|

GAZETELER NEDEN
HABER VERMİYORLAR? Güncelleme:
26.10.2000

BRT
kanalındaki Temiz Aile Temiz Gelecek - Doğan Cüceloğlu ile Sohbetler
Programı'nın duyurulması için, faaliyette bulunan bir halkla
ilişkiler şirketi bazı gazetelerle görüşüp o gazetelerden muhabirlerin
benimle röportaj yapmalarını sağladı. Önceleri gazete ve dergilerden
gelen bu tür röportaj tekliflerine pek sıcak bakmıyordum; çünkü
bu tür röportajların benim düşüncelerimi sağlıklı bir biçimde yansıtamayacağını
daha önceki deneyimlerinden anlamıştım; ayrıca pek kalıcı bir etki
bırakmayacaklarını da biliyordum. Takvimim de çok dolu olduğu için
genellikle basından gelen röportaj tekliflerine öncelik vermiyordum.

Ama
şimdi durum farklı idi; duyurulması gereken bir program vardı ve
ben bu programın ülkemin insanlarına önemli bir hizmet sunabileceğine
inanıyordum. Bu programdan onların haberi olmalıydı. Bu anlayış
içinde zamanımın elverdiği ölçüde çok sayıda gazete ile röportaj
yapma olanağı yarattım ve gerçekten de bu röportajlar gazetelerde
çıkmaya başladı. Ne var ki, röportajlarımın çıktğı bu gazetelerin
birçoğunda BRT'deki programımdan söz edilmiyordu. Halbuki ben röportajın
içeriğinde - yani muhabir arkadaşlarla konuşurken, onlara bir konuyu
anlatırken - sık sık "İşte bu nedenle bu televizyon programına başladık,"
"Televizyon programında bu konulara ayrıntılı olarak gireceğim,"
gibi sözler etmiştim.
 
Türkiye'de
kendimi sık sık hissettiğim "ben bir kerizim" duygusuna yeniden
kapıldım. Ve bu kerizlik duygusunun altında yatan kızgınlığımın
nedenlerini sizlerle paylaşmaya karar verdim.
 
Keriz
hissediyorum kendimi, çünkü daha önce bu tür yüzeysel ve anlayışsız
gazete köşeleri için zaman harcamamaya karar vermişken ve efendi
efendi kendi zamanımı daha anlamlı şeyler için kullanırken, halkla
ilişkiler şirketindeki insanların davetine uydum. Onlar bizim gazetelerin
yaklaşımını değiştirebileceklermiş gibi.
 
Kızgın
hissediyorum; ama, önce kime kızdığımı ifade edeyim. Benimle yüzyüze
konuşan muhabir arkadaşlara kızmıyorum. Adım gibi eminim ki, onlar
yazılarında benim televizyon programından söz ettiler. Editör durumunda
olan ve Türkiye'nin geleceğinden daha çok kendilerini gazetesinin
sahibi olan holdingin -daha da doğrusu patronun- yüksek menfaatlerini
korumaya adamış olan insanların marifetiyle bu bilgi kasıtlı olarak
oradan çıkartıldı. Ve bu davranışı ahmakça buluyorum. Ama ülkemizde
bu tür ahmaklık çok yaygın olduğu için olağan, hatta akıllılık olarak
algılanıyor olmalı.
 
Neden
söz ediyorum? Türkiye'nin geleceğine kendini adamış olmaktan söz
ediyorum. Türkiye'nin geleceği tüm holdinglerin -ve onların sahip
olduğu gazete ve televizyon kanallarının - geleceğinin de teminatıdır.
Bir gemi battığı zaman yarısı batmaz. Eğer Türkiye'nin herhangi
bir yerinde Türkiye'nin tümünün hayrına bir şey yapılıyorsa, ve
bu yapılan şeyi bilmek, ondan haberdar olmak ve katılmak diğer vatandaşların
da hayrına olacak ise, "Benim holdingim bu işin içinde değil, o
nedenle ben diğer vatandaşları bu faaliyetten haberdar etmeyeceğim,"
tutumu ahmakça bir çıkarcılık anlayışıdır.
 
Anlaşılan
o ki bu tutum ülkemizde çok yaygın. Sanırım onlar, yani bu tutum
içinde olanlar, "parsellenmiş bir Türkiye" hayal ediyorlar. Öyle
bir Türkiye ki, X Holding'in tv kanallarını, gazetelerini, bankasını,
seyehat acentasını, otellerini ve ürünlerini kullanan, tüketen Türkler'in,
Y ve Z Holdinglerinin tv kanallarını seyreden, gazetelerini okuyan,
bankasına para yatıran Türkler'den yalıtılmış olması önemli gözüküyor.
Paylaşan bir Türkiye değil, parsellenmiş ve ufak menfaatlere odaklanarak
bölünmüş bir Türkiye.
 
Sevgili
okurum, şu anda benim yüzümde bir gülümseme var. Çünkü şu yukarıdaki
satırları yazarken farkına vardım ki ben yine kerizin biriyim. Niçin
şu anda da kerizin biriyim diyorum? Çünkü, "gelecekte bölünmüş bir
Türkiye istiyorlar," derken, aslında şimdiki Türkiye'nin böylesine
parsellenmiş, bölünmüş bir Türkiye olduğunu anladım. Banka yağmalarının
olabilmesi için, politik ortamın böylesine kısır döngüler içinde
devam edebilmesi için, yobazların düşünce özgürlüğünü böylesine
baskı altına alabilmesi için, "çağdaşçıların" böylesine öfke ve
nefret kusabilmeleri için menfaat gruplarına göre bölünmüş bir ülke
gerçeğinin onları sürekli destekliyor olması gerekiyor.
 
Örneğin,
acaba bir tek gazete okuru, telefonla, faksla veya mektupla bu gazetelerden
birine yazıp, "bu tutumunuz yanlış" dedi mi? Menfaat gruplarına
göre bölünmüş bir Türkiye gerçeği olduğuna inananlar bunu yapmaz;
çabalarının boşuna olacağını bilirler.
 
Ama, ben bir kerizim ve böyle bir Türkiye gerçeği olduğunu
bilmiyordum. Şimdi biliyorum. Ama, bunun Türkiye'nin gerçeği olduğuna
inanmayı reddediyorum. Yani, kerizliğe devam.
 
Peki
gücüm ne? Ne yapabilirim?

Televizyonda
sevgili izleyicilerimden, Minidev'de sevgili okurlarımdan yardımlaşma
istemek; benim gücüm bu.

Lütfen her hafta beş yeni insana BRT'deki Doğan Cüceloğlu ile
Sohbetler Programı'nı haber vermeye devam edin. Bu programın
hepimizin çıkarına bir program olduğuna inandığım için bunu iç rahatlığı
ile sizden istiyorum.


Diğer yazıları için tıklayın
|