
yorulurlar, hırpalanırlar ama çocuğun eğitimi için olanak sağlama
çabasını devam ettirirler. Bu anababalara sorarsanız, "Niçin bu
kadar kendinizi hırpalıyorsunuz, okumasa ne olur sanki?" diye, size
hayretle bakarlar; çünkü onlar çocuklarını seviyorlar. Ne demek
sevmek? Onun gelişmesi ve mutlu olması için elinden geleni ardına
koymamak demektir. Bunun karşılığında ne beklerler? Eğer bu gerçekten
saf bir niyet ise, o zaman onun gelişip mutlu olmasından başka hiç
birşey.

Eğer anababa değişik koşullar ileri sürüyorsa,
"Biz elden ayaktan düşünce bize bakarlar; okurlarsa daha iyi bakarlar!"
diyorsa, o zaman çocuklar okuyup kendilerine bakmadığı zaman çocuklarına
kızarlar.

Eğer anababa çocuğu kendilerine iyice bağlamak
, bağımlı kılmak için onu okula gönderiyor ve olanaklar sağlıyorsa,
çocuk gelişip kendi gönlünce birini sevdiği zaman o çocuğa çok kızarlar;
" Yazıklar olsun sana verdiğimiz emeklere!" derler. Çocuk kendisi
olmaya ve bağımsızca hareket etmeye devam ederse, onu evlatlıktan
reddedip, ondan 'nefret' dahi edebilirler.

Ne demek istiyorum? Demek istediğim şu: Olumsuz
duygular genellikle bir beklenti zemini üstünde oluşurlar. Kişi
beklediğiniz şeyi yapmadığı zaman üzülürsünüz, kızarsınız,
nefret edersiniz. Programa konuk olarak gelmiş bayan bana öyle geliyor
ki, benim sevgiden ne demek istediğimi hiç anlamamıştı. O konuştukça
kafasını sallayan diğer hanımlar da sanırım böyle bir sevginin olabileceğine
inanamıyorlardı. Benim sevgi tanımım gerçekten uzak bir hayal veya
rüya gibi geliyordu insanlara.

Değerli okurum, televizyon programında konuşan
bayan olduğu için bu yazımda bir bayanın erkeğe olan sevgisinden
söz ettim. Bir erkeğin kadına olan sevgisinden söz ediyor olsa idim,
hiçbir şey değişmezdi. Yani, "Sevgi bir eylemdir. Bu eylemi yapan
kişi, sevdiği kişinin gelişmesini ve mutlu olmasını ister; eyleminin
temelindeki niyet budur." Kişi kadın ya da erkek olmuş farketmez.

Peki neden insanlar bu tür bir sevgiyi anlamakta,
daha doğrusu böyle bir sevginin var olabileceğine inanmakta zorlanıyorlar?
Bu insanlarda anlayış kıtlığı mı var?

Hayır; bu tür sevginin olabileceğine inanmakta
zorlanan insanlarda hiçbir zihinsel bozukluk yok. Onlar da diğer
insanlar kadar akıllı veya onlar kadar aptal. Onlar bu tür sevgiye
inanmakta zorlanıyorlar, çünkü böyle bir sevginin olduğunu yaşamlarında
görmediler; kendi anababalarının birbirleriyle ve çocuklarıyla olan
ilişkilerinde görmediler ve yaşamadılar.

Peki neden insanlar böyle bir sevgiyi yaşayamadılar?

Çünkü "mış gibi bir sevgi ortamı"nda büyüdüler.

Ne demek "mış gibi bir sevgi ortamı?" Bu da
önümüzdeki yazının konusu olacak.

Diğer yazıları için tıklayın
|