|

ÇOCUK MERKEZLİ AİLE OLMAK
Güncelleme:
19.10.2000

Bu
yazımda, SORU 31'i cevaplarken verdiğim sözü tutarak 'Çocuk Merkezli
Aile' üzerinde duracağım. Yirmi yedi yaşlarında bir anne, beş yaşındaki
oğlu ile ilgili olarak şu gözlemlerde bulunmuştu:

Nerede
olursak olalım her zaman o konuşmak istiyor; onu
dinlememizi
istiyor; her şey onun istediği gibi gelişsin istiyor. Bu
nedenle
bazan çok zor durumda kalıyorum. Bu konuda neler
yapmam
gerektiğini bilemiyorum. Arkadaşlarını çok seçiyor;
bütün
herkes onun etrafında pervane olsun istiyor. Olmayınca
da
mutsuz oluyor, kızıyor sinirleniyor. "Benimle oynamıyorlar,"
diyor.
Sadece
oğlumun olumsuz taraflarını anlatığım için üzgünüm ama
ilerde
problem yaşar diye endişe ediyorum.
 
Bu
gözlemlerden sonra, "Ne yapmamız gerek?" sorusuna soran anneye verdiğim
cevapta:
 
"Sizin
çocuk yetiştirme durumunuzun ayrıntılarını bilmiyorum; ama söylediklerinizden,
sanki "çocuk merkezli bir aile" haline geldiğinizi sezdim. Çocuk
merkezli aile konusunda bir makale yazmayı düşünüyorum. Lütfen yazılarımı
izleyin; o makalede sizin sorunuzun cevabını bulacaksınız," demiştim.
Söz verdiğim makaleyi şimdi yazıyorum.
 
Ait
Olma - Bağımsız Olma
Her insan ait olma ve bağımsız olma gereksinmeleri ile doğar. Ait
olma birlikte olma, paylaşma, yardımlaşma, hizmet etme, arkadaşlıklar,
dostluklar kurma, aile oluşturma, dernekler, gruplar içinde yer
alma biçiminden kendini ifade eder; kısacası bizim sosyal yönümüzü
ifade eder. Bu gereksinme her normal insanda vardır.
 
Bağımsız
olma, birey olma, istediğini yapabilme gücünü elde etme, düşüncesini
ve duygularını ifade edebilme özgürlüğünü gerçekleştirme eğilimi
olarak yaşama yansır ve bu gereksinme de her normal insanda vardır.
 
Bu
iki gereksinme bireyin yaşamında ya dengeli ya da dengesiz olarak
yer alır. Eğer bağımsız olma ve ait olma dengeli bir biçimde yaşamda
yer alıyor ise, kişi kendi düşünce ve duygularını kaybetmeden evlilikler,
dostluklar, arkadaşlıklar kurar; kendi istedikleri ile şirketin
istediklerini sürekli dengeleyerek iş yaşamını sürdürür. Böyle insanlardan
oluşmuş toplumlarda devlet ve vatandaş ilişkisi dengelidir; devletine
seve seve vergi veren ve hizmet etmeye hazır vatandaşlar olduğu
gibi; varoluşunun nedenini vatandaşına hizmet etme bilincinde bulan
bir devlet vardır.
 
Ait
olma ve bağımsız olma dengesini oluşturmuş ilişkilerde, her iki
taraf da hem konuşmanın, hem dinlemenin gerekli olduğunu bilirler;
birbirleriyle hem konuşurlar, hem de birbirlerini dinlerler.
 
Ait
olma ve bağımsız birey olmanın dengesinin bozulduğu durumlarda ya
ait olma baskındır ya da bağımsız olma. Ait olmanın baskın olduğu
ilişkilerde kişi evliliğinde, dostluk ve arkadaşlıklarında kendi
düşünce ve duygularını ifade etme olanağını bulamaz. Çalıştığı iş
yerinde emir kuludur, kendi düşüncesini kimse kaale almaz. En acısı
bu kişi de kendinin, duygularının ve düşüncelerinin kaale alınmasını
beklemez. Böyle insanlardan oluşmuş toplumlarda devlet ve vatandaş
ilişkisi de dengesizdir; vatandaş devlet için vardır, teba zihniyeti
hakimdir.
 
Bağımsız
birey olmanın baskın olduğu ilişkilerde kişi evliliğinde, dostluk
ve arkadaşlıklarında sadece kendi düşünce ve duygularını ifade etmekle
yetinir; karşıdakinin duygu ve düşüncesiyle ilgilenmez. Hep kendisi
konuşsun ister. Çalıştığı iş yerinde kendisinden başka herkesi emir
kulu olarak görür. Bu kişi devlete vergi vermek istemez, askerlik
yapmak istemez, ama devletin bütün hizmetlerinden yararlanmak ister.
 
Çocuk Merkezli Aile'de
Çocuk merkezli ailelerde ait olma ve bağımsız birey olma dengesi
çocuğun bağımsız olması yönünde bozulmuştur. Ne demek bu? Bu şu
demek: Ailede herşey çocuğun isteğine göre düzenlenir, ayarlanır
ve herkesin çocuğun isteği yönünde fedakarlık yapması beklenir.
 
Böyle
bir aile ortamı içinde büyüyen çocuk normal sosyal ortamlarda, yani
aile toplantılarında, oyunlarda, diğer grup faaliyetlerinde hep
kendi konuşsun ve hep kendi dediği olsun ister. Bana soruyu gönderen
annenin betimlemesinden böyle bir izlenim elde ettim.

Peki,
Ne Yapmalı?
Peki ne yapmalı ki çocuk ait olma ve bağımsız birey olma dengesini
bilerek büyüsün? Burada en önemli yön ailenin hangi değerleri aile
yaşamında yaşadığı ve yaşattığıdır. Değerler bireylerin ait olma
yönleriyle ilgilidir; yani, insan ilişkilerini ilgilendirir değerler.
Sevgi bir değerdir ve insanların birbirleriyle ilişkilerini ilgilendirir.
Hakkaniyet bir değerdir ve yine insan ilişkilerini tanımlar. Onura
saygı bir değerdir ve her değer gibi bu değer de insanların birbirleriyle
nasıl ilişki içinde olmaları gerektiğine yol gösterir, pusula görevi
görür. Bu önemli bir konudur ve bu konuya hakkını vermek için geniş
olarak tartışmak gerekir. Ben İyi Düşün Doğru Karar Ver,
İçimizdeki Biz, ve Savaşçı kitaplarımda değerler ve
ilkeler konusunu değişik açılardan ayrıntılı olarak tartıştım.

Ailede Nasıl Bir Yol İzleyelim?
"Peki ne yapalım, ailede nasıl bir yol izleyelim?" sorusu akla geliyor
hemen. Önerim, her ana babanın kendi aileleriyle ilgili olarak hangi
temel değerleri pusula olarak kabul edeceğine karar vermesi ve şimden
sonra tüm davranışlarını bu değerlerle ahenk içinde yürütmesidir.
Bu değerler ailenin vizyonunun temelini oluşturur. Çocuğun davranışı
bu değerlere uymadığı zaman hemen bu davranışla ilgilenmek ve takip
etmek gerekir. Bu davranışın hangi değeri ihlal ettiği, bu değerin
aile için, yaşam için anlamının ne olduğu anlatılır. Ve bu konuda
hiç taviz verilmez, hiç göz yumulmaz. Çocuk kendisine sabırla ve
ısrarla anlatılan değerleri öğrenir ve onu gelişen vicdanının ögesi
yapar. Çocuğun vicdanı içerikleştirdiği değerlerden oluşur. Aile
vizyonunuzun temelini oluşturan değerler üzerinde ciddi olarak çalışmayı,
zaman harcamayı tüm karı kocalara, ana babalara ısrarla öneririm.


Diğer yazıları için tıklayın
|