|

KENDİ BENLİĞİMİZLE SAFÇA BİR İLİŞKİ KURABİLMEK Güncelleme:
21.09.2000

Daha
önceki yazılarımı izleyen okuyucularımın bildiği gibi bu yaz Amerika'da
değişik yörelerde bulundum. 'Dizüstü' anlamına gelen 'Laptop' adı
verilen taşınabilen türden bilgisayarım, internet aracılığıyla dünyanın
değişik yörelerindeki arkadaşlarımla sürekli ilişki içinde kalma
olanağını sağladı.
 
Sevdiğim, yakın hissettiğim ve değer verdiğim bir dostumun İstanbul'da
zor bir devre geçirdiğini biliyordum. Bir mektup yazdım ve onun
seveceğini umduğum digital olarak çektiğim bir doğa resmi gönderdim.
Temmuz 2000 sonlarına doğru bana yazdığı mektupta, "Sevgili Hocam,"
diyerek başlıyor ve şunları söylüyordu:
"Mail'in
için teşekkür ederim. Kendimi özel ve değerli hissettim. İnsanın
dayanacağı biri olması çok güzel bir şey. Galiba bütün yaşam kendi
benliğimizle safça bir ilişki kurabilmekte düğümleniyor. Eğer bunu
becerebilirsem kendime ne güçlü bir hediye vermiş olacağım. Zamanın
hepimize taşıdığı anlar var. Fotoğraf bana, Amerika'ya ilk gidişimi,
senin bu olaydaki vericiliğini, Grand Canyon'u, ayrıldığım eşimi
hatırlattı. Şu an burnumun direği sızlıyor ve gözlerim yaşlı. Yaşamı
bir bütün olarak, acısı ve tatlısıyla kabullenmek biraz zor."
 
Arkadaşım
daha sonra üzerinde çalıştığı kitaptan ve o yaz yapacağı geziden
söz ediyordu. Bu mektupta beni en çok etkileyen şu cümle oldu: "Galiba
bütün yaşam kendi benliğimizle safça bir ilişki kurabilmekte düğümleniyor.
Eğer bunu becerebilirsem kendime ne güçlü bir hediye vermiş olacağım."

Kendi
Benliğimizle Safça Bir İlişki Kurabilmek
Ne demek "kendi benliğimizle safça bir ilişki kurabilmek?"
Bu cümle üzerinde düşündüğüm zaman şunları görüyorum:
İnsanların kendi benlikleri diyebileceğimiz bir yönleri vardır;
İnsanlar kendi benlikleriyle ilişki kurabilirler veya kuramayabilirler;
Kendi benlikleriyle ilişki kurmanın birçok türleri vardır;
Bunlardan bir tanesi 'safça bir ilişki' kurabilmektir;
Kişinin kendi benliğiyle safça ilişki kurabilmesi o kişinin yaşamının
anlamlı olmasının çok önemli bir yönünü oluşturuyor;
Kendi benliğiyle safça ilişki kurabilmek kendiliğinden olan bir
olay değildir;
Kişinin bilinçli olarak bunu başarmak için gayret sarfetmesi, bunu
'becermeye' çalışması gerekmektedir.
Kişi kendi benliğiyle safça ilişki kurmayı başarabilirse, bu başarı
onun kendine vereceği en önemli 'hediye'dir..

Sevgili okurlarım, yukarıda sıraladığım ifadelerden her birini teker
teker ele alarak düşündüklerimi bir dizi makale olarak yazmak istiyorum.
Bu yazımda, 'insanların kendi benlikleri diyebileceğimiz bir yönleri
vardır' konusunu ele alacağım.

İnsanların Kendi Benlikleri Diyebileceğimiz Bir Yönleri Vardır
Şimdi bu yazıyı okumayı bırakın ve 30 saniye kadar gözlerinizi kapayın.
Gözlerinizi kapadığınız zaman tamamiyle bir boşluk mu hissettiniz,
yoksa aklınıza düşünceler, duygular, izlenimler üşüştü mü? Eğer
siz de diğerleri gibi normal bir insansanız gözlerinizi kapadığınız
zaman bedeninizden gelen izlenimlerin, aklınıza gelen düşüncelerin,
duyguların farkına vardınız. SAVAŞÇI kitabında Arif öğretmenle şöyle
bir deneme yapıyorum: (s. 18)
-
Arif Bey, kısa bir deneme yapmama izin verin.
- Nasıl bir deneme?
- Oturduğunuz yerde, gözlerinizi kapatarak yapacağınız bir deneme.
- Peki.
- Sandalyenizde rahat oturun ve gözlerinizi kapatın. Şimdi bedeninizin
farkına varın. Ayak ucunuzdan tepenize kadar şöyle bir gözden geçirin.
Gergin yerler var mı? Rahat hisseden yerlerin, rahatsız hisseden
yerlerin, hamlamış, yorulmuş, ya da zinde, dinç kısımların farkına
varın.
"Şimdi duygularınızı gözden geçirin. Şu anda ne gibi duygular içindesiniz?
Heyecan mı hissediyorsunuz? Kaygınız var mı? Mutlu musunuz? İçinizde
biraz rahatsızlık var mı? Sakin misiniz?"
"Şimdi düşüncelerinizi gözden geçirin: neler düşünüyorsunuz? ….
Aklınızdan şu anda ne gibi düşünceler geçiyor. ….. Şimdi ve burada
olan şeyleri mi düşünüyorsunuz, yoksa geçmişle, ya da gelecekle
ilgili düşünceleriniz var mı? …… Sadece konuştuğumuz konuları mı
düşünüyorsunuz, yoksa kişisel yaşamınızla, öğretmenliğinizle, veya
yaşamınızın daha başka yönleriyle ilgili düşünceler geliyor mu?….."
Bu arada garson yandaki masaya su ve ayran getirdi ve ayrılırken
bizim masaya sürtünerek geçti. Arif Bey'in gözlerini açmak ister
bir hali vardı.
- Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz.
Garson gittikten sonra konuşmaya başladık.
- 'Ben kimim?' sorusuna 'Ben bedenimim' biçiminde cevap verebilir
misiniz?
- Bedenim bir parçam ama, 'Ben kimim?' sorusunun cevabı olamaz.
- Gerçekten de olamaz. Siz küçükken, size yine 'Arif' diyorlardı.
Size birçok çocukla birlikte çekilmiş bir resim gösterseler ve "sen
hangisisin göster," deseler, kendinizi o grup içinde bulur gösterir
ve "işte ben buyum," dersiniz. Halbuki çocukluk bedeninizle şimdiki
Arif'in bedeni birbirinden çok farklı. Sizin bedeninizde milyarlarca
hücre yenilendi. Ama, siz yine o çocuğun ve şimdiki Arif'in aynı
insan olduğunu rahatlıkla ve kuşkusuz söyleyebilirsiniz.
- Evet, söyleyebilirim.
- Aynı düşünceyi duygularınız ve düşünceleriniz için de söyleyebilir
miyiz?
- Yani, 'Ben duygularım değilim!' anlamında mı?
- Evet, o anlamda.
- Tabii, söyleyebiliriz. Ben düşüncelerim değilim, ve duygularım
da değilim.
- Bilimsel psikoloji uzun yıllar, bilincin kendisiyle bilincin içeriği
arasında bir ayırım yapamadı. Bilinç farkında olan, bilincin içeriği
ise farkında olunan şeydir. İkisi aynı şey değildir. Algılayan,
gözlemleyen bilinçtir. Algılanan, gözlemlenen ise bilincin içeriğini
oluşturur.
"Gözünüzü kapattığınızda bedeninizi, duygularınızı, düşüncelerinizi
gözlediniz. Gözleyen sizin bilincinizdi, bedeniniz, duygu ve düşüncelerinizle
ilgili algılamalarınız ise içerikti."
- Evet, bunu anlayabiliyorum ama, bütün bu konuştuklarımızın 'Ben
kimim?' sorusuyla ilgisi ne?
- Bakın size bir öykü anlatayım. Belki o zaman konuştuğumuz şeylerle
sorunun ilişkisini daha iyi anlarsınız:
Devamı


Diğer yazıları için tıklayın
|