Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR






LAURA                                      Güncelleme: 14.09.2000

Kızım Ayşen ve torunum Joshua ile Kauai adasının batı kıyılarına yakın olan Waemai Dağı'na gittik ve Ayşen'in tanıdığı bir ailenin dağevinde üç gün kaldık. Büyük bir kanyon var, tahmin edebileceğiniz gibi adı Waemai Kanyonu; yol bu kanyonun kenarını izliyor. Birkaç manzara noktası var, oralarda durduk ve muhteşem dağ ve vadi manzarasını seyrettik. Hafifçe yağmur yağdı, ardından hayatımda gördüğüm en büyük gökkuşağı oluştu ve tam bir ark yaptı. Tabii, Joshua'nın heyecanını görmeli ve sorularını duymalıydınız.

Dağevine varışımızın ikinci günü akşam üzeri, bulunduğumuz eve Ayşen'in tanıdığı Laura adında bir bayan telefon etti; ziyaret etmek istediğini söylemiş. Ayşen, o akşam kocası Kelly'i dağın eteğindeki kasabadan alıp eve getireceği için, pek ziyaret zamanının olmadığını söyledi. "Ama kısa bir süre için konuşabiliriz, istersen gel," dedi.

Güneş batımına yakın, ben evin ikinci katının balkonunda oturup bulutları seyrederken, aşağıda bizim köylü kadınları gibi yanık, kocaman bir gülüşü olan, gözleri pırıl pırıl parlayan, gömleğinin dirseği erimiş ve yırtılmış 35 yaşlarında bir kadın gördüm. Merhabalaştık. Ayşen'le kucaklaştılar, Joshua'ya selam verdi ve Joshua'nın izin verdiği rahat mesafede kalmaya özen gösterdi. Yeniden bana baktı ve "Orada manzara güzel mi?" diye sordu. Ben de, "Benim hoşuma gidiyor, istersen sen de katıl," dedim.

Yukarı geldi, ben el sıkışmak üzere elimi uzattım, o beni kucakladı, sanki bağrına bastı ve bir süre öyle tuttu. Elleri elime dokunduğunda o ellerin ne kadar nasırlı olduğunu anladım. Gözleri cıvıl cıvıl idi. Ayşen ve Joshua balkona geldiler ve 20 dakika kadar Laura ve Ayşen eski günleri yadettiler. Daha sonra Ayşen kendisinin gitmesi gerektiğini söyledi. Laura ilgimi çekmişti; bu tür Amerikalı kadına her yerde kolay kolay rastlanmaz; o nedenle, eğer sohbetten hoşlanırsa kalmasını söyledim. "Sizin herhangi bir işinizi aksatmış olmayayım," demesine rağmen kaldı. Ayşen ve Joshua gittikten sonra, Laura da aşağıya mutfağa indi, tabak ve çatal sesleri duydum. Bir süre sonra bir çanak içinde marul salatası, çatal ve bir şişe içilecek su ile balkona geldi. Artık güneş batmaya başlamış ve ortalık bayağı kararmıştı.

Ben onun için bir sandalye koymuştum balkona. Sandalyeye oturdu ve büyük bir rahatlıkla bacaklarını balkonun kenarlıklarına uzattı. Bir süre sonra, "Ben burada rahat değilim diyerek, balkonun bir köşesine yapılmış olan yüksek köşk gibi yere çıktı, bağdaş kurdu ve salatasını yemeye başladı. Davranışlarındaki rahatlık o kadar aşikârdı ki, herhangi bir sıkılganlık emaresi görmek mümkün değildi.

Ben Laura'yı tanımak istiyordum, ona bir sürü soru sormak istiyordum. Ama doğrudan sorular sorarsam, sanki onu bir tetkik konusu yapıyorum izlenimi vereceğimden ve onun kapanacağından korkuyordum. Önce kendimi açmaya karar verdim ve hayatımı kısaca ona özetleyerek öykümü anlattım. Laura dikkatle dinledi, ve "Kendi yaşam öykünüzü benimle paylaştığınız için kendimi ayrıcalıklı hissediyorum, teşekkür ederim," dedi. O zaman, "Ben de senin yaşam öykünü merak ediyorum," dedim. Gülümsedi, "Benim anlatacak pek bir şeyim yok," dedi. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:

- Herhalde bu adada doğmadınız?
- Hayır! Ben Ohio'da doğdum.
- Dümdüz arazi. Mısır yetiştirirler.
- Evet, mısır ve soya fasulyesi tarlalarında büyüdüm.
- Çiftlikte mi büyüdünüz?
- Yok çiftlik sayılmaz; küçük bir kasaba kenarıydı.
- Peki oradan niçin ayrıldınız? Nasıl oldu da buraya geldiniz?
- Ben tek ürünlü tarlalar gördüm. Gözün alabildiğine mısır tarlası veya gözün alabildiğine soya fasulyesi tarlası. Doğa böyle hep tek ürünlü sanırdım. Bir gün ormana gittim ve orada doğal ortamın ne olduğunu gördüm. Doğal ortamın el dokunulmamış bütünlüğünü, vahşi güzelliğini ve görünüşün arkasındaki anlamını gördüm. İçimde bir şey kıpırdadı. Hayatımda eksik olan şeyin ne olduğunu keşfettim. Ve bütün Amerikalıların düştüğü tuzak olan para hırsına kendimi kaptırmamaya, doğayla içiçe bir yaşam geçirmeye karar verdim.
- Nerelere gittiniz? Doğayla nasıl içiçe yaşadınız?
- Alaska'ya gittim. Dört yıl Alaska'nın değişik yörelerinde değişik işlerde çalıştım ve oranın vahşi güzelliğini tüm haşmetiyle yaşadım.
- Eğitim, meslek, gelir, ev, evlenme, çocuk gibi her insanın istediği şeylere sahip olmayı istemediniz mi?
- Söylediğin bütün bunlar insanların güven duymak için yaptığı şeyler. Kendilerine daha güvenli bir ortam yaratmak istiyorlar. Halbuki ben şunu gördüm ki, bu söylediklerinin hiçbiri aslında güven verecek şeyler değil; her an insanın kaybedebileceği şeyler. Gerçek güven doğayı tanımakta, onunla ahenk içinde yaşamakta. Başka güven kaynağı aramamayı öğrendim.
- Burada ne yapıyorsunuz?
- Bu adaya geleli beş yılı geçiyor. Çok değişik işler yaptım. Bir süre sonra ormanı koruma faaliyetlerine gönüllü olarak katılmaya başladım; şimdi bu adanın orman koruma teşkilatında ormanı saflaştırma faaliyetinde çalışıyorum.
- Laura, ormanı saflaştırma ne demek?
- Bu adanın bitkileri binlerce yıl başka hiçbir etki altında kalmadan yaşayagelişmişler ve kendi özelliklerini kazanmışlar. Beyazlar adaya gelmeye başladıktan sonra buraya değişik böcekler, hayvanlar ve bitkiler getirmişler. Bu sonradan gelme bitkiler ve hayvanlar, dengeyi bozarak ormanı yozlaştırmaya başlamışlar. Ben bu sonradan gelen bitkileri bulup kökleme ve savaşı kaybetmeye başlamış olan yerli bitkileri ormanın değişik yerlerine dikme görevini yüklendim.

O sırada şimşek çakarak bulutlar ateş rengine büründü. Laura çocuklar gibi el çırptı ve cıvıl cıvıl sesler çıkardı. Şimşeğin ve bulutların etkisini onda görüyordum. Gördüğü manzaradan büyük bir zevk alıyordu. İkimiz de konuşmadan 15 dakika kadar şimşekleri ve gittikçe daha kuvvetli esmeye başlayan rüzgarın sesini gözlemeye koyulduk. Bana bir çocuk saflığı ile gülemseyerek baktı ve "Sen dinlemesini iyi biliyorsun," dedi. Cevap vermedim; çünkü hayatımda aldığım bu en içten anlamlı övgüyü ucuzlaştırmak istemiyordum.

Bir süre sonra, "Yakınlarda mı oturuyorsunuz?" diye sordum. "Evet, şuralarda bir yerlerde," diye bir istikamet gösterdi, fakat daha fazla ayrıntı vermek istemedi. Daha sonra Ayşen ve Kelly'den öğrendiğime göre Laura kendi yerini kendisi yapmış. Kargılardan, "Yurt" adını verdikleri, dairesel bir baraka yapmış, çevresini kargılarla örmüş, üstünü de kargılarla ördükten sonra oluklu naylonla kaplamış. "Pencere var mı?" diye sordum. "Bütün çevre pencere!" dediler. Yer toprak ve üstüne bir döşek atılmış; bütün lüksü bundan ibaret.

Devamı




Diğer yazıları için tıklayın



DC İLE İLETİŞİM DÜNYASI

DOĞAN CÜCELOĞLU'NDAN

BASAMAK TAŞLARI

CEVAPLAR

ALINTILAR

MAKALELERİ

BİBLİYOGRAFYA

Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 




Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla