|

KİŞİSEL BÜTÜNLÜK VE
YAŞAMIN ANLAMI Güncelleme:
05.10.2000

Bu
yazı daha önce yazdığım iki makalenin devamı niteliğindedir. İlk
yazımda kişinin kendisiyle ilişki kurmasının, ikinci yazımda bu
ilişkinin saf bir ilişki olup olmamasının önemi üzerinde durmuş
ve örnekler vermiştim. Bu yazımda kişinin kendi benliğiyle safça
ilişki kurmasının, yani kişisel bütünlük içinde olmasının, onun
hayatının anlamının çok önemli bir yönünü oluşturduğu üzerinde durmak
istiyorum.
 
Kişisel
bütünlüğün ilk gereği, kendi gerçeğini algılamayı ve algıladığı
bu gerçeğe saygılı olmayı gerektirir. Hüzünlü isen hüzünlü olduğunu,
korkuyorsan korktuğunu, kaygılı isen kaygılı olduğun gerçeğini kabul
etmek gerekiyor. Bunu kabul etmeyen kişi kendi gerçekliğinden uzaklaşır,
'mış gibi' biri olur.
 
SAVAŞÇI kitabında (s. 106) Arif öğretmenle aramda
şu konuşma yer alır:
Bir
süre sustum, ve devam ettim: "Savaşçının ilişkisi hiç bir zaman
çöplüğe dönüşmez."
-Kişisel
bütünlük sadece savaşçı için değil, herkes için çok önemli; öyle
değil mi?
-Evet, gayet
tabii herkes için önemli. Aslında sıradan insanla savaşçıyı ayırt
eden en önemli özelliklerinden biri, kişinin yaşamına getirdiği
kişisel bütünlüğün düzeyidir.
-Kişisel
bütünlüğün düzeyi mi dediniz, Hocam?
-Evet, daha sonra
bu konuya gireceğim. Fakat şimdi şunu söylemekle yetinelim: Kişisel
bütünlük her insanın üzerinde düşünmesi gereken yaşamın önemli bir
boyutu.
-Evet, bunu görebiliyorum:
'A', 'A'dır dediğimiz zaman, bu özdeşim ilkesini veriyor. Ben Arif
Okurer olarak, düşündüğüm, hissettiğim, ve yaptığım zaman, kendim
olarak var oluyorum. Doğal olan bu; karıncanın karınca, kuşun kuş
olarak devam edebilmesi için onların özdeşim ilkesi içinde yaşamlarını
devam ettirmeleri gerekiyor. Hayvanlar için bu sorun değil; çünkü
bir kuş, hiçbir zaman kuştan başka bir şeymiş gibi davranmaz. Karınca
da öyle. Böylelikle ben bir kuşa veya karıncaya baktığım, onlar
hakkında düşündüğüm zaman onları ne ise öyle görür ve o özellikleri
içinde düşünürüm.
"Ben Arif Okurer
olarak kişisel bütünlük içinde algılar, düşünür ve davranırsam,
o zaman sürekli kendim olmaya devam ederim."
Arif Bey durdu,
bana baktı, "Hocam lafı sizden aldım, ben konuşmaya başladım. Çok
mu konuşuyorum?" diye sordu.
Onun konuşmasından
memnun olduğumu, konuyu iyi kavradığını belirttiğini ve açıklamasına
devam etmesini istediğimi söyledim. Arif Bey konuşmasına devam etti:
-Korku nedeniyle,
ya da bir menfaat temin etmek nedeniyle, veya başka bir nedenle,
ben Arif Okurer olmayı bırakır, bir başkası imiş gibi algılar, düşünür
ve davranırsam, o zaman çelişki ilkesine karşı geliyorum. Yani,
'aynı zamanda hem A, hem de A değil olamaz' ilkesini ihlal ediyorum.
Bir insan aynı zamanda ve aynı boyutta hem kendisi, hem de bir başkası
olamaz. Eğer, bu ilkeyi ihlal edersem kişisel bütünlük içinde olmuyorum
demektir ve zaman içinde özdeşimimi kaybederim.
-Arif Okurer,
bu şahane bir açıklamaydı. Sizi kutlarım. Milattan sonra 121-180
yılları arasında yaşamış bir Latin bilge kişi -adı Marcus Aurelius
Antoninus- şöyle der:

Dünyadaki
hiçbir çıkar, verdiğiniz sözü tutmamaya veya kendinize olan saygınızı
kaybetmeye değmez.

-Doğan Bey, şunu
söyleyebilir miyiz: Bir insan ancak kişisel bütünlüğü kadar kendisidir.
Kendisi olmayan insanın etkileme gücü de yoktur. Bu nedenle, bir
insanın ancak kişisel bütünlüğü kadar etkileme gücü vardır, diyebilir
miyiz?
-Evet, diyebiliriz.
Şu anda siz bir psikolojik gerçeği de dile getirdiniz. Hepimiz özü
sözü doğru insana güveniriz ve onun dediğine inanırız. İki birey
arasındaki ilişkide, ailede, şirkette, toplumda özü sözü doğru insan,
yani kişisel bütünlük içinde olan insan daha etkilidir. Kişisel
bütünlük içinde olmayan insan kendi gücünü yok eder.
Kitapta, Arif öğretmenle yaşamın anlamı üzerinde
konuşuyorum, ama bu noktada değil, kitabın başka yerlerinde. Fakat
burada şimdi şunu hemen ilave etmek istiyorum: Kişisel bütünlük
içinde olan insan kendisi olarak vardır; kişisel bütünlük içinde
olmayan insan kendisi olarak yoktur, ancak 'mış gibi' vardır. 'Mış
gibi' var olan insan, etkili olamadığı gibi, hiçbir zaman anlamlı
ve coşkulu bir yaşam da süremez.

Önümüzdeki hafta "Kendi benliğiyle safça ilişki kurabilmek kendiliğinden
olan bir olay değildir; kişinin bilinçli olarak bunu başarmak için
gayret sarfetmesi, bunu 'becermeye' çalışması gerekmektedir," konusunu
ele alacağım.


Diğer yazıları için tıklayın
|